Yahya Burak Gül, Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” Romanı Üzerine Yazdı

1
299

Yahya Burak Gül

OĞUZ ATAY’IN “TUTUNAMAYANLAR” ROMANI ÜZERİNE BİR BAKIŞ DENEMESİ

Giriş

Bu incelememizde Oğuz Atay’ın bazı edebiyat çevrelerince “kült” sayılmış “Tutunamayanlar”ını mercek altına almaya çalışacağız.

Oğuz Atay (1934-1977), yetiştiği (ve tabii Tutunamayanlar’ı telif ettiği) dönem itibariyle kritik aşamalar geçiren, kırılgan, siyaseten hareketli bir toplum içerisinde bulunuyordu. Atay, toplumsal ve siyasal olarak solun, kuvvetli devrimci akımların yön bulduğu, yeni fraksiyonların oluştuğu, aydın (?) solcuların yeni açılımlar ve hareketlerine yeni manifestolar ilan ettikleri; 12 Mart 1971 darbesine hazırlık süreci olarak tırmanan; sağ ve solun 12 Eylül 1980 darbesine kadar da uzanacak olan hesaplaşma sürecinin gelişimine ilk elden tanıklık etmiştir. Bu tanıklık Atay’ın inşasında yadsınamaz bir ağırlığa sahiptir. Bu inşada Oğuz Atay’ın ailesi, kadınları, arkadaşları, eğitimi, işi ve her şeyi ile toplum da yer almıştır. Bunun belirtilmesinin nedeni ise romanda kendi yaşamından kitaba devşirilmiş benzer olayların aktarılmış olmasıdır. Burada bu tespite dayanak oluşturan ve istifade edilen önemli kaynaklardan birini söyleyerek devam edeceğiz: Yıldız Ecevit’in Oğuz Atay biyografisi olan “Ben Buradayım…” (2005); Atay’ın romanları ve yaşamı arasındaki bağı incelemiş olan en kapsamlı eser olduğu görülmektedir. Bununla eşdeğer ehemmiyetteki bir diğer eser de Mustafa Apaydın’ın “Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar Adlı Romanında Mizah ve Hiciv Öğeleri”dir.

Sevin Seydi Hanım, Atay’ın hayatında önemli bir kadın ve bu konuda önemli bir örnek olarak aşağıda ayrıca zikredilecektir. Bu paralelde Dostoyevski, Balzac, Tolstoy, Jung, Freud, Kral Süleyman, Hegel, İsa (Hz Muhammed nedense yoktur) ve Orta Asya kültürüne ait isimler ve değiniler ilgili bölümlerde geçmektedir.

Oğuz Atay, Türk toplumunda sancılı bir dönemde ama döneminin çok üstünde ve denenmemiş öğeleri kullanarak eser vermiş bir yazardır. Eser, Atay’ın vefatına kadar bir yankı uyandırmamış hatta bazı çevrelerce menfi (olumsuz) anlamda tenkitler almıştır. İlk baskısının 1972, ikinci baskısının 1984’te yapılmış olması bunu doğrular niteliktedir. Eserin kamet-i kıymetinin anlaşılması her ne kadar TRT Roman Ödülü’nü almış olsa da ancak vefatından sonra (belki toplum ve edebiyat çevreleri görece daha uygun hale geldiğinde) 80’lerden itibaren mümkün olmuştur. Roman, iki önsöz, bir “Sonun başlangıcı” girizgahı, bir yayımcının açıklaması, dört bölüm ve sonda Turgut’un Mektubu kısımları şeklinde 724 sayfadan oluşmaktadır. “Yayımcının açıklaması, romandaki realiteyi sorgulamamıza yol açar ve ilk önsözü daha önce yazılmış roman önsözlerinin parodisi haline getirir” (age, Mustafa Apaydın). Atay romanını baskı aşamasından önce çevresinden yetkin kişilere takdim etmiş ancak “Kimse 80’inci sayfadan öteye gidemedi” demiştir. Bunun üzerine bazı bölümleri yeniden ele almış, kısaltmalar düzenlemeler yapmıştır.

Tutunamayanlar’ın konusu

Foto: Yahya Burak Gül

Rahat (burjuva) bir hayat sürmekte olan Turgut, arkadaşı Selim’in intiharını öğrendiğinde sarsılır. Çünkü arkadaş olarak onu hayattayken ihmal etmiştir. Bu nedenle Selim’i tüm dostlarından kapsamlı şekilde soruşturmaya başlar. Bu, içsel bir yolculuğa dönüşür Turgut’ta. Öyle ki bu içsel yolculukta söyleşmeye başladığı bir benlik uzantısı olan Olric ortaya çıkar. Yolculukta Turgut da Selim gibi bir “tutunamayan”a dönüşür ve kendini bir şekilde toplumda/varlıkta kaybettirmenin bir yolunu bulur, şeklinde özetlenebilir.

Romanda yer verilen kişiler

Turgut, Selim, Olric, Süleyman Kargı, Metin, Esat, Nermin, Günseli karakterleridir. Bu kişiler, Turgut’u anafikir gereği “uyumsuz aydın = bir tutunamayan”  olmaya Selim üzerinden hareketle erdirecek olan gerçek çevre ve yaşam öğeleridir. Gerçek yaşam, çünkü bu kişilerin Atay’ın gerçek yaşamındaki kişilerle benzerlikler taşıdığı görülmüştür. Atay’ın kitabın ilk sayfasında eserini ithaf ettiği Sevin Seydi, Atay ile aynı sene eşlerinden boşanmış ve ilerleyen zamanda bir ilişki kurmuşlardır. Bunun romanda Selim ile Metin arasındaki benzer duruma, Zeliha’ya âşık olmaları şeklinde yansımış olması ihtimal dâhilindedir. Yine Atay’ın diğer bir eseri Tehlikeli Oyunlar’da da Hikmet kişisinin evlenmesine annesinin olumsuz yaklaşması, kendi evliliğinde yaşanmış anne tarafından vaki olan hoşnutsuzluktan ihtimal ki esin almıştır. Bu gibi örneklerin varlığı yani müellifin bizzat kendi yaşamından romana yaşam aktarması hem olumlu hem olumsuz karşılanabilecek bir durumdur. Kendi hayat kişilerini sanat nesnesine aktarmak samimi ve içtenlik olarak görülebilir ve değerlendirilebilir ise de kendini, kendi örneklerini geride bırakıp ya da kendinin üzerinden topluma çıkıp daha şamil olanı ve farklı yaşam gerçekliklerini modelleyebilmeyi engelleyebilir, çünkü sınırlı olan deneyimler artık yeğlenmiştir. Belki şiir gibi; şiir yazarı aslında kendini anlatıp duracaktır ancak kendinde anlattığı kendi duygulanımları mı yoksa toplumu adına yaşananları yaşamakta olan benliğinin duygulanımları mıdır? Kendini halkın tesir gördüğü şeyden tesir görmek sancısıyla feda mı edecek, değilse kendi meyyal duygulanışlarını mı anlatıp duracaktır? Nihayette olan belki Cemil Meriç’in belirttiği gibi “her yazan kendini yazar aslında” hakikatidir.

Tutunamayanlar’da yer yer çok derin çözümlemelerle karşılaşırız. Öyle ki yazar kendini aşmışçasına bilimin konusu olan alanlara cesurca girebilmiştir. ”Yalnız, kişisel sorunları tek başına çözme eylemini de gereksiz bir aşırılığa götürmemelidir insan. Büyük örgütlerin kurulmasından önce, küçük örgütler oluşurken kişi, çevresinden kendini bütünüyle soyutlamayacaktır; kişisel sorunlarını çözerken başkalarından da bir bakıma yararlanacaktır. Yani, bazı insanlarla genel ilişkiler kuracak onlarla birleşecektir. Böylece küçük bir çekirdeğin aşağıdaki ayırıcı özellikleri belirecektir,” deyip madde madde bir anlatım devam etmektedir (syf 95)

Tutunamayan tanımına da sayfa 149’da oldukça geniş ve ifşa edici bir kısım ayrılmıştır: “Tutunamayan (disconnectus erectus): Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. İlk bakışta dış görünüşüyle insana benzer.” Bu ironide yine aydınlanmış olanın toplumdaki derin tecrit durumuna göndermeler taşır.

Tutunamayanlar’ın bir üslup olarak en göze çarpan öğesi, candamarı hicivdir. Baştan sona kadar devam eden ve katılan tüm karakterler ile yapılan uzun uzadıya sayısız söyleşinin yüzlerce hiciv ve mizah içermesi Atay’ın Nurdan Gürbilek’in tanımı ile aslında kendisinin hicivci mizahçı bir kişilik olmadığı, romanlarında doğruyla yanlışı ayıracak zeminin kayganlaştığı bir ironik tutum bulunmasından kaynaklanmaktadır. Oğuz Atay’ın alayı, okuru özgürleştiren bir alay olmayıp tek bir değere yaslanmayıp hemen her şeyle alay ederek okura tutunacak bir zemin bırakmadığı yönündedir. Hicivler bir örgüleme biçimi olarak hemen her sayfada yer almıştır. “Oğuz Atay Turgut’un ağzından Cumhuriyetin yeni insan tipi yaratma projesini hicveder. Daha doğrusu, Batı kültürüne yönelmeyi öngören Türk devriminin yarattığı kültür krizini ortaya koyar: Okulda ilk öğrendiğim gerçeklerden biri de babamın – sonra peder oldu – beni yanlışlıkla mektep yerine okula gönderdiği oldu. Önümüze alfabe adında anlaşılmaz bir kitap koydular. Babam, ona da elifba dedi. Okulla babamı uzlaştırmaya imkân yoktu. Bu garip kitapta, bizim kılığımıza pek benzemeyen bir biçimde giydirilmiş çocuklar, boyuna birbirlerine top atıyorlardı. Hangi mahallede oturduklarını bilmediğim bu çocuklar, kumbaralarında – bizim evde böyle bir kutu yoktu – para biriktiriyorlar; babaları da onlara çatana denen kayıklar alıyordu. Bir de vatan denen bir şey vardı ki, çok iyi korunması gerekiyordu. Bizler her sabah hep bir ağızdan onu özümüzden çok sevdiğimizi, ant denilen bir şey içerek haykırıyorduk…” (syf 74). Bu bağlamda “Türkiye’nin millet toplumu yaratmak için uygulamaya koyduğu projeler içinde eğitim sisteminde yapılan değişiklikler dışında diğer Türk kimliğini oluşturma uygulamaları da Oğuz Atay’ın hicvinden kendisini kurtaramamıştır. Bu bağlamda yazarın Dil Devrimine ve Türk Tarih Tezi’ne de reddedici bir bakış açısının olduğu söylenmelidir.”(age, Mustafa Apaydın). Atay’ın hicivleri, toplumda bir aydın sorunu olarak ele alınabilecek bunun gibi hemen her konuyu konu edinmiş işlemiştir. Selim’in yazdığı şarkılar(şiirler) bölümünde de Atay bazı şiir akımlarına yüklü hatta okkalı göndermeler de yapmıştır.

Dil konusunda yazarın çeşitli bölümlerde farklı ağızları rahatlıkla kullanabiliyor olması onun iyi bir yazar olduğunu doğrulamaktadır. Karakterlerin Öztürkçe konuştuğu bölümler ve Osmanlıca lisanı ile yapılan konuşmalar yine Dil devrimini uzaktan hiciv ve ironiye tutmaktadır. Ancak ustalıkla bunları kahramanlara yaptırabilmesi onun sanatının başarısını ortaya koymaktadır. Ayrıca muhtelif yerlerde Balzac’ta, Flaubert’te rastladığımız yüksek derecede abartılmış ayrıntı tasvirciliğine de geniş yer ayırmıştır: “…Hücreler bütün güçleriyle, dış etkenlere karşı koyar ve vücuda girmek isteyen yabancı unsurları dışarı atmaya çalışırken değişebileceğini, onların bu kör inadını düşünmek insan için ne kadar zordu. Değişmek kendine yabancılaşmak demekti. Dişimdeki küçük bir oyuğun içine giren bir yemek artığına, dilim ne kadar şiddetle saldırıyor, o küçük oyuğa giremeyeceğini bildiği halde, bütün yumuşaklığıyla kendini katı duvarlara vuruyor. Barınamazsın o kovukta yabancı diyor. Tükürük bezleri, o küçük parçayı eritmek, boğmak için seller akıtıyor; dil bir yılan gibi tekrar saldırıyor, küçük bir gedik bulup dalmaya çalışıyor. Boğazım yutkunuyor: büyük anaforlar yaratıp yutmak istiyor bu bilinçsiz küçük parçayı. Hepsi el birliğiyle uğraşıyorlar, kendilerini harap ediyorlar. Dilin ucu parçalanıyor, boğaz kuruyor. Amaç canlının bütünlüğünü korumak, değişmesini önlemek. Yeni olan her şeye isyan ediyor vücut: dünyanın en rahat yatağında ilk yattığı gece uyuyamıyor” (syf 319). Yer yer de şiirsi anlatımlar görülmektedir, Selim’in şarkıları (şiirleri) yanında muhtelif yerlerde kendini göstermektedir: “Bir kere başladık, bitireceğiz derdi. Bir kere doğduk, yaşayacağız.” (syf 399).

Bütüne bakıldığında Atay’ın Tutunamayan’ının (aydın) olarak sorun ettiği asıl meselenin devletin Cumhuriyet ideolojisine bağlı olarak kişinin hayatında müessir olan çatallanmalar olduğuna varılmaktadır. Bohemden sosyalist çizgiye geçmiş olan yazar sosyalist bir dergi çıkarma konusunda hayal kırıklığına uğrayınca aslında insanı inceleyebildiği daha geniş bir düzleme ermiş gibi görünmektedir. Kendisinin bu konuda Tutunamayanlar’da çokça hicvettiği gibi bu aydınların (?) bizzat küçük burjuva oldukları anlaşılmaktadır. Bu da yazarın eserinde ironilerine konu ettiği gibi Türk (solu) aydınının dünyada örnekleri olmuş olabileceği gibi fikir işçiliği peşinde koşup topluma dönük bir çerçevede uğraş vermediği, verdiği uğraşın toplum yapısıyla uyuşmadığı çünkü dil siyaset eğitim bilim hemen her konuda tolumun değişmeye zorladığını vurgulamıştır. Sonuç olarak Atay’ın birey olarak çektiği tüm rahatsızlıklar romanın mizanseninde görebilen okur için tecelli etmiştir. Turgut da Selim de Olric de Atay’dır. Diğer kişiler de ikincil öneme haiz ancak dâhillerdir. Yahut onlar yine Atay’dan sayılabilecek kendisindeki “çevre” değerlerdir. Yazar zamanı itibariyle toplumunda yapılmamış biçemleri (ilk) romanında kurgulamış olmakla ayrı bir yere sahiptir.

Tutunamayanlar’ı Atay’ın sözüyle noktalıyoruz, iyi ve hayır getiren okumalar diliyorum:

“İyi bir hayat hikâyesi yazmak, bir hayat yaşamak kadar zordur.”

[Eleştiri Haber, Mart 2019]

1 YORUM

  1. Tutunamayanlar’ın değinilecek bir yanı da kurgusal  yapının iyisiyle kötüsüyle üzerinde inşa olduğu kültürel müslümanlık toplumunun yerel unsurlarının romanda bu toplumun bir imajı olarak gün yüzüne çıkmıyor oluşudur. Bu, elbette yazarın bir tercihidir ancak ihmal edilmiş olması kucaklanmamış olmasının da göstergesi sayılabilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.