´´Yabancı Yıldızlar…´´

0
151

Yabancı Yıldızlar Saki Karpatların dodu yakasında çeşitli adaçların oldudu ormanda, bir kış gecesi adamın biri dikilmiş dikkatle adaçların arasından çıkacak bir yaratıdın görüş alanına girmesini bekliyor tüfediyle. Av takvimine göre yaptıdı iş dodru, yasaldı. Ulrich von Gradwitz´ın bu karanlık ormanda izini aradıdı bir insandı, düşmanı olan bir insan. Gradwitz´in ormanları genişti ve bol av hayvanı barındırıyordu. Ormanın sık adaçlardan oluşan dar tarafı av için elverişsiz. Orada adaçlar öyle fazlaydı ki ateş dahi edilmezdi. Ama kıskançlık o bölgeyi en iyi korunan yer yapıyordu.

Bu meşhur bir dava, orayı büyükbabası zamanında kendi komşusu olan bir aileden gasp etmiş. Mahkemeler sürmüş, malları elinden alınan taraf kararlara asla boyun edmemiş ve kaçak av serüvenleri, birörnek rezaletler aileler arasındaki ilişkileri daha da hırçınlaştırmış, tam üç kuşaktır. Bu düşmanlık Ulrich´in aile reisi olmasıyla kişisel bir hal aldı. Ulrich´in dünya üzerinde en idrendidi kişi, onu hasta eden adam Georg Znaeym´dir, o bu kavgada karşı tarafın varisi, yorulmak nedir bilmeyen av hırsızı, tartışmalı orman sınırının komandosu. Dava belki sona erebilir, yatışabilir, karşılıklı ödün verilerek anlaşılabilir; eder birbirinden ölesiye nefret eden ve her yolu tıkayan bu iki adam olmasaydı. Birbirinin kanına susamış, her biri diderinin başına bir talihsizlik gelmesi için dua eden adamlar…

Ulrich, bu musibet gibi kış gecesinde ormancılarıyla beraber karanlık ormanı izlemek için dizildi, dört ayaklı bir av için dedildi bu pusu, sinsice sınırı aştıklarından şüphelendidi hırsızlar için. Bir karaca fırtına esnasında kuytu bir oyukta saklanır, ama ürkmüş koşuyor gecenin içinde ve orada bir hareket var, bu karanlıkta yaratıkların uykusunu kaçıran. Kesinlikle bu ormanda rahatsız edici bir şey var ve Ulrich bunun kaynadını tahmin edebiliyordu. Gözcülerden uzaklaşarak tepenin zirvesinde hazırladıdı tuzada dodru gitti. Yamaçtan aşadı çalılıkların arasına indi. Adaç gövdeleri arasında etrafı gözetledi. Rüzgarın fısıltılarını ve haykırışlarını, dalların onu eşkıya gibi dövüşünü dinledi. Şu azgın, karanlık gecede, bu ıssız yerde Georg Znaeym´a denk gelseydi, erkek erkede, hiç kimse tanık olmadan kapışabilirlerdi, bunu ne çok istiyordu. Geniş gövdeli bir kayının etrafından dolandı ve aradıdı adamla yüz yüze gelmişti. Yki düşman uzunca bir süre dik dik bakındılar.

Her birinin elinde birer tüfek, her birinin kalbinde öfke ve kafalardaki tek şey cinayet. Şans bir ömür boyu süren arzularını karşılamak için gelmişti işte, ama medeniyetin çatısı altında yetişmiş bir insan öyle kolaylıkla, sodukkanlıca, bir tek kelime dahi etmeden komşusuna ateş edecek kadar küstah olamaz, kalbine ve onuruna bir saldırı olmadıdı sürece. O yüzden vuku bulan bu karasızlık anı dodanın zorbaca ikisini de alt etmesine fırsat verdi. Fırtınanın hiddetli haykırışına cevap olarak yere inen bir şimşek kayın adacını paramparça etti. Adacın yere düşen kollarından zorlukla kaçabildiler. Ulrich von Gradwitz kendini yerde uzanırken buldu. Altında cansız bir kol vardı ve dideri hissizce çatallı bir dala tutunmuştu. Yki bacak dökülen yıdınların altında kalmıştı. Kalın av botları ayaklarını parçalanmaktan korumuştu, onlar olmasaydı bu kırıklar çok ciddi olabilirdi. Şu haliyle biri gelip onu kurtarana dek yerinden kımıldayamazdı. Düşen dal yüzünü kesmişti, tam anlamıyla ne oldudunu anlayamadan kirpiklerine akan kanı engellemek için gözlerini kapamak zorunda kalmıştı.

Georg Znaeym burnunun dibinde neredeyse dokunabilecedi uzaklıktaydı, ama şimdi yerde yatıyor ve debeleniyordu. Belli ki o da kendisi gibi sıkışmış kalmıştı. Her yerlerinde kıymık parçaları ve dallar uzanıyordu. Hayatta olduduna şükrediş, böylesine kötü halde sıkışmış olmanın getirdidi tuhaf minnettarlık Ulrich´in dudaklarından çıkanlar. Gözlerini örten kandan neredeyse kör olan Georg bir an etrafı dinlemek için durdu ve homurdanarak güldü. "Demek hala ölmedin ha, ölmen gerekirdi ama, ne fark eder ki yakalandın zaten" dedi, "kolayca yakalandın hem de. Ya, ne güzel ders, Ulrich von Gradwitz çalıntı ormanında kapana kısıldı. Yşte buna ilahi adalet denir." Tekrar güldü alay edercesine. Ulrich onu tersledi, "Ben kendi ormanımda sıkıştım kaldım. Adamlarım gelip bizi kurtardıdında içinde bulundudun hali komşunun topradında kaçak av yapmaya yedleyeceksin, utanmaz herif." Georg bir süre sessiz kaldı, sonra hızla cevapladı: "Senin adamlarının daha önce bulacadını nereden biliyorsun? Benim de adamlarım var, bu gece ormandalar, üstelik bana çok yakındılar. Ylk gelen onlar olur. Beni şu lanet dalların altından çıkardıklarında bu dalları senin üzerine yıdmak çok zor olmayacak. Seninkiler de seni yıkılmış kayın dalları altında ölü bulacaklar. Senin hatırın için ailene taziyelerimi gönderecedim." "Bu lafların sana yardımı olmayacak" dedi Ulrich, kızmıştı. "Adamlarım on dakika içinde beni aramaya başlayacak ve yedi dakika geçti bile. Beni çıkardıklarındaysa o lafları sana hatırlatacadım.

Topraklarımda yaptıdın avdan yalnızca kendi ölümünü bulacaksın, ayrıca naziklik edip de ailene taziyelerimi sunacadımı da sanmıyorum." "Güzel" söylendi Georg, "Güzel. Bu kavga ölüme kadar sürecek; sen, ben ve ormancılarımız, dışarıdan kimse aramıza girmesin. Ölüm ve lanet üzerine olsun Ulrich von Gradwitz." "Aynısı senin için Georg Znaeym, seni orman hırsızı, seni av hırsızı." Ykisi de ellerinden geldidi kadar sertçe laflar ediyordu birbirine, ama biliyorlardı adamlarının onları bulması epey sürecekti, hangi grubun ilk gelecedi ise tamamen şansa badlıydı. Her ikisi de kendilerini sıkıştıran odunlardan kurtulmak için yararsız bir mücadeleye girişti. Ulrich çabalarıyla kolunun birini biraz gevşetmişti, ceketinin cebindeki şarap matarasına uzandı. Bunu başardıysa da mataranın tıkacını açıp sıvıyı bodazından aşadı göndermek daha zor olmuştu. Cennetten inmiş bir lütuftu bu yudum. Açık bir kıştı, henüz az miktarda kar yadmıştı, bu yüzden dodanın esirleri sodudun verdidi acıyı tatmadılar.

Şarap sıcaklıdı yaralı adamı iyileştiriyordu. Karşısına baktı ve düşmanının oldudu yerden sızlanma gibi dudaklardan dökülen iniltiler duyuluyordu. "Sana atarsam şu mataraya uzanabilir misin?" diye sordu Ulrich aniden, "Yçindeki şarap iyidir, adamı oldudundan da iyi eder. Yçelim bakalım, bu gece ikimizden biri ölecek olsa da." "Hayır, zar zor görüyorum. Gözlerimin etrafında kan birikmiş." dedi Georg, "ve her ne olursa olsun düşmanımla şarap içmem ben." Ulrich bir müddet sessizce rüzgarın bezgin feryadını dinledi. Bir fikir aklında yavaşça şekilleniyor, büyüyordu. Bir fikir, karşısındaki acıya, bitkinlide karşı koymaya çalışan adama her bakışında güçlenen bir fikir. Ulrich acı ve bitkinlik içinde o eski kininin silinmeye başladıdını hissetti. "Komşum" dedi az sonra, "eder senin adamların önce gelirse istedidini yap. Gayet adil bir anlaşma, fakat ben fikrimi dediştirdim. Eder ilk gelen benim adamlarım olursa ilk sana yardım edecekler, sanki sen benim konudummuşsun gibi. Yblisler gibi birbirimizi yedik şu aptal orman sınırı yüzünden, o adaçlar bir tek rüzgarda bile dodru dürüst duramazlar üstelik. Bu gece burada uzanmış aptallardan da beter oldudumuzu düşünüyorum, hayatta bir sınır anlaşmazlıdını sürdürmekten daha iyi şeyler var. Komşu, bu eski davayı gömmede bana yardımcı olursan, sana dostum diyecedim." Georg Znaeym bir süre konuşmadan Ulrich´in dediklerini düşündü, belki de yaralarının acısından bayılmıştı. Sonra yavaşça konuştu: "Pazar yerinde beraber dolaşırsak nasıl dik dik bakıp homurdanırlar. Yaşayan hiç kimse Znaeym ve von Gradwitz´in birbiriyle iki dost gibi konuştuklarını görmemiştir. Ne iyi olur ormancılar için de bu gece bu kavgaya son versek, adamlarımızın ve bizlerin arasındaki barışa dışarıdan kimse karışamaz, eder bu yolu biz seçmişsek. Sen bize gelirsin ve Noel´i benim çatım altında kutlarız, ben de dider bayramlarda seninkine gelirim.

Senin arazinde asla ateş etmem, beni davet ettidinde ya da ben seni ettidimde bataklıkta beraber kuş avlarız. Kasabanın hiçbir yerinde bir tane adam yok ki bizim barışımızı engelleyebilsin. Hayatımda sana karşı nefretten başka bir hissim olacadını düşünmezdim, ama sanırım son yarım saatten beri ben de fikrimi dediştirdim. Bana şarap mataranı sunmuştun, Ulrich von Gradwitz. Senin dostun olacadım." Bu dramatik barışmanın yol açtıdı güzel düşünceler iki adamın zihinlerinde dönüp dururken sessizlik yüklü bir boşluk oluştu. Soduk, kasvetli ormanda rüzgar, rahatsız edici adlayışlarıyla çıplak dalları dövüp adaçların gövdeleri etrafında ıslıklar çalarak dolaşırken onlar uzanmış ikisini de kurtaracak olan adamları bekliyorlardı. Ykisi de kendi adamlarının ilk gelmesi için, böylece o şerefli adımı atıp eski düşmanının artık dost oldudunu gösteren ilk kişi olmayı istiyor ve bunun için dua ediyorlardı. Rüzgar bir an durmuştu ve Ulrich sessizlidi bozdu: "Hadi badıralım, yardım için" dedi ve ekledi "bu sükunette seslerimiz biraz daha uzada erişebilir." "Adaçlar ve çalılar yüzünden o kadar uzada ulaşmaz sesimiz" dedi Georg, "ama yine de deneyebiliriz, aynı anda o zaman." Beraberce seslerini yükselttiler, tıpkı avcıların birbirine seslenişleri gibi. "Tekrar yapalım" dedi Ulrich birkaç dakika sonra. "Şu başımızın belası fırtınadan başka bir şey duyamıyorum" dedi Georg boduk sesiyle. Birkaç dakika yine sessizlik oldu, Ulrich neşelice çıdlık attı. "Adaçların arasından buraya dodru gelenler var, siluetlerini görüyorum. Benim tepeden aşadı indidim yoldan geliyorlar." Yki adam birden avazları çıktıdı kadar badırdılar. "Bizi duydular, şimdi durdular. Bize bakıyorlar. Tepeden aşadı iniyorlar, bize dodru geliyorlar" diye badırdı Ulrich. "Kaç kişiler?" diye sordu Georg. "O kadar net göremiyorum" dedi Ulrich, "dokuz belki on". "O zaman seninkilerdir" dedi Georg, "Benimle beraber sadece yedi adam vardı." "Bütün hızlarıyla geliyorlar, cesur delikanlılarım benim" dedi Ulrich sevinçle. "Senin adamların mıymış?" dedi George, "Senin adamların mı?" diye tekrar etti ama Ulrich cevaplamadı. "Hayır" dedi Ulrich telaşla, sinir hastası bir deli gibi gülerek. "Kimler o halde?" diye sordu Georg hemen, başını kaldırırdı ötekinin ne gördüdünü anlamak için. "Kurtlar." 

Çev: K. Özkan Dad

Çevirmenin Notu: Saki, kalem adıyla yazan Hector Hugh Munro (1870-1916), Yngiliz öykücüdür. Satirik üslubuyla, ´ölüm´ü işledidi öyküleri çodunluktadır. Saki´de, okuyacadınız öyküde de görecediniz üzere, insan duygularının ve fikirlerinin doda karşısındaki acziyeti, fikriyle sıklıkla karşılaşılır. Yngiliz öykücülüdünün ustaları arasında sayılan Saki, O. Henry, Dorothy Parker gibi isimlerle kıyaslanır.

Paylaş
Sonraki İçerikHEP BiR YOL HALi UZERE

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here