Yeni Kuşak Şairlerde ‘Yeni Hece Şiiri’ Duyarlığı | Eleştiri

0
696

Mustafa Nurullah Celep

YENİ KUŞAK ŞAİRLERDE ‘YENİ HECE ŞİİRİ’ DUYARLIĞI,

BİÇİM VE İÇERİK ÖZELLİKLERİ

‘‘Her fikir tehlikelidir; bunu çaresiz resmen ve bir kez kabullenmeliyiz, ama şunu da eklemeliyiz ki gizli bir riziko olan bu tehlike, fikirlere özgü değildir; insanın yapıp ettikleri her şeyde görülen özelliktir. Bu yüzden insanın varlığının tehlike’den başka bir şey olmadığını söyledim. İnsan hep uçurumların arasında yürür; istese de istemese de, en sahici zorunluluğu dengesini korumaktır’’ (Ortega Y Gasset, İnsan ve ‘‘Herkes’’)

Giriş

Yeni Hece Şiiri, Hakan Arslanbenzer’in Türk Şiiri yıllıklarında kavramlaştırdığı bir şiir türüdür. Bu şiir, 1990 Kuşağının temel muhafazakâr tutuma sahip modern direniş şiiridir. (1) İbrahim Tenekeci ve Süleyman Çobanoğlu başta olmak üzere Berat Demirci, Ali Emre, Ali Ayçil gibi şairlerde olgunlaşıp kıvamına ererek dal budak salan biçim ve içerik özellikleriyle bugüne ulaştığına tanıklık ederiz. ‘‘Biçim açısından bu şiirin en belirgin özelliği yazılan bir şiir değil, söylenen, sesle okunan bir şiir olmasıdır. Kısa ve bütünlüklü olması sebebiyle okuyucuyu etkileme ve akılda kalma yönünden etkilidir. Etkileyici ve güzel mısralar bu şiiri güçlü kılar. Klasik ölçüyle modern estetiği birleştirir. Biçimle özü, söyleme şekliyle söyleneni eşitleyerek dar bir alanda çeşitlilik yaratılmasına zemin hazırlar. Şairleri belli bir biçime hapsetmesi, anlatılacak şeylerin dar bir alana hapsedilmesi şiiri etkisiz hale getirir. Çok çabuk kalıplaşan yeni hece şiiri anlamsal boyutta da geçmişe hapsolur. Yeni hece şiirini klasik heceden ayıran yön tema, ritim, vezin ve kafiye gibi ahenk unsurlarını eski şiire benzer tarzda kullansalar da genel olarak günümüz şartlarına uyarlamalarıdır. Bunlar bildiğimiz anlamda hece şiiri değil, hece şiirini ansıtan, bazı özelliklerini kullanan (tema, ritim, vezin, kafiye) yeni şiirlerdir. Zaten vezinli olsalar bile, durak yapıları klasik hece şiirine uymamaktadır.’’(2) Yeni Hece Şiirinin içerik açısından öne çıkan özellikleri hususunda Arslanbenzer’in tespitleri belirleyici öneme sahiptir: ‘‘Kaybolan saflığın yasını tutan şiirlerdir Yeni Hececi Şiirler. Çocukluk, geçmiş, yoksulluk ve doğa bu elden kaçırılmış saflığın mekânını oluşturur. Yaşanılan durum ise yetişkinlik, şimdi, orta hallilik ve medeniyettir. Pişmanlık, itiraf, her zaman hüzün, yeis, gerçekten kaçma arzusu Yeni Hece Şiirinin genel geçer ruh hallerini belirler.(3)

Şimdiyse ifade edilen bu biçim ve içeriğe dair tespitlerin açılımını yapalım.

Yeni Hece Şiirinin Biçim ve İçerik Özellikleri

Yeni Hece Şiirinin biçim açısından göze batan en belirgin niteliği, şiir cümlelerinin düzenli bir görünümde olmasıdır. Yeni Hececi şair mısra sonlarındaki ses benzerliği ve ses tekrarları gibi teknik konularda eski retorik kurallarına çok nadir riayet eder. Örneğin şiirini ele aldığımız Ünsal Ünlü’nün –ilk izlenim olarak- beliren ilk biçimsel/yapısal özelliği, her bir bölümün şiirin kompozisyonu içinde bütünlüklü bir şiirsel mimariye sahip olmasıdır. Bu hususta Ünlü klasik hece sistematiğine yaraşır bir işçilik sergiler. Yeni Hececi şairler çokluk şiirlerinde bir ölçü ve kafiye oluşturma kaygısıyla hareket etmezler. Bu şairlerde Halk Şiirinde gördüğümüz standart kafiye düşürme, redif, cinas, ses tekrarları, anaphore, aliterasyon gibi geleneksel retoriğe uyan bir biçim/yapı endişesi görülmez.

Şimdiyse örnekler üzerinden yukarıda yazdıklarımızı somutlayalım:

‘‘Vadi, kurtların dahi uğramadığı bir yer artık

Akşamla gecenin arasında uçuyor bir yarasa

Eğik uçuşunda binlerce çığlık dağılır vadide

Ve tan vakti, kar basarsa karanlığın ardından

Yamaçlar kabarıp kefen olur çığlık çığlığa çığ.’’(4)

Yeni Hece Şiirleri bağlamında Ünlü’yü hemen birçok şiirinde kafiye düşürme kaygısıyla hareket etmediğini görürüz. Örneğin beş mısralık bir şiir bölümünde birinci, dördüncü ve beşinci mısralar ‘z’ sesiyle kafiye oluşturur ve ses benzerliği kurulurken, bu şiirin sonraki bölümlerinde klasik hece şiirine yakın bir tutumla aynı düzen ve biçim kaygısının gözetilmediğini görürüz. Burada daha çok ağırlıklı düşünce, mısra sonlarındaki ses benzerliği ve tekrarları aracılığıyla, şiirin geneline belli-belirgin bir bütünlük verme, bir düzenli görünüme kavuşturma düşüncesidir. Somutlamak açısından örnek vermek gerekirse:

‘‘Ne çabuk büyüdük sanki zamansız

Dünya nasıl da küçülüyor biteviye

Aşk bizi tez elden terk edip gitti

Bozulmaya yüz tuttu dengemiz

Adımlarımız sarsak, yalpalıyoruz.’’ (5)

Yeni Hece şairlerindeki bu düzen fikrinin kaynağında Süleyman Çobanoğlu’nun Şiirler Çağla adlı ilk şiir kitabının yer aldığını düşünüyorum. Aynı şiirsel düzen kaygısı Hüseyin Akın, Fatma Çolak gibi şairlerde de sıklıkla görülen bir niteliktir.

Yeni Hece Şiiri bağlamında biçim özellikleri konusunda kayda geçilebilecek bir diğer husus da bu şiirlerin geneli itibariyle mısra sonlarının ‘m, n, l, r, s’ ünsüzleriyle sona ermesi, ses tekrarlarının daha çok bu ünsüzlerle yapılmış olmasıdır. Jean Cohen’in ‘‘Ses bakımından birbirine benzeyen sözcükler anlam bakımından da benzemek zorundadırlar’’(6) sözünden hareketle diyebiliriz ki genellikle soyut ve içrek konuları şiirleştiren, ılımlı-ılımlılaştırılmış, dengeli bir lirik iç âleme sahip olan şairlerde bu ünsüzler sıklıkla kullanılır. Diğer taraftan kavgacı, gerilimli, şiirsel hareketin metnin öz yapısını tayin ettiği ve konuşmanın davranış biçiminde somut olarak dışa-metne aktarıldığı dışrak Epik şiirlerde ise çoğun ‘p, ç, t, k’ gibi patlamalı ünsüzler yer alır. Bütün bu ayrışık ses kullanma tarzı, şiiri lirik bir iç dünya dökümü olarak gören şairlerle, somut bir davranış biçimi ve sarsıcı bir şiirsel nitelikle siyasi bir şiir bilincinin dışavurumu olarak gören şairlerde tekniğe dayalı bir mizaç farkını ortaya serer. Yeni Hece Şiiri, çoğun lirik bir kanaldan tebarüz eden bir şiirdir. Bu şiirlerin içeriği ile ses olayları arasında böylece teknik bir uyumluluktan bahsedebiliriz. Somut örnekler üzerinden devam edelim:

 ‘‘Karşı karşıya gelip sinenleri unuttum

Gözlerini ve bir de sesini unutmadım

Önce bıçak gibi parlar sonra keserdin

Bütün kuralları sen koymak isterdin

Parmak hesabı yapardın yaşını sorana’’ (7)

Ünlü’nün şiirlerinin ve genel olarak Yeni Hece Şiirinin içerik özelliklerine gelecek olursak, bu şiirlerin öz/içerik açısından öne çıkan en belirgin özelliği, şiirdeki öznenin ‘ben dili’yle doğayı, soyut ve insani konuları içerimlemesi, bir anlamıyla da soğurmasıdır. Lirik şiirin tabiatına uyan bir şekilde şiirdeki özne, ben’ini merkeze alarak dışındaki dünyaya, tabiat olaylarına, şehir içre dolaşan varlığına geleneksel dünyanın anlamına dayalı bir kök arayışına girer. Bir boyutuyla bu şiirsel özne, tabiattan izler, izlekler taşıyan varlığını şehir içinde gezindirir. ‘Şehirde bir pastoral’ diyebileceğimiz bir tutumla bu şairler tabiata ait, tabiata gönderme yapan mısralarıyla adeta ‘bir suni teneffüs’ izlenimi uyandırırlar. Somut örneklerle devam edelim:

‘‘Güneş çerçevelerdi yüzünü sıcak yaz günü

Kış gelmeden daha gülmezdi bir karınca

Kazak örerdi annem sıcak tutsun diye

Sormadım annemden leylekler havadayken

Tütmeyen bir bacada yuva olur mu diye’’  (8)

Kaçış İzleği ve Şairane Duyarlık

Bizim görüşümüz, Yeni Hece Şiirinin, ‘zulümleri sorgulayan gerçekçi bir şiir’ olmadığı gerçeğinden hareketle bu şiirlerde, yazınsal bir tutum olarak ‘kaçış’ izleğinin daha çok öne çıktığı yönündedir. Yeni Hececi şair, ‘dört başı mamur’ bir yapı gerçeği olarak şehirli – modern değerlerle köklü, sorgulayan, sarsalayan, sert sesli bir mücadele içinde yer almaz hiçbir zaman. Bu şiire, ‘modern direniş şiiri’ demek yerine ‘gerçeklik’le mukabele ve mukarebe etmekten kaçınan ‘modern bir kaçış şiiri’ diyebiliriz ancak. Yeni Hececi şair, yukarıda da izah ettiğimiz gibi, ‘şehirde bir pastoral’ olarak şiirinin dekorasyonu ve hayat anlayışı bakımından cedel ve çatışma içeren unsurlarıyla bir yapı kurmak, bir hayat çizgisi oluşturmak varken, deyim yerindeyse tabiatı tekniğin egemen olduğu bir çağda kaçınılması gereken müsekkin bir liman olarak görür. İbrahim Tenekeci’nin şiirlerinde bu kaçış izleği çok belirgin duygulanımsal etkileriyle yer alır:

‘‘Kimse yüz vermiyor bana, sandalye bile

Beni çağırıyor, yarım kalan ne varsa

Bana düşüyor, her yağmur tanesini

Suya götürmek, o serin ırmaklara’’ (9)

İbrahim Tenekeci ve onun şiir kanalından gelen şairlerden Furkan Çalışkan’da da  ‘kaybolan saflığın mekânını arama’ anlamında tematik olarak öne çıkan izleklerden ‘pişmanlık, itiraf, her zaman hüzün, yeis ve yoksulluk’ gibi unsurlara sıklıkla hem şiirsel atmosfer bakımından hem de yazınsal tutum itibariyle tanık oluruz:

‘‘Bir avuç toprağı suya bir avuç beni

Suyu bulandırdık mutsuzluktan daha ağır

Kaçamadıkça geçemedikçe suyu yeniden

Eskiden basacak taş bulupta geçtiğim

Her göçte bana iade edildi yanın yören’’ (10)

Kaçış izleğinin bir diğer şiirsel yansımasını da Ahmet Edip Başaran’ın ‘Asfalta Yapışan Köpek’ adlı şiirinde okuruz. Bu şairler şehirler ortasında bunalmış vaziyet alışlarıyla çareyi tabiata ve göğe kaçışta bulurlar:

‘‘şimdi usulca kaçalım biz, korkunun açtığı yarıktan

elimizde âdem’den kalma bir sabah

usulca kaçalım kanayadursun kaderimizin yarası

yani burada herkesin gözünden en az milyon kere

görünmez, bir yanımız miyop bir yanımız astigmat

bir dilim çikolata ve reklam ve propaganda’’ (11)

Yeni Hece Şiirinin klasik hece şiiriyle benzeşen bir diğer yönü de şiirsel duyarlık bakımındadır. Şairin imgelem dünyası uyarınca şiir beni’nin sıkılmışlık, sıkıştırılmışlık halinden kurtuluş-çözüm önerisi anlamında şiirsel çare, ya çocukluğa, çocukluğun özlem dolu yıllarına ya da ‘kaybolan saflığın mekânı’ olarak gördüğü göğe, tabiata, şefkat ve merhamete sığınış biçiminde gerçekleşir. Bu anlamıyla Yeni Hece Şiiri, duyarlıkça klasik heceyle benzer karakteristik vasıflar taşır. Başaran’ın ‘Gölgemin Kanında Bir Doğu’ şiiri bu duruma somut bir örneklik sunar:

‘‘iniyorum ölümün sükûnetine, yüzümün arkasında

                                            doludizgin bir şarkı;

belki sesimi yararsam belki ararsam kaybettiğim

                                            çocukluk resimlerini

ben de bir salıncak bulur, avuturum kalbimi

                                            eskimeyen bir şefkatle.’’ (12)

Yeni Hece Şiirine, tanımsal bir tespit anlamında, şehirler ortasında bunalmış modern şairin bozkıra açılan pencereleri, gözüyle bakabiliriz. Bu şiirlerde şiirsel gerçeklikler dolaylamacı bir söyleyiş biçimiyle aktarılır. Ama şu da bir gerçektir ki ‘‘şehirde bir bozkır düşü’’ olarak tanımlayabileceğimiz bu şiirin, köklü bir medeniyet yenilgisi ve kültürel-teknolojik büyülenme yaşadığımız bu topraklarda güçlü bir ‘rövanş’ alma fikrine hiç de yakın bir tez öne sürmediğidir. Ustaları İbrahim Tenekeci’nin şiirlerinde de görüldüğü üzere, şairin şiir beni kendi küçük ve hudutlu şiir evreninden lirik hikmetler devşirme derdindedir daha çok. Nazım Hikmet’in sevdiğim tabiriyle bu şiir, ‘muazzam bir şehir senfonisi’ni duyurmaktan oldukça uzaktır. Yani Yeni Hece Şiiri, büyük şiire güç yetiremeyen bir şiirdir.

‘Şehirde bir pastoral’ imgesinin ‘suni teneffüs’ anlamında bir diğer örneği de Emel Özkan’ın ‘Takvim Yaşı’ şiiridir. Özkan’ın genel olarak şiirler, şehir içre pastoral bir şiir figürünün kırıklı dilsel bir yapılanmayla izdüşümü gibidir. Tenekeci Şiirini yeni ve özgün bir evreye taşıyan yenilikçi bir şiirsel tavır söz konusu değildir burada. Yine bu şiirde, Tenekeci Şiirinin mısra kurma (kuruluş biçimi-diziliş düzeni) örgesini, içeriğine yeni özler ekleyerek en son gelinen zamansal ve mekânsal koşullarda güçlü, kuvvetli, uç veren, pekiştirici bir yenilemeye de tanık değiliz. Bu durum veya sorunsal, Tenekeci Şiirinin yazınsal koyaklarından beslenen diğer şairler için de geçerli bir ‘genel tekrar dersleri’, tematik ve biçimsel bir ‘temrinler toplamı’ gibidir. Misal:

‘‘Kıymetten düşer devletli günler

Bir türküye uzatır harman, dalını.

Toplamış ırmakları, eyyamı bahur

Bir soğukluk girmeden, turnalar göçer’’ (13)

 

Yeni Hece Şiirinin bir diğer özelliği de şiirlerin içerildiği dünyanın oldukça sınırlı/hudutlu bir zamansal ve mekânsal dünya oluşudur. ‘Zamansal ve mekânsal’ desek de zamanla ve mekânla kayıtlı bir dünya değildir bu, en nihayetinde şairin iç evreninde, imgelem potasında devinen ve küçük insanın soyut kaygılarına, içlemsel konularına hitap eden bir dünya, bir şiir anlayışıdır. Bu duruma somut bir örneklik teşkil etmesi açısından İbrahim Gökburun’un ‘Heveslenip Çiçekler Yetiştirmesem’ adlı şiirinden bir bölüm, bize bu hususta seçik bir fikir verebilir:

‘‘Ağaçlar baharı giyinirken bende çırılçıplak bir dua

Bir yerden gitmeyi becerebilsem giderim

Gitmek kendimi terk etmek olmasa giderim

Kırılır dal uçlarına dokunarak serinleyen ten

Belki de böyle bitirmeliyim kuşlarla aramdaki dostluğu’’ (14)

Yeni Hececi şairler, çoğun şiirlerinde ‘şairane bir duyarlığı’ ve romantik bir imgelemi eskiterek yol alan bir tutum içindeler. Bu hususta Hüseyin Cöntürk’ün ‘poetik bir kılavuz ilke’ olabilecek eleştiri ölçütünü hatırlamakta yarar görüyoruz: ‘‘İyi bir şair olmanın en az iki koşulu var: Klişeleşmiş dille yazmamak ve bir şeyler getirmek.’’ (15) Bu bağlamda Yeni Hececi şairlerin bize duyarlıkça yenilenmiş ‘yeni bir edebiyat dili’ getirmediklerini pekâlâ ifade edebiliriz. Bu anlamıyla Yeni Hececi şairlere, şiirimizin geldiği bir aşamada, bugünün ifade olanakları ve bugünün koşulları gereğince ‘Çağının Şairi’ tanımlamasını getirmek mümkün değidir. Bize göre Yeni Hece Şiiri, klasik heceyi günümüze taşıyıp uyarlayan yeni bir şiir bilincini taçlandırmaktan da uzak bir anlayışın ürünüdür. Bu yazdıklarımıza misal teşkil etmesi açısından bir diğer Yeni Hececi şairi, Fatma Çolak’ı ele alabiliriz. Çolak’ta çağın içinden, onun kargaşasından, kaosundan, hareketli sistematiği ve sosyal organizasyonundan geçirilmemiş bir şairane duyarlığın koyultulmuş, renkli ve etkili bir imge dili konuşur gibidir. Misal:

‘‘sanırım ağlamıştın yola uğurlamadan

sanırım santurların ölümünden evveldi

su dökülürmüş gibi yamalı bir bohçadan

yeni hazan geçti tam, kalbin geri gelmedi.’’ (16)

Bize göre Yeni Kuşak Şairler bağlamında, Yeni Hece Şiirinin hususiyetleri söz konusu olduğunda ‘değişik ve özge’ bir duyarlığı deneyimlemek babında en çok dikkat edilmesi gereken ve ilginç bir durumu/duruşu da olan genç şairi, Bir Sabahı Uyandırmak adlı ilk şiir kitabıyla Muhammed Mücahit Yılmaz’dır. Yılmaz’ın ilginç durumu şuradan kaynaklanıyor: Yılmaz kitabını iki bölüme ayırmış; birinci bölüm Yeni Hece Şiir tarzına uyan şiirlerden oluşurken, ikinci bölümde Neo Epik’ten belirgin etkilenimler içeren şiirler yer alıyor. Kanımca ilginçlik bu bölünmeden kaynaklanıyor. Birinci bölümde Yılmaz, küçük insanın dünyalarını çağrıştıran bir ruh hali ve mısra kurma düzeneği bakımından da tipik bir Yeni Hececi şairdir. İkinci bölümde ise şair, dışımızdaki dünyaya, olup bitenlere duyarlı olmaya çağıran hassas bir Neo Epik. Biz Yılmaz’a yazımızın bu bölümünde kısaca değinsek de Yeni Hece Şiiri mevzularında eleştirel projeksiyonun en çok yöneltilmesi gereken şairinin Yılmaz olduğu kanaatindeyiz. Şiirlerindeki ‘özge duyarlığı’ dışlaştırmak babında, Yılmaz’ın kitabından aşağıya aldığımız bölüm, ‘‘Yeni Hece Şiiri sınırlarında da kalınarak değişik ve farklı duyarlıklara açılabilinir’’ önermesini doğrular niteliktedir:

‘‘Uyudun ve rüyanda

düşmanlarını unuttun

İndiğinde meydana

fazla dost göreceksin

Adımların sana uzak

tüm zaferler senindir

 

Oysa

Sıktığın yumruk bile değil

Bu zafer nasıl senin olabilir’’ (17)

Toparlayacak olursak, Yeni Hece Şiiri, başta Süleyman Çobanoğlu olmak üzere, şiirlerdeki geçmişe özlem, doğaya dönüş, hüzün, pişmanlık, itiraf, yeis, çocukluk vb. izleklerle Tenekeci Şiirinin hudutlu şiir algısından ağıp budaklanarak Mustafa Akar, Ahmet Edip Başaran, Ünsal Ünlü, Furkan Çalışkan, Emel Özkan, Mustafa Köneçoğlu, İbrahim Gökburun, Bülent Parlak ve Muhammed Mücahit Yılmaz gibi şairlerde örneklerinin sergilendiği kırıklı, kesik dil yapıları ve mısra düzenekleriyle bugünlere ulaşan bir şiir türüdür.(18)

Kısaca ve ezcümle Yeni Hece Şiiri, sınırlı şiirsel ağıntısı, sönük edebi enerjisi, enez yazınsal performansı, etkisiz şiir dağarcığı ve kültürel haritasıyla Günümüz Şiirini dinamize etmekten uzak bir şiirdir.

 

KAYNAKÇA VE DİPNOTLAR:

  1. Servet Şengül, Modern Türk Edebiyatında Epik Şiir, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Van Yüzüncü Yıl Ün. 2016, Van, s.129.
  2. Modern Türk Edebiyatında Epik Şiir, s.129-130.
  3. Modern Türk Edebiyatında Epik Şiir, s.130.
  4. Ünsal Ünlü, Aşılmış Duvarlar, Okur Kitaplığı, 2. bsk., Aralık 2015, İst. s.27.
  5. Aşılmış Duvarlar, s.17.
  6. Doğan Aksan, Şiir Dili ve Türk Şiir Dili, Engin Yay., 6.bsk. Ekim 2006, Ank. s.192.
  7. Aşılmış Duvarlar, s.14.
  8. Ünsal Ünlü, Savaşlar Kararında, Okur Kitaplığı, Şubat 2010, İst. s.20.
  9. İbrahim Tenekeci, Ağır Misafir, Profil Yay., 7. bsk. Şubat 2014, İst. s.10.
  10. Furkan Çalışkan, Kabahatler Kanunu, Profil Yay., Mayıs 2009, İst. s.64
  11. Ahmet Edip Başaran, Oyunbozan, Profil Yay., Mayıs 2010, İst. s.9.
  12. Oyunbozan, s.37.
  13. Emel Özkan, Dar Zaman, Profil Yay., 2.bsk. Şubat 2013, İst. s.17.
  14. İbrahim Gökburun, Kesik Dil, Profil Yay., 2.bsk., Şubat 2013, İst. s.12.
  15. Hüseyin Cöntürk, Çağının Eleştirisi, Birinci Kitap, ‘‘Klişeye Karşı Necatigil’’ içinde, YKY., Ocak 2006, İst., s.319.
  16. Fatma Çolak, Su Güncesi, Timaş Yay., 1. bsk. Nisan 2010, İst. s.20.
  17. Muhammed Mücahit Yılmaz, Bir Sabahı Uyandırmak, İzdiham Yay., Ocak 2015, İst., s.34.
  18. Bu şairler edebiyattan önce dostluklara inanır. Bu bağlamda tesis edilen dostluklar edebiyat ve eleştiriden önce gelir. Bu anlamıyla şiire yönelik yüzeysel inançları, hudutlu bir biçimsellikle maluldür. Eleştiri yoksunluğu da bu dostluklara biçimini ve karakterini verir. Bu biçim ve algı ise iyi şiirin dinamik etkileriyle yeşerip gürbüzleşmesine engel olur. Oysa iyi şiir, mahalle ilişkilerine kurban edilemeyecek kadar anıtsal, değerli, som bir bütünlüktür.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here