Yeni Bir Deneme Yazarı: Nur Sultan Turhan | “Hayatın İçinden” Sayfamız Farklı Yazarlarla Zenginleşiyor…

0
141

NUR SULTAN TURHAN’DAN İKİ DENEME

YALANCI BAHAR

NUR SULTAN TURHAN

Saman alevi gibidir aşk. Bir anda yanar tutuşur kor bir ateş gibi, alevlenir. Zamanla söner yanan ateş. Bir anda parlar, arkasından hemen yatışır, sonradan kül olur Gelip geçici bir hevestir aşk. Yaşanır ve biter. Mavi düşler kurar, hayal sokağında dolaşırsınız. Yardan ayrı kalmak, onun yokluğunda, gönlün soğuk duvarına her gece rüzgârın esmesi gibidir. Gözyaşlarının yağmur sularına, yağmur sularının da gözyaşlarına karışması gibidir aşk. Aşk laftan anlamaz ki!

Yalancı bahardır aşk,  Kış aylarında sıcaklıklarının normallerinin epey üstüne çıkması neticesinde gerçekleşen hava durumu olayıdır yalancı bahar. Sıcaklıklar kış ayından ziyade bahar ayını hissettirdiği için yalancı bahar denir. Aşk gibi yalancı bahar da aldatır, gerçek yüzünü göstermez. Meyve ağaçlarının çiçek açıp, bahar tadında sıcaklıklara bir tepki olarak çiçek açan meyve ağaçları, gelebilecek soğuk ve kar yağışlı hava dalgası ile çiçeklerini döker, zirai açıdan da büyük zarara neden olur. Aşk da aldatıcıdır, umutlar vaat eder, düşlerini gerçekleştireceğim der,  gönül evi saray iken, yıkar geçirir harabeye çevirir. Bazen birini o kadar güzel seversin ki, o seni sevmeyi unutur.

Hayatının en güzel günlerini yaşatacağım diye aşk hitap eder sana, aradan zaman geçer, gün gelir yaşanmış güzel günler maziye karışır, hayatı sana zehir eder aşk, dünyan zindan olur. Aşk; yine seni şaşırtmadı, yanıltmadı, her zamanki gibi yalan söyledi. Sen yine inandın aşka, aşkın cazibesine kapıldın. Aşk senin gözünü kör etmişti, gerçekleri göremedin. Karanlığın gölgesine sığınmıştın. Ruhun ışıktan yoksundu. Tozpembe bulutların üzerinde düşler kuruyordun, ayakların hiç yere basmıyordu. Günün birinde o çok sevdiğin, dünyaları değişmem dediğin yârin terk etti seni, vurgun yedin, işte o zaman aklın başına geldi ve aşkın yalancı bahar olduğunu itiraf ettin. Umutsuz karanlıkların ortasında bir ışık sana aniden ulaşabilir. Dünyevi aşkların fani olduğunu gördüğünde, karanlığın arasından bir ışık huzmesi peyda oldu. O ışık, bulutsuz gökyüzüne ulaşıncaya değin baktı. Hakikatin içindeki pigmenti, şeffaflığı görmüştü. Hiçbir yol yokmuş gibi göründüğünde bile bir yol bulunabilir. Güneş karanlıkta bile ay ışığıyla yüzünü gösterir.

Aşkın rengi ne siyahtır, ne de beyazdır. Kalbe sirayet eder, nükseder aşk, tekrarı yoktur. Bir mağara düşünün, mağaranın kapısından içeri girersiniz. Anılarla örülmüş kapıda, geçmişin kutusunda saklanan ve karelerden oluşan hatıralar bekler sizi, işte zihnimizde yaşayan anılar da, ruhunuzu diri tutar. Kelimeler zihnindeki denizde yüzer,  aşk dile gelince, kelimeler anlamını yitirir, sükût eder. Kısacık bir ömürdür hayat. Uğruna upuzun acılar çekersiniz hayatta gün gelir ömür de biter,  sevgiler de tükenir. Hayal kırıklıklarının doludizgin yaşandığı, hüznün yudum yudum içildiği, dönüm noktasıdır yalancı bahar. Yüreğin bir volkan gibidir. Yüreğin volkansa eğer, avuçlarında umut çiçeklerinin açmasını nasıl umarsın? Zaman durmaz, akıp gider. Hayat son nefese gelince artık senin olmam diyor, hayat sen yalancı bir sonbaharsın. Maskeler senin sığındığın limanın, hüznünü örter. Feryadını duyar gibiyim, hep kederlisin, kaygılısın yalancı bahar. Ağlamak için gözyaşı gerekli mi sence? Acı çekmek için acı çekme, nasıl olsa seni bir yerlerde bulur acılar. Uçurtmalara bağla da içindeki acıyı alıp gitsinler. Yokla kalbinin derinliklerini, çektiğin çileden yorgun mu düştün? Ayağına prangalar taksalar da gerçeği değiştiremezsin, acılar tekerrür eder fani hayatta. Çile ve acı senin imtihanındır yalancı sonbahar. Yüzün hep solgundur, hiç gülmez olur.

Geceyi aydınlatıp,  geceye katran çalan zifiri karanlığı delip geçen, ay ışığının yerinde olmak isterdim. Ay ışığı olmasa idi, gece karanlığa esir olurdu. Ay ışığı parıldayan güzelliğiyle güneşi kıskandırıyordu. Yanıp sönen yıldızlar gibi renk cümbüşüne karışıp,  mazide kalmış hüzünlü anıları unutmak isterdim. Yıldızlar yakamoz edasıyla geceyi şenlendiriyordu. Maviler giyip gökyüzünde bulut olmak isterdim, yeşiller giyip bahar olup, papatyadan taç yapmak isterdim. Keder olup esen rüzgârla kül olup savrulmak isterdim. Baharla dertler unutulurmuş, mutluluklar da çoğalır derler. Baharda kışı, kışta baharı özler insan. Bir kuşun gökyüzünde uçması, uçarken de özgürlüğe kanat çırpışı gibidir bahar. Renkli bir mevsimdir bahar, melankolik ve solgun, hüzünlü bir gezegene yolculuk etmektir.

Kışın başı yine derde girecek yalancı baharla, oysa henüz vakit çok erken. Daha cemre bile düşmedi havaya. Yalancı bahar da biliyor işini, erkenden gösteriyor kış günü yüzünü. Kışı şaşkına çeviriyor yalancı bahar. Sevdanın tehlikeli kıyılarında dolaşır yalancı bahar. Korkularına yenik düşmek istemez kış, yalancı baharın yalanlarından, kaprislerinden sıkılır. Kış, alıp başını uzaklara gitmek ister, yalancı baharın onun yoluna çıkmasından hoşlanmaz. Dört mevsimi bir arada yaşatan konsantre bahardır yalancı bahar. Böyle de olmaz ki kışın ortasında baharı yaşamak çok saçma diye söylenir. Yalancı bahar gibi açmadan soldu gitti yıllar. Vakitsiz göçmez kuşlar, yanık bir türkü söyle de dinleyelim yalancı bahar, sevdalanmış gönüllere gelsin. Her güzelliğe aldanıp kanma, güzellikler gelip geçicidir. Tek tek tırmanacaksın basamaklardan hayat yolculuğunda. Basamaklar, İlahi aşka uzanır. Zorlanacaksın, meşakkatli yolculukta. Sabredeceksin, güçlükleri aşacaksın, sabredersen tutar senin elinden Yaradan. Bir anda sessizliğe büründü kış. Özünde hüzünlü ve mahzunluydu kış mevsimi. Bembeyaz bir sayfa açar yağan kar ile yeryüzünde, saf ve temiz simasını yansıtır. Kendine özgün yaşar hayatını.

GELECEĞİN BEKÇİLERİ: ÇOCUKLAR VE GENÇLER  

NUR SULTAN TURHAN                                                                                                   

Çocukluk faslının geride kaldığı, ergenliğin başladığı dönemin adıdır gençlik. Gençlik bahar mevsimi gibidir. Adeta bahar mevsiminde, şifa ve rahmet olup,  yağan nisan yağmurlarıyla hayat bulur.   Toprağa atılan tohumlar gibi gençlikte en iyi şekilde alınan eğitim, ilim, kültür, günü gelince yeşillenir, filizlenir, zamanla fidan olur, ağaç olur, çiçeklenir, meyve verir. Her yetişen genç,  baharı müjdeleyen bir çiçek gibidir.

Çocuk ve genç bir milletin geleceğidir. Her millet kendi geleceğini garanti altına almak ister. Bir nesil kolay yetişmiyor. Toplumdaki her fert kendi değerlerini yükseltip, geliştirecek bir birey yetiştirmeyi arzu eder. Bedenen ve ruhen sağlıklı yetişen gençler, toplumu kalkındıran en etkili bir güçtür. Yetiştirilen gençler, çağın, toplumun ihtiyacına, gelişen şartlarına göre yetiştirilmeli, eğitim ve öğretimine değer verilmelidir. Yoksa ebeveyn ile çocukları arasında kaçınılmaz olan sorunlar, kuşak çatışması yaşanır, bu şartlarda yetişmeyen bir genç ihtiyaçlara cevap vermez, ileride sorunlu bir fert olarak karşımıza çıkar. İslam dini eğitim sistemini ve insanların birbiriyle ve toplum ilişkilerinin temeli olan davranış ve değerler düzenidir. Bu konularda da en güzel örnek ve model, şüphesiz sevgili Peygamberimizdir. Bir Peygamber olduğu kadar, bir eğitimci, olgun ve örnek insan olarak, O’nun çocuk ve gençlere yaklaşımını, onlarla olan ilişkilerini doğru bir şekilde öğrenip, bunların gerisinde yatan davranış prensiplerini kavradığımız ölçüde, kendi çocuk ve gençlerimize bunları yansıtma imkânı buluruz.

Peygamberimiz (s.a.v.) İslâm toplumunun şekillenmesinde, İslâmî değerlerin yaşanmasında ve yayılmasında gençlere büyük görevler vermiştir. Onlardaki ışığı, cesareti görmüş, o ışıktan, cesaretten istifade etmiştir. Peygamberimiz, sorumluluk gerektiren en yüksek görevlere hazırlanmalarını gençliğin tabii hakkı ve toplum yararının bir gereği olarak görüyordu. Bundan dolayı gençlere özel ilgi gösteriyor ve onları sürekli teşvik ediyordu. O dönemde görev ve sorumluluklarının bilincinde olan kumandanlar, âlimler ve hâkimler yetişmişse, bu ancak Hz. Peygamber’in yardımı, ilgisi ve teşviki sayesinde olmuştur. Hz. Peygamber, gençlerin ilim alanında yetişmesine büyük önem vermiştir. Zekâ ve kabiliyetine güvendiği gençlerin ilimde uzmanlaşmaları için bütün engelleri kaldırmış, başkalarına göstermediği müsamahayı gençlere göstermiştir. Nitekim Kur’an’la karıştırılabileceği endişesiyle herkese, hadislerin yazılmasını yasakladığı bir dönemde, genç olan Abdullah b. Amr b. As’a bu konuda özel izin vermiştir. Bu zatın en çok hadis bilen sahabelerin başında geldiği bilinmektedir. Hz. Peygamber, vahiy kâtiplerini genellikle gençler arasından seçmiştir. İslâm’a davet mektuplarını da gençlere yazdırmıştır. Bazı gençleri de, Süryanice ve İbranice gibi, o gün için çok ihtiyaç duyulan yabancı dilleri öğrenmeye teşvik etmiştir. Bu konuda, kendisiyle Yahudiler arasında elçilik yapmak üzere Zeyd b. Sabit’i görevlendirmiştir. Yine O, gençlerin fetva vermesine müsaade etmiştir. Kendisi henüz hayatta iken bulunduğu çevrede gençlerin fetva vermesine izin vermiş olması, Hz. Peygamber’in gençleri ilme nasıl teşvik ettiğinin açık bir göstergesidir. O’nun fetva vermelerine izin verdiği gençler arasında Hz. Ali, Abdurrahman b. Avf, Abdullah b. Mesud, Zeyd b. Sabit, Muaz b. Cebel gibi isimler bulunuyordu.

Hz. Peygamber çoğu zaman gençleri açıkça övmek suretiyle onları daha çok öğrenmeye teşvik ederdi. Şu olay buna güzel bir örnek olabilir: Hz. Peygamber, Muaz b. Cebel’i, Cened’e kadı ve öğretmen olarak gönderirken, kendisine bir dava getirildiği zaman neye göre hüküm vereceğini sorar. Muaz: “Allah’ın kitabına göre hüküm veririm” der. Hz. Peygamber: “Onda bir hüküm olmazsa neye göre verirsin?” diye sorar. Muaz: “Rasûlüllah’ın sünnetine göre hüküm veririm” der. Hz. Peygamber: “Eğer Rasûlüllah’ın sünnetinde de hüküm bulamazsan ne yaparsın?” deyince, Muaz: “Kendi görüşüme göre hüküm veririm” der. Hz. Peygamber onun bu cevabından son derece memnun olur. (l) Hz. Peygamber, o tarihte yirmi altı veya yirmi yedi yaşlarında olan Muaz b. Cebel hakkında: “Ümmetim içinde helal ve haramı en iyi bilen Muaz’dır” buyurmuştur. İlimde en yüksek dereceye ulaşmış olanların gençler olması, Hz. Peygamber’in bu olumlu yaklaşımından çokça pay aldığını ortaya koymaktadır. Hz. Peygamber, gençlerde zafer ümidi ve başarı sevinci gördüğü sürece, cesaretle görev üstlenip yerine getirmeye teşvik etmiştir. Çoğu yaşlı sahabelerden oluşan ordulara, gençleri komutan tayin etmiştir. Peygamberimizin aşıladığı önemli ilkeler sayesinde gençlik öyle bir seviyeye gelmiştir ki, en zor savaşlara katılmışlar ve düşmanla en ön safta çarpışmışlardır.

Geleceğin bekçileri çocuklar ve gençler, bir milletin ümididir. Gençlik deyince, sadece erkek çocuk akla gelmemelidir. Bir toplumda gençlerin yarısını genç kızlar oluşturur. İslâm’ı ilk kabul edenler arasında genç kızların ve kadınların önemli bir yeri vardır. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kız çocuklarına özel itina gösterdiği bilinmektedir.

Hz. Peygamber (s.a.v.), gençlerin, dinin en iyi gençlikte yaşanacağının bilincinde olmalarına işaret ederek; kıyamet gününde arşın gölgesinde mutlu olacaklar arasında, gönlü Allah’a bağlı, severek Allah’a ibadet eden gençleri de saymıştır.

Zaman hızla akıp gidiyor, akıp giden zamanı durduramayız… Geleceğin bekçileri olan çocuklar ve gençler, zamanın kıymetini bilmeliler. Kitap okuma alışkanlığı kazandırılmalı. Modern çağda, teknolojinin hızla ilerlediği bir çağda yaşıyoruz. Teknoloji, internet, bilgisayar, tablet ve akıllı telefonlar vb. dikkatli kullanılmalı, faydalı şekilde kullanılmazsa zararların, tehlikelerin olduğu atmosfere sürükler. Sağlığa zararı olduğu kadar, çocukları gençleri tembelliğe alıştırıyor. Oyun çağında olan çocuklar sokaklarda değil bilgisayar, telefon başında internet oyunları oynayarak toplumda sosyalleşmeden uzak yaşıyor. Kendini yalnızlığa itiyor, psikolojik ve sosyolojik sorunlar yaşıyor. Ebeveynlere önemli işler düşüyor, çocuklarıyla yakından ilgilenip, arkadaş gibi, dost olup  sohbet muhabbet etmeliler. Toplumda yaşanan tehlikelerden korumak için onlara gerekli eğitimi, desteği vermekten kaçınmamalıdırlar. Geleceğimizi garanti altına alıp, geleceğimizin bekçileri olan, ışık saçan, aydınlık çocuklar ve gençler yetiştirmeliyiz.

Nur Sultan Turhan Kimdir?

Yazar, 1979 Temmuz Zile-Tokat doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini Yozgat’ta tamamlayan yazarımız halen burada ikamet etmektedir. Anadolu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve yine Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. Halen Atatürk Üniversitesi Sosyal Hizmetler Bölümü’ne devam etmektedir. Yazıları Merhaba Yozgat Gazetesi, Diyanet Aile Dergisi, Genç Doku Dergisi, Akit Gazetesi Okur Postası’nda yayınlanmıştır.

{Eleştiri Haber, Şubat, 2019}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here