İbrahim Aladağ’ın “Avrupa Birliğine Hayır” Şiiri Üzerine Yazdık…

0
1012
Şair İbrahim Aladağ

ŞİİR DEYİNCE-17

ALİ CELEP

[2002] [‘Avrupa Birliğine Hayır’ İbrahim Aladağ, Huruç]

‘Maskeniz düştü bayım

Ama yüzünüz bir hayli kalabalık

Bir Avrupa Rüyası

Bugün hiçbir gün olmadığı kadar mutsuzum

Bugün yağmur hiç yağmadığı kadar yağdı

Bugün hiçbir gün olmadığı kadar sonbahar

Kızlar bugün hiç olmadıkları kadar çirkin

Hiç olmadıkları kadar adi bugün adiler

Fakirler hergünkinden daha fakirler bugün

Çocuklar her zamankinden daha çocuk’

2002 yılında iki sayı çıkan Huruç dergisinin ikinci sayısında yayımlanan bir şiir Avrupa Birliğine Hayır. İbrahim Aladağ’a ait. Aladağ’ın bir de şiir kitabı var: Tek Kişilik Bir Oyun. Ebabil Yayınlarından çıkmış, 2007’de. İçinde iki elin on parmağı kadar şiir var: İyi şiirler bunlar, içinde bir İbrahim Aladağ şiirine yön verecek olanları da var. Ne ki az yazan ya da nadir şiir yayımlayan bir şair Aladağ. Haniyse, senede bir şiir. Fayrap’ta da arada bir görünür gibi oluyor. Sonra uzun süren bir çekiliş. Az yayımlaması, unutulur gibi olmasına neden oluyor. Unutulmasın, unutulmamalı Aladağ. Pek görünmese de, o, cengin arka saflarındaki gizli kahramanlardan. Türk şiirine nefes aldıranlardan, diyeceğim.

Avrupa Birliğine Hayır’da olduğu gibi. Sonunda söyleyeceğimi, baştan konuşayım: Şiirin bütününü kat eden düşünce, Avrupa Birliğine Hayır’da ‘hayır’ vardır, şeklinde özetlenebilir. Bu özet, Neo-Epik şiirin siyasi bağlantısına (angajmanına) uygun olsa gerek. Nihayet, bir ‘bağlantı şiiri’ okuyoruz. ‘Bağlantı’ sözcüğünü dar biçimde ‘güdümlü’ (engagêe) anlamında kullanmıyorum. Şairin kişisel yaşantısıyla halkın şuuraltının siyasi düzlemde birbirini şartlaması anlamında bir bağlantıdan söz ediyorum. Bunun şuurlu bir bağlantı olduğu açık. Bu şartlanmadan (arka planda da olsa) bir dünya görüşü çıktığı da açık. Ne ki bu dünya görüşünün duygusal bir atmosferle fazlasıyla temas halinde verildiğini söyleyelim. Yani? Yani şair ‘Avrupa Birliğine Hayır’ diyor fakat şiiri yeteri kadar bu ‘hayır’ın içini dolduran siyasi bir yük taşımıyor. Bu siyasi yükü de duygu temelinde işleten bir şiir, diyeceğim. Sebep? Somut siyasi vakayı olduğu gibi nesnel bir yaklaşımla ele alıp eleştirmek yerine, kişiselleştirmesi. Aladağ, katı gerçeği, daha çok kişisel yaşantısı lehine dönüştürüyor Böyle olunca ne oluyor? Böyle olunca, nesnel gerçek, şairin öznel yaklaşımının gerisinde kalıyor. Yine de bazen olanı duyguyla görmek bütünüyle olumsuz bir şey olmasa gerek. Aladağ’ın şiiri, Neo-Epik gelişmenin tespit yönüne katkı veren bir şiir.

Neo-Epik şiirin teşhis ve çözüm önerisi tarafına daha çok eğilme gereğini vurgulamak için bu eleştirel dipnotu düşmüş olayım dedim. Unutmayalım: Hiçbir eleştirel haklılık, katı gerçeğin öğrettiklerinden daha değerli değildir. Aladağ, anlaşılan o ki, Avrupa Birliğine girme düşüncesini milletimiz adına facia olarak görüyor. Türkiye’yi Avrupa Birliği içinde görme rüyasıyla yatıp uyananlar da var. Bir de Avrupa Birliğine girme rüyasıyla yaşayanlar var. Umutlu, umutsuz. Aladağ, bırakalım Avrupa Birliğine girmeyi, bunun bir düşünce olarak, kendi rüyasına girmesini ve gerçekleşmesini bile tahammül edilmez bir kâbus olarak görüyor. Mademki oraya giriş faciadır, facianın boyutlarını en gerçek çizgilerle vermek, en somut gerekçelerle değerlendirmek gerek. Yani? Yani şairin teziyle verili somut durumlar arasında duygusal boşluklar bırakmamak gerek. Duygusal boşluk olursa ne olur? Şairin teziyle gerçeklik arasında uyumsuzluk olur. Aladağ, uyumsuzluğu tepkisellikle, protestoyla aşmaya, gidermeye çalışmış.

Duygusallaşması bu tepkinin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Daha doktriner olaydı, diyorum, öznelliğini daha geri planda verebilirdi. Onun duygusal tutumunu eleştirirken, bu tespitim, şiirinin değerini görmezden gelmemize de yol açmamalı. Ama? Ama içinde nefes aldığı halkın/milletin değerleriyle şartlanmış seçik bir ‘dünya görüşünü’ ve milletin hayatını realist planda kucaklayan ‘doktriner’ bir yaklaşımı da şiirin kuruluşunda belirginleştirseydi, daha ufuk açıcı (zihin açıcı) olurdu. Meğerki şiirle düşünmeyi, şiirle fıkhımızı daha bir geliştirmiş olalım. Neo-Epik şiirin Türk Şiirine en önemli katkısı, unutmamak gerekir ki, okurun zihnini, yerli, yerinde bir yaklaşımla geliştirmesi, düşündürmesidir. Şiirle düşündüren bir tarafı var, Neo-Epik kalkışmanın. Mehmed Akif’in şiiri de böyledir. Sezai Karakoç’un dediği gibi, şiirle düşünmeyi Mehmed Akif getirmiştir şiirimize.

Neo-Epik şiirin Mehmed Akif’te buluşalım, teklifini de unutmayalım. Bu meyanda, şiirle düşünmeyi, fıkhetmeyi destekleyen kesitler de var Aladağ’ın şiirinde. Hayatı olduğu gibi şiirine yerleştirmesi bir yana, gerçekle şiiri köklü bir biçimde kaynaştırma başarısı dikkate değer olsa gerek. Birkaç cümleyle örnekleyelim:

‘Bana bugün daha çok masal anlatabilirsiniz

Çağdaş Türk kadınının portresi masalları

Bir ev bir araba bir karı masalları

Gazete okuyabilirim bugün daha çok küfretmeden

O kaçırmadığınız programlardan birini seyrettirebilirsiniz bana

Zaping yapabilirim koltuğuma yayılıp

Bugün modern olabilirim çağı yakalayabilirim elimi uzatırsam’

Neo-Epik şiir yazan bütün şairler gibi, Aladağ da milletin hayat memat meselelerini, şairlikten önde tutan bir şair. Şiirini de siyasetle, cemiyetle, içli dışlı kılmış.

Böyle olunca da şiirinin yaşama sebebini, milletinin inanç ve değerlerinin yaşamasına şartlamış. İyi de etmiş. Günümüz şiirinin geldiği noktada, şairliği ön planda tutmamalı, hatta şairlikten feragat etmeli. Meselenin hakikati önde olmalı, bu hakikat önünde şairlik buharlaşmalıdır. Bu da şiirde kişiselliğe bulaşmadıkça, kişiliği ise insan cemiyetinin gerçek meselelerini kavrayışta, hakikate yaklaşımda bereketli bir ‘nüans’ olarak dolaşıma sokmakla mümkündür. Dikkat edelim, şairliğin buharlaşması lüzumundan söz ediyorum, şairin kişiliğinin buharlaşmasından değil.(*) Şairin kişiliği (ruhu) cemiyetin ruhuyla meczolmalıdır. Cemiyetin ruhuna katılmalı, kalbolmalıdır. Kişisellik bırakılmalı ve şair milletin gözü kulağı olmalıdır. Nitekim Mehmed Akif de böyle bir şiir tavrı ortaya koymuştur. ‘O, sağlığında millet, öldüğünde vatan olmuştur’ Sezai Karakoç’un dediği gibi. ‘Ölen Akif toprağa düşen bir tohum gibi’ ‘Mevsimler geçer de, bugün Akif, topraktan binlerce Akif olarak fışkırır’ Günümüz şiirine bir yol gerek ise, bu yol, Mehmed Akif şiirinin ‘Sırat-ı Müstakim’inden kök almak ödevindedir. Neo-Epik şiir de, bugün bu ödevi hatırlayan, hatırlatan onlarca genç Akiflerin yürüdüğü yoldur.. İbrahim Aladağ gibi.

[Poetik Haber]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here