Vira bismillah! İşaret Çocukları’ndan başladık çözümlemeye!

0
648
Cahit Zarifoğlu

ŞAİR CAHİT ZARİFOĞLU (1940-1987)

Şiirleri Üzerine Konuşmalar

2

‘İŞARET ÇOCUKLARI’

Cahit Zarifoglu

Burada Cahit Zarifoğlu’nun şiirleri hakkında açıklamalara dayanan bir konuşmadan çok açımlamalara varan değerlendirmeler yapmayı denemekten yana olduğumu öncelikle ifade etmeliyim. Şair de bu yolu denemiştir. Yani Cahit Zarifoğlu kendi şiirine ilişkin açıklamalar yapmak yerine, yeni şiirler yazarak hem kendine has imgelem dünyasından okura doğru çoğalan yeni işaretler bırakmış hem de onu ola ki başka bir açıdan okumamıza imkân veren farklı yaşantı öğelerini (experience) zihnimize sunarak açımlamalar yapmıştır. Kendini, kendilik bilgisini [iptida (en ilkel anlamda)] başından şiirle elde etmeye yönelen her şairin izlediği en olgun yöntem de bu olsa gerek: Şiirini şiirle açımlamak. Gerçekten iyi bir şiir okurken ve okuduktan sonra takındığım tavır, okuduğum şiirle zihnimde oluşan yaşantı parçacıklarından yola çıkarak şairin sunduğu dünyanın doğasını anlamaya yönelik tespitler yapmak, daha okudukça bütüncül yargılara ulaşmaya çalışmaktan ibarettir. Cahit Zarifoğlu’nun şiirlerini de okurken bu yoldan gideceğim. Şu var ki çetin olduğu kadar harbi bir şiirle uğraşacağız. Demek konuşmamız da çetin ve harbi olacak.

2a

[‘HIZLA AKAN IRMAK’]

Cahit Zarifoglu

‘İşaret Çocukları’ Cahit Zarifoğlu’nun ilk şiir kitabıdır. Aralık 1967’de İnsan Yayınevi’nce yayımlanmıştır. Kitap 30 şiiri muhtevi olup, ismini 21.şiirden almıştır. Şairin şiirlerinin yayımlanmaya başladığı zaman dilimini dikkate aldığımızda (1958-1967) bu şiirlerin 18-27 yaş aralığına ait olduğunu kesin olarak söyleyebiliriz. ‘İşaret Çocukları’ndaki bütün şiirler, Büyük Türk Şiiri’nin imgeci kanalından akar ve yine bu kanalı besleyerek ve giderek derinleştirerek tarzını inşa eder. Kuşkusuz bu bir süreçtir. Cahit Zarifoğlu’nun bu ilk şiirlerinde hemen tastamam söylemini olgunlaştırıp tamamlanmış bir yapıdan söz edilir ki kanımca bu gerçeğe uygun düşmez. Bir ömür ‘özlediği şiir ufkuna ulaşmaya çalışma sevinciyle’ hareket eden bir şair için bu tarz bir yaklaşım doğru olmasa gerek. Galiba bu acele yargı, şairi çok sevenlerce sarf edilen veya sevgiyle yüceltme psikolojisinin etkisiyle dile getirilmiş, çok duygusal bir yaklaşımın ürünüdür. Fakat bu yargıyı destekleyen bazı şiirleri vardır demek daha doğruca olur.

İşaret Çocukları’nın ilk şiiri Hızla Akan Mızrak’ dünyadaki en küçük bir olaya veya görüntüye bile diğer insanlar gibi bakmayan bir gözün, bir sabah manzarasına ilişkin deneyimiyle açılır:

‘Sabahtır

Alkışlar gecenin

Sıcak damları sükûn yapılarıyla

Aydınlatır bir ucundan

Kahvaltı sofrasını çay tasını’

Şüphesiz bu görüntü, şairin iç dünya gözünden taşan psikolojik bir izlenimin ürünüdür. Ama bu görüntü şairin asıl iletmek istediği duygu için dekor olarak kullanılır. Şiirin başat imgesi son iki kesimde kullanılan ‘mızrak’ sözcüğünde belirginleşir.

‘Bu geçen mızrak

Kalın kararlı’

 

‘Mızrak geçer ışığı

Geçer geceyi dolduran karanlığı da’

mısralarını şiirin başlığı olan ‘Hızla akan mızrak’la birlikte alırsak, satırların arasında saklı duygunun açılımına nispeten ulaşabiliriz.

Şiirde konuşan sesin yoğunlaştığı imgeyi(mızrak) şöyle açabiliriz: Sabah uyandığımızda ve kahvaltı yapmak üzere yere kurulmuş sofraya yöneldiğimizde, yarı uykulu ve biraz ayıkça açılmış halde olan gözlerimizle bazen şu görüntüyü yakalarız:

Pencerenin bir köşesinden çok az sızan güneş ışığı odanın kalan taraflarını biraz karanlıkta bırakarak sofraya doğru bir mızrak biçiminde uzanır. Sofraya doğru sanki bir mızrak görüntüsünü andırarak uzayan bu ışıklı görüntü, ulaştığı yerin bir kısmını aydınlatır. Çocukken buna benzer ışık oyunlarına ben de şahit oldum. Kamil Eşfak Berki’nin ‘uykudan kalkmış bir insanın sabah psikolojisi’ saptaması da kanımca bu yorumu destekler mahiyettedir. Buradan şairin imgelemini harekete geçiren görüntüye, giderek zıtların uyumlu birlikteliği dediğimiz unsurlar eşlik eder. (sabah/gece, ışık-aydınlık/karanlık)

Bir başka açıdan, hızla akan mızrak, külli iradenin buyruğunda hızla geçen zamanı ve zamanın bir kaderle uyumlu zıtlıkların birbirini tamamlayarak hızlı akışını imler. Ve yine şiirin ikinci bölümünde bütün bu varoluş sürecine şairin sevinçle tanıklık ettiği ilginç görüntülerle, farkına varamadığımız sade/gösterişsiz bir güzellikle tablo tamamlanır. Birçok şiirinde olduğu gibi burada da şairin reel dünyaya ait en küçük bir ayrıntıyı bile imgeleminde ve bazen de muhayyilesinde dönüştürerek soyutlaştırma dediğimiz bir tekniği sıkça kullandığını görüyoruz. Çocukluğumda çok söylediğim ‘Telgrafın tellerine kuşlar mı konar?’ türküsünü anımsatan sahnenin yine çocukluğumda bazen şahit olduğum gibi ‘Ve akla her gelen telgraf telinde/Öpüşür iki güvercin/İncelmiş ve yumuşamış gagalarıyla’ cümleleriyle estetik anlamda üst düzey bir jestle tamamlanması şiirin en dikkat çekici imajları olarak akılda kalıcı güzelliktedir. Ve yine üçüncü bölümdeki ‘Atanın değer biçilmez atıyla’ birlikte mızrak imgesi bizi eski zaman atlı mızraklı savaş oyunlarına götürür. Bu yorumum, imgenin, Engin Geçtan’ın vurguladığı anlamdaki tespitine denk düşer sanırım:

‘…bir nesne dış çevrede olmadığı zamanlarda da o nesnenin imgesi zihinde canlandırılabilir…’

Cahit Zarifoğlu’nun şiirlerinde özellikle çocukluk ve ilk gençlik dönemine ilişkin birçok enstantane zihinde anlık çağrışımlarla, böyle dönüşüm ve değiştirimlerle çok canlı imajlar olarak karşımıza çıkarlar ki, bu durum onun şiirlerini okurken bizim de his ve düşünce dünyamızı canlı ve tetikte kılar.

‘Mızrak geçer ışığı

Geçer geceyi dolduran karanlığı da’

Ali Celep

Arifiye-Sakarya

{Eleştiri Haber}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here