´Yalnız hüznü vardır hüznü olanın´: Mehmet Şamil’in Şiiri

0
747

Mehmet Şamil’in Şiiri: ‘Yalnız Hüznü Vardır Hüznü Olanın’

Mustafa Nurullah Celep

Duygusal yönü ağır basan şiirlerin en temel motiflerinden birini aşk duygusu ve ayrılık oluşturur. Firak sona erse de aşkın duyusal tarafı hislerimizde işlemeye devam eder. Bu içe işleyişin buruk bir gülümsemeyle yüklü yoğunlukta muhatabına etki eden bir damarı vardır. Şair varoluşunu aşka mühürler, aşkla nakşeder sözel evrenini metinsel düzleme. Şairin kaleminin burada tetikleyicisi olan aşk ve aşkî olandır. Şairin sözü, bir acıyı-temelde bir aşk ve hüzün duygusunu- dillendirmek için vardır ve hüzün, duyguların ifade bulmasının hem belirleyeni hem de kalkış noktasıdır. Şairin ekmeği hüzündür, lirizmin yoğunlukla hissedildiği şiirlerde. Hasret duyulan şey –aşkın nesnesi- kavuşulmaktan öte hüznün beslediğiyle yetinen şaire tinsel bir evren, şairin duygularının karanlık veçheleriyle devindiği geniş ve soyut bir dünya bahşeder.

Bahşedilen nedir? Bahşedilen içsel bir kanamadır olsa olsa. Derin bir acının içsel sesiyle konuşur şair. Duyguları değişken, konuşması şaircedir. Şairin hal ve tavırları aşka bezenmiş, aşklaşmıştır artık. Duygunun, buruk ve kırgınlıklarla dolup taşan şenliği. Bir şölen. Duyguların şöleni. Mehmet Şamil’in Okur Kitaplığı’ndan çıkan Kırk Kanatlı Bahçe adlı kitabı, duygusal bir şölen sunar okura. Kitapta anlık değişken duygu durumları, şairin mizacını açığa çıkartan bir renklilikte sunulur. Ve hüzün hemen her zaman merkezî bir yer tutar Mehmet Şamil’in şiirlerinde. Uzun bir şiir geçmişi var Şamil’in. Başlangıcından bugüne sürdürdüğü duyarlık, Şamil’i bugün de devam eden bir şiirin lirik temsilcilerinden biri yapar.

Bir kardeşin ölümünden, bir aşkın acısına, oda arkadaşının intihar tutkusuna kadar derinde saplı kalmış köklü bir acının suyuyla besler şiirlerini hep. Kök Acı’nın temel kavramları, ayrılık, hasret, acı, yalnızlık, hüzün, ağlayış, matem, ağıt, ölüm, intihar, gül, sitem, aşk, gül ve yağmur gibi sözel ifadenin lirizmle aktarıldığı melal yüklü, ağıtsı şiirleri çağrıştıran motiflerle ıralanır. Şaire karakterini veren hüzündür.

‘Koluma giren hayat ışıksız odalara sığmıyor

Çılgın zamanlarda dolaşmak için

Bir sır gibi saklıyor kendini ağlayışlar

Her sokakta beynimi kemiriyor ölümüm

Düşlerimin peşinde gölgemin delisiyim’ (s, 25)

Temeldeki acı, birçok şiirde yoklar şairi. Şiirsel benliği aşkla ıralı bir şairdir Mehmet Şamil.

Aşkın yoğunluğuyla varoluşuna nakışlar düşürür, nakşettiği daha çok aşkın nesnesinden uzakta kalmanın yol açtığı firak ve vuslat arzusudur. ‘Gözyaşı’, ‘matem’, ‘hicran’ ve ‘hasret’, şairin can evine lirik ifadeler olarak yansır sürekli. Ve bir teklif: Mehmet Şamil, duygusal yoğunluğun daha az hissedildiği, bugünün diline daha yakın bir şiirinden bir ark, yeni bir damar açabilir diye düşünüyorum: ‘Susmamı Dinle’ şiiridir bu. Bugünün diline yani, intihar etmek isteyen oda arkadaşının aklındaki çivilere kadar duyarlı ve yalın bir söyleyişle kotarılmış bir şiir.

Mehmet Şamil’in şiirleriyle öğrencilik yıllarıma, dostluğun, ‘hüzünbaz gençliğin’, romantik damarlı günlerin, Ahmet Kaya’lı öğrenci evlerinin, Uzun Sokak’lı uzun yürüyüşlerin, demlenen çayların, okunan şiirlerin, şiir gecelerinin, çay ocaklarının, tarikat evlerinin en izbe yerlerine kadar gittim. Söğütlü yokuşundan Meydan’a ve Boztepe’ye birçok anı ve izlenimlerle çıkıp Kırk Kanatlı Bahçe’de hislerin közünü eşeleyerek şiirin özüne indim: Söğütlü’den uzaklaşırken, ‘yaşanması gerekiyordu, yaşandı’ diyerek tecrübeye olan inancımı ifade etmiştim. Şimdiyse yaşantısallığın iletimini yeni tanımlarla vermek gerekiyor sanırım: ‘Burukluğun şiirini’, Mehmet Şamil’in şiiriyle yeniden yaşadım. Hüzün, şimdi o yıllar kadar yoğun olmasa da yitirişler ve hasar yüklü çılgın bir gemideyiz artık.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here