Yazının değerini ne belirler? | Ali K. Metin Yazdı

0
435
Şair-Eleştirmen Ali K. Metin

Ali K. METİN

YAZININ SERENCAMI

Yazıya verilen değeri bizatihi yazının işlevinden ayrı düşünmek saçmadır. Değeri kendinden menkul bir yazıdan hiçbir sebeple bahsedilemez. Edebi yazıyı da bu hükümden ayrı tutuyor değiliz, ancak işlev derken sadece pratik, sosyal yararlılığı düşünmemek kaydıyla. Her yazının işlevini kendi türünün doğası ve erekleri içinde değerlendirmek gerekir. Edebi yazının sosyal, kültürel işlevleri vardır tabii. Fakat bu işlevler onun değerinin tayininde doğrudan belirleyici düzeye gelemez. Dahası sosyal, kültürel işlevleri olmadığı halde bile yazı kendi içinde işlevsel olmaya devam edebilir. Bu, onun her türlü dış faktörden bağımsız biçimde sahip olduğu edebi, düşünsel vs. değerinden ileri gelir. Yazının edebi veya düşünsel değerini dünyamız üzerindeki etkisiyle ölçemeyeceğimiz gibi, etkisizliğinin onu tümüyle işlevsiz, ölü bir varlık haline getirdiğini de söyleyemeyiz. Yazının işlevi, doğrudan ürettiği değerin veya anlamın kendisinde, daha doğrusu üreticisinin varlık koşullarında saklı olabilir.

Paylaşım imkânı bulamaması veya bulsa bile hak ettiği itibarı görmemesi, onu başlı başına değersiz kılmaz. Ama bununla, yazının kerameti kendinden menkul bir değerinin olabileceğini söylüyor değilim. Değer veya nitelik yer yer görece boyutlara sahip olabilir ama gizli saklı denecek, tabir caizse hermetik bir içerik taşımaz. Yazıda mündemiç olan değer ona muhatap olabilme ehliyeti gösteren zihinlerde karşılığını bulur. Mesele onu fark edecek muhatapların bulunup bulunmamasıdır daha çok. En azından yaşadığı zamanlarda teğet geçilen kimi şair -yazarların sonradan sonraya keşfedilmelerini bunun küçük bir kanıtı olarak değerlendirebiliriz. Ne var ki yayın, yazı dünyasının adil olduğunu hiç de söyleyemeyeceğimiz hâkim dokusu içinde konu yine de bu kanıttaki kadar basite indirgenmemeli.

Değerli olanın er geç görüleceğine yönelik düşüncelerimiz yazık ki belli bir safdillikle malul. Ekonomi piyasasında olabilir ama yazı dünyasında bunu vaki kılacak görünmeyen bir el, bir güç yoktur. Nitekim değerli ile değersizin birbirine karışması yazı dünyasının yumuşak karnı olagelmiştir hep. Dahası yazı dünyasına hâkim unsur ve karakteristikler isteyerek veya istemeyerek birtakım yanılsamaların filizlenmesine sebep olabilmektedir. Gerçi iktisatta da durum bir ölçüde bundan çok farklı sayılmaz: Marka, isim, reklam faktörü orada da piyasanın adil bir şekilde işlemesini imkânsız hale getirebiliyor. Buna rağmen tüketici rasyonaliteden tümüyle koparılamaz. Tüketici davranışının doğasında hâkim, işleyen bir mekanizma olarak rasyonellik her zaman vardır. Ama yer yer söz konusu mekanizmanın işlemediği durumlar da olabilmektedir. Milli duyarlıklarla yerli malı kullanmayı tercih eden yahut ideolojik tutumlarla belli markalara bir tür bireysel, sosyal ambargo uygulayan vb. tüketici davranışları her ne kadar rasyonellikle bağdaşmaz da olsa, bu durum esastaki davranış modelinin ve saikinin değiştiği anlamına gelmez.

Genel davranış yapısından bilinçli bir inhirafı gösterir sadece. Oysa yazı dünyasında işlerin daha karışık olduğu muhakkak. Bir kere, iktisadın mal ve ihtiyaçlarıyla yazının anlam ve değeri niteliksel olarak mukayese edilebilir şeyler değil. İkincisi, yazı doğrudan bireysel gerçekliğimiz ve hikâyemizle alakalı olması bakımından insan dünyasında izafi anlamlara sahiptir. Üçüncüsü, yazıya atfettiğimiz değer, nesnelliği pek de muhkem olmayan bir içerik taşır. Yazı bu çetrefil karakteristiği sebebiyle bireylerin değerler skalası, algı kodları ve duyarlıklarından çeşitli nispetlerde etkilenmektedir. Ne ki sorun tam da zaten burada düğümlenmekte.

Bireylerin nesnelliğiyle beraber sahicilikleri de bu noktada kuşku vericidir çünkü. Gerek birtakım şartlanma ve önyargılar gerekse bazı manipülatif unsurlar okuyucunun yazıyla doğru ve sağlıklı ilişkiler kurmasını engelleyebilmektedir. Hiçbir yazı için, sırf yayımlandığı organ/platform sebebiyle okuyucunun itibarına mazhar olmuştur denemez sanıyorum. Ancak yayın organlarının her yazıya eşit mesafede durdukları kuşkulu olduğu kadar, ortaya koydukları ortalama düzeye yani genele bakarak yazıların tekil varlığı ve değeri hakkında kanaat oluşturan bir okuyucu profilinin varlığı da yadsınamaz. Yazının yayımlandığı organdan aldığı referansla itibar görmesi bugün itibariyle olağanlaşarak belli bir yaygınlık kazanmış gözüküyor. Açıkçası, bu durumu tümden anlamsız ve hakir görüyor da değilim. Bunun muayyen, doğru bir karşılığı tabii ki var. Fakat geçerliliği ancak bir yere kadar: Nihayetinde yayın organının ortalaması ve değeri içerdiği yazının değeri için belirleyici kılınamaz. Yazının, başka açılardan değilse bile, sahip olduğu değer itibariyle müstakil bir konumda tutulması şarttır.

Okuyucu veya eleştirmenin buradaki yanlış hareketi yazı dünyasının çeşitli manipülasyonlara maruz hale getirilmesinin önünü açarak muhtemel, muhtemel olduğu kadar da vaki olduğu gözlenen bazı çarpıklaşmalara yol açmasına sebebiyet verecektir. Her hâlükârda yazar, okuyucu veya eleştirmenin alaka ve itibarına kendini mecbur hissetmeksizin üretmeyi, dolayısıyla ortaya koyduğu ürünün değeri hakkında kendi yargısına güvenecek kadar ne yaptığını bilebilmeli, görünürlüğü ve övgüyü amaç edinen angajmanlardan mümkün mertebe uzak durarak yazıyla kurduğu ontolojik ilişkiyi pekiştirmeye çalışmalı. Yazı bu istikamette bir değer ve nitelik ortaya koymaya devam ettiği sürece, kendi müstakil varlığı içinde bir işlevi yerine getiriyor demektir zaten.

{Poetik Haber, 2010}

{Eleştiri Haber, Aralık 2018}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here