Mustafa Burak Sezer’in ‘yoksa ben insan değil miyim çiçeğim’ şiiri nasıl bir şiir?

0
614
Mustafa Burak Sezer

Bir Şiir Bir Şair / Mustafa Nurullah Celep

[Mustafa Burak Sezer, ‘yoksa ben insan değil miyim çiçeğim’, Mühür-41]

Mustafa Burak Sezer’in aşırılaştırılmış ironisiyle dikkat çeken bu şiirini, zihni melekem el verdiği müddetçe ucu açık bir yorumlamayla serbest çağrışımlı bir okumaya tabi tutacağım. Şiirin tinsel evreni, başkalığıyla, renkliliği ve çeşitliliğiyle öne çıkıyor daha çok. Şiirin en belirgin özelliği, söyleyiş biçimi, edası ve muhatabına seslenişiyle okuyucunun intibaını yadırgayışıdır. Bu yadırgayıcılığı sağlayan şey, şiirde konuşan öznenin yabancılaşmış dünyasıdır diyebiliriz. Yabancılaşan dünya, şairin iç ben’idir burada. Şairin tinsel evrenine akan geniş ve hızlı ve yoğun atmosferiyle bir şehir yaşantısı zembereğinden boşanmış bir duyarlıkla ortaya serilir.

Coğrafyanın anlamını yitirdiği yerde başlar Sezer’in söze konu ettiğimiz bu şiiri: ‘‘içimde yavşayan bir coğrafya var’’ İletişimin bittiği yerde ‘argo’ başlıyor artık. Metnin yüzey anlamında bu yargıyı dile getirebiliriz sanırım. Şiir boyunca sevgilisine abartılı ve ironik sozlerle ve alaysılamalı bir dille konuşan öznenin, dolukluğun ve yabancılaşmanın verdiği serbest bilinçle sürekli seslendiğine müşahede ediyoruz. Tanıklığımız ilerledikçe bilincin alt katmanlarında dolaştığımıza kani oluyoruz. ‘içimden çıkarıyorum rengarenk paspaslar ayaklarınla bas diye/bir günde on beş kere sevişen adam içimden geçiyor/işsizlik gittikçe artıyor çiçeğim’ Şiirin burasında şiirsel algımıza kelimeler aracılığıyla yeni bir yol açılıyor. Bu şiirin, göndermesiyle tipik bir bilinçaltı şiiri olmadığını anlıyoruz. Toplumun popüler kültür aracılığıyla yaşadığı cinsel travmayı işsizlikle bağıntılıyor şair. ‘İşsizlik’ kavramını işaret ederek, başkalaşan iç ben’ine bir anlam veriyor böylece. Oradan dış dünyaya doğru bir çıkış yolu arayışına giriyor. Başkalaşan ve yabancılaşan iç dünya, baskısıyla, yoğunluğuyla hüzün duygusu ve aşk nesnesi karşısında da beliriyor. ‘geçiyor belli belirsiz bir burukluk bir hüzün içimden/sana gelince çoğalıyor’ İç Ben ile Dış Dünya arasında karşıtlıklar oluşturarak şirazesi bozuk bir hayat sisteminin betimlemesini yapıyor Sezer. Üslubu bozulmuş, ilişkilerin inhirafa uğradığı bir hayatın da diyebiliriz. Yorgun işçilerin enselerini yakan ‘soğuk’ bir güneştir. İletişimin sahiciliğini yitirdiği düzenin adı Popüler Hayattır artık. İroni temelli biçimlenen şiir, karşıt ve zıt söyleyişlerden faydalanarak popüler hayata, bu hayatın nesnelerine göndermelerde bulunmayı ihmal etmez. ‘içimden ferrari geçiyor satıp bilgeleşemiyorum çiçeğim/bu şarkı içimden senin için geçiyor çıtır çıtır ye diye beni’ Yarı şaka yarı ciddi bir edayla konuşuyor bu özne, ironisinin karakterize ettiği şeyi burada arayabiliriz sanırım. Karakterize olunan burada, farklılaşan benliğini muhatabına aşırılıkla dışa vurmak, hatta yer yer artistik bir edayla bu modernize edilmiş hayatta ciddiyetin yitirildiğini alenen ilan etmek. Elbette şiir aracılığıyla. ‘içimden halkların kardeşliği geçiyor, çeto sen hala burada mısın/içimden aşk desem herkes merhaba diyor bayrak açıyor/içimden inleyen nağmeli bir çiçek geçiyor/duruyor sonra terlerini soğutuyor/o zaman aşk kalbimizde yaşar/onu suyla büyütürüz çiçeğim’.

Duygunun öne çıktığı anlamıyla Lirizmi, alaysılamanın şiirsel oklarını kullanarak inhirafa uğratıyor Sezer. Şiirin arka planında duygunun sathiliğine yönelik bir isyan düşüncesi yer alır. Şiirin derin matrisi budur sezinlediğim kadarıyla. ‘ben aynada kendisini göremeyen kişiyim/ıssızlaştıkça çorak bir ülke oluyorum/içimden kendi insanlarını büyütüp öldüren lirik bir şehir geçiyor/bahçeler geçiyor bir de, çiçeksiz ve ağaçsız.’ Şairin ‘içimden geçiyor…’ dediği modern insanın ta kendisidir. Modern hayatın içinde yabancılaşmaya uğramış insanın ‘çölleşen iç dünyasının’ resmini betimler Mustafa Burak Sezer, bu anlamda bu metin duygusal çoraklaşmanın taslak metni gibidir diyebiliriz. Okuyucu bu şiiri duyumsayarak modern insanın iç evrenine pekala tanıklık edebilir. Bu mısralar da insanın derin ıssızlığının, yabancılaşmanın yoğun anlamının/anlamsızlığının çarpık bir fotografı veya şenlikli bir görüntüsü biçiminde okunabilir, yarı şaka yarı ciddi deyişimiz bu yüzden. ‘ben gayri umumi bahçelerde seni sularken paslanan su bidonuyum/içimden böyle bir şarkı geçiyor, notalarını deniz rüzgarlarının çaldığı gelişigüzel isabetsiz şarkılar/kalbini ıskalıyorum çiçeğim/kalbine nişan alıyorum içimden bir ok geçiyor/Afrika geçiyor, sımsıcak çöl kumlarını kavuran kızıl güneş geçiyor/içimden sana doğru transit bir yol geçiyor/gümrüklerin kaldırıldığı/çiçeğim bütün gümrüklerin sahiplerini bir peçete gibi büzüştüren tır şoförü geçiyor içimden’

İçinin kuraklığından azade olabilmek için şairin, muhatabına mısralar aracılığıyla kanallar açtığını varsayabiliriz. Diyalog kurma derdiyle öznenin, iç evreninin ıssızlığından bir çıkış yolu bulma arayışına tanık oluyoruz. Şiirin tinsel evreninin renklilik ve çeşitlilik arz ettiğinden bahsettik. Karmaşık nesnelerle çatılmış bu tinsel evrenin temel problemine gelebiliriz şimdi: Giderek arabeskleşen bir hayat ve insan ilişkilerine yöneltilmiş şiirsel bir eleştiridir bu. İnsanın doğrudan duygularıyla dalga geçmiyor şair, sathileşen duygularadır eleştirisi. Mizaha kayan mısralarıyla da dikkat çekiyor ayrıca. İroniden mizaha yöneldiği şu mısralar şairin espritüel tavrını fazlasıyla belli ediyor: ‘şehir hatları geçiyor radyosunda futbol haberleri dolaşan bir uçak geçiyor/kanatsız bir ufo geçiyor/içimden bir falcı geçiyor fanusunu barbarlara kaptırmış.’ Şairin ciddileştiği yer sanırım burası: ‘içimden çiçekleri sonradan tanımış çekingen bir çocuk geçiyor/burada çekimser kalıyorum çiçeğim’

Hakikaten ilginç, ilginç olduğu kadar kendini okutan bir şiir. Ancak şiirin yapısıyla bütünlüklü bir şiir olduğunu söyleyemeyiz. Karmaşık bir iç evren ve bu evrenin duygusal ve ussal bir denetime tabi tutulmadan bilinçsiz bir iç dökümü yansıtılmış metne. Asık suratlı, karanlık şiirler beklemiyoruz elbette Sezer’den. Duygularını zapturapt altına alarak eleştirisini düşünsel bir özle biçimleyebilirse akılda kalan sarsıcı şiirlere ulaşabilir. Mustafa Burak Sezer, sağ gösterip sol vuran şairlerden, ironisi ve eleştirisi artistik bir eda taşıyor. Takibe değer bir şair.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here