Tutku ile Kader Arasında Bir Roman: Emiko | Mustafa Nurullah Celep Yazdı…

0
110

Mustafa Nurullah Celep

TUTKU İLE KADER ARASINDA BİR ROMAN: EMİKO

Emiko, tutkuyla örülmüş bir roman.(*) Cemil ile Emiko’nın birbirlerine yönelik saf, el değmemiş, içtenlikli ve tutkulu aşklarının romanı. Biz bu esere roman desek de bir romanın organik iç içleyişinin, birbiriyle örüntülü yazınsal ögelerini; olay örgüsü, zaman, mekân ve kişiler kadrosuyla çatılan kurgulanmış yapısal özelliklerini bünyesinde taşımıyor. Novalle tanımı isabet olmuş. Bir uzun hikâye de diyebiliriz Emiko’ya. Emiko’nın teknik olarak öne çıkan en belirgin özelliği, her bir bölümde ayrı ayrı anlatı stratejisi uygulanmasıdır, yani bu romanda bölümler halinde kişiler anlatıcı olarak ayrı ayrı söz alıyorlar, anlatıyorlar. Zekice düşünülmüş değişik ve farklı bir anlatı stratejisi. Bugün postmodern anlatı yazarlarının uyguladıkları bir anlatım tekniğidir bu. Ama roman, teknik olarak postmodernleri anımsatsa da içerik olarak Anadolu kültür dünyasına ait, daha doğru bir deyişle Anadolu hayat tarzı ve duyuş biçimi içinden bir anlatı. Bu anlamıyla geleneksel dünyanın içinden, göreneksel izlekleri anımsatan bir içerik düzlemine sahip. Yani Emiko, yapı olarak posmodern, içerik olarak geleneksel bir roman.

Emiko’nun içerik özellikleri

Emiko’nun içerik özelliklerine gelince; Emiko, tutkuyla kader arasında salınan bir roman; bir başka deyişle mutlulukla mutsuzluk arasında, bir diğer söyleyişle sevinç ve keder arasında gidip gelen bir roman. Özünde “töre karşıtlığı”nı özellikle belirtelim. Yani Emiko’nun düşünsel çerçevesi itibariyle asıl vermek istediği ileti; erkek egemen bir toplumda göreneksel ve kağşamış alışkanlıkların kırılmasına yönelik temelden eleştirilerdir.

Maddeye karşı mânânın savaşı…

Toprağa, traktöre körü körüne bağlanmaya karşı, sevgiye, merhamete yönelişin, maneviyatın savaşı…

Eserin öne çıkan bir özelliği de anne sevgisinin, şefkat ve merhametinin belirginleştirilmesi yönündedir. Bu anlamda “değer eksenli” bir romandır Emiko. Küreselleşmenin hükümferma olduğu bir çağda değerlerimize yönelik esaslı vurgusuyla Emiko’yu önemli ve gerekli buluyorum. Revaçta olan Postmodern Romanın metni nesneye ve oyuna indirgeyen yaklaşımları yanında Emiko’lar yazılması ve çoğalması gerekir…

Bir alıntıyla misal vermek gerekirse;

“Göbek bağı kesildiğinde, gönül bağı büyüyerek sevgisi katbekat artarak kördüğüm eden, minik parmaklarına şiir gibi öpücükle dokunur yavrusuna her anne. Bebeğinin karnı acıkmadan, açlıktan midesi sızlamadan, göğüs çeşmesinden sütü fışkırır gelir; “Sütüm sana helal” diyen, uykusunu sadece onun için bölen, yorgun olsa da dudağında gülüşünü görünce yorgunluğunu unutan, mutlu-mesut, bir şefkat abidesidir anne.” (s.100)

Şahin karakteri: Hukuk ve Eylem arasında   

Emiko romanının içerik düzleminde tartıştığı bir diğer konu da “kadına şiddet” olgusudur.

Burada bir parantez açıp şunu ifade etmekte fayda var:

Bugün Türk Romanında “Somut bir kötülüğe somut olarak müdahale eden somut karakterlere ihtiyaç var.” Bugün Türk Romanının en çok ihtiyaç hissettiği şey, soyut kurmaca oyunlarından ziyade, işlenen kötülüğe eliyle müdahale eden, şahsiyetli, etken/etkin, güçlü roman şahsiyetleri oluşturmak, inşa etmektir. Şahin’de bunu gördüm. Doğal olarak kitabın yazarına da şu öneride bulunabiliriz:

Sayın Ataş, “meselesi olan romancılık” anlayışının güzel ve öğretici bir yansıması olarak bu karakter üzerinde odaklanmalı diyorum. Biz Ataş’ı sonraki romanlarında bu anlayış gereğince, “kadına şiddet” konusunu eserin omurgasına şamil kılınmış bir vaziyette Milletimizin bir yarasını tartışan, sorgulayan eserler yazan bir yazar olarak da okumak istiyoruz. Elbette postmodern anlatım tekniklerinden istifade ederek bir mesele etrafında dönen, bir meseleyi konuşulabilir ve düşünülebilir kılan somut romanlar da beklemek hakkımız diyorum. Asıl ihtiyacımız olan budur. Yani milletimizin bir meselesi bağlamında ve çevresinde, mesaj yönü ağır basan, biçim-içerik dengesini gözeten, belli-belirgin bir tezi tartışan, sorgulayan, araştıran estetik donanımı haiz eserler…

Şahin, hem duygusal hem de özgüveni yüksek güçlü-kuvvetli bir özne, bir roman kişisi. Rastlantıya inanmıyor, gerçekçi ve olay merkezli. Müdahil. Aktif. İfade ettiklerimizi somutlamak için iki paragrafı da buraya alıntılıyorum:

“Kadın o! Sen de kadını dövüyorsun! Hem de zayıf ve güçsüz bir kadını. Yazıklar olsun. Bileğine gücüne güveniyorsan gel beni döv! Gel sana öğreteyim. Bak, öyle değil, böyle olur!” dedim. Vurur gibi yaptım ama vurmadım. Korkuttum ama dövmedim.

Kadın sessizliğinin volümünü hafif açarak; “Dur kardeşim! Sana da zarar vermesinden korkarım.” Dedi.

“Korkma bu soysuza haddini bildiririz. Yalnız değilsin. Ne olursa olsun sana vurmaya hakkı yok!” Bana öyle yaşlı gözlerle bakınca; Sanki karşımda Fehime Ablamı görmüş gibi bir duyguya kapıldım. Yüreğime oturdu onun yaşlı gözleri… Öyle dertli yumaklar sarmış ki bakışlarını, yüzündeki karmaşa, düşüncelerinin çözülmesi zor bir düğümü gibi…” (s.95)

Kuşlar bile kaderle uçar; Fehime de Adil’le uçar…

Bunun yanında, insanî bağlamda beni en çok etkileyen bölüm, Fehime’nin Adil Beyle karşılaşması, mutluluğu yakalaması, mutluluğa ve aşka kavuşmasıdır… Adil Beyin ağzından aktarılan şu cümleler de Emiko romanının genel düşünsel çerçevesini özetler gibidir:

“Hayat dediğimiz şey; doğmak, yaşamak ve mücadele etmektir. Hep elem değil, hep sevinç de değil, hayat. Çekilen acının şiddeti kadar sevinçten zevk aldığımızdır yaşam.” (s.138)

Bir eleştiri olarak görülecekse eğer, romanda çekilen acıların şiddetini tasvir bağlamında santimantal (aşırı duygulu, aşırı içli) dilin, melodramatik ifadelerin sıklıkla yer aldığını özellikle belirtelim. Bu ise eseri okuyucu nezdinde iç bunaltıcı bir boyuta taşıyabiliyor. Emiko’da öznelliğin, duygusallığın dozajının biraz fazla yer tuttuğunu söyleyebiliriz. Yazar, konu nesnesine dışarıdan, nesnel bir gözle de bakabilir, dil, anlatım ve üslupta nesnellikle öznellik arasında dengeyi mesafe kavramıyla dengeli bir bütünlüğe kavuşturabilirdi.

Ayrıca Nevzat Akyar da şurada belirtmişti; (**) benim de dikkatimi fazlasıyla çektiğini gösteren bir husus var:

Emiko romanının sıkı bir redakte-edite sürecinden geçmediğini görüyoruz. Kitapta gözle görülür derecede tashih hataları var. Ancak biz yine de bu sorunu Adıyan’ın yorgunluğuna ve yoğunluğuna veriyoruz, sonraki baskılarda düzeltilmesini umarak.

Sevgi Ataş, sosyal medya sayfasında da belirttiği gibi kendi halince yazan bir anlatıcı. Ama öneri ve eleştirilerimizi dikkate alırsa, “meselesi olan” bir romancı kazanmış olacağız.

Başarı dileklerimizle…

(*) Sevgi Ataş, Emiko, İbrişim Kitap, Ekim 2018, Bursa

(**) Nevzat Akyar: http://elestirihaber.com/bir-sevgi-atas-romani-emiko-nevzat-akyar-yazdi/

[Eleştiri Haber, Temmuz 2019]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.