Türkiye’de Edebiyat Dergilerinin Genel Görünümü ya da Kavga Dergileri Neden Yok?

0
148

Mustafa Nurullah Celep

TÜRKİYE’DE EDEBİYAT ORTAMININ GENEL GÖRÜNÜMÜ YA DA

KAVGA DERGİLERİ NEDEN YOK? *

‘‘Gerçek bir şairin yolunu hiçbir şey kesemez. Soluksuz bir şairi de hiçbir dış etken ön sıraya getiremez. (…) Şair kendi yolunu -hem de ilk şiirleriyle- kendisi açar. Şairler bu yeni gelenin yeni bir yetenek olduğunu anlarlar ve yeni bir şair olarak selamlar. Yani kişinin şair olması belli bir dönemde yazan eski-yeni bütün şairlerin fermanına bağlıdır. O ferman olmasa da, şair, direnerek, ona karşın yine açacaktır kendi yolunu.’’ (Cemal Süreya)

Turgut Uyar 1955’te yayınladığı Evrim dergisindeki yazısında Türkiye’de güdümlü edebiyatın yokluğundan yakınır ve devamında bir fikir etrafında toplanıp o fikrin somutlanması için çalışan dergilerin o günkü şartlarda (1950’ler) var olmadığını bakın şöyle dile getirir:

‘‘Demek istiyorum ki, bir ana düşünceye bağlanıp da bütün yazarlarıyla bu düşüncenin gerçekleşmesine çabalayan dergimiz yok. Güdümlü dergimiz yok’’ (1)

Turgut Uyar’ın ‘güdümlü edebiyat’tan kastı, sanatçının/edebiyatçının özgürlüğünü ve yaratısını kısıtlayan bir dar görüşlülük paralelinde düşünülebilecek hüküm değildir. Uyar’ın ‘güdümlü edebiyat’ deyince anlatmak istediğinin izahı şu şekilde verilebilir:

Bir dergi etrafında, haklı olduğuna inanılan, ortaya konulmuş, çerçevesi çizilmiş bir düşünce gereğince ‘sanatçının nereye varacağını bilerek hesaplayarak’ çalışması, şairin yeni bir görüş ve yeni bir anlayış getirerek o görüş ve anlayışın kavgasını ve savaşımını vermesi, yeni düşünce yolları ve yeni şiir kanalları açması, yeni kurallar ve gerçekler getirmesidir. Uyar, aynı inancını benzer kaygılarla şu şekilde açıklar:

‘‘Benim sandığım, güdümsüz sanat olmaz. Hele adını biraz değiştirirsek. Güdümlü olan, güdümcü olan sanat değil sanatçıdır. Güdümcü sanatçı. Bir akıma uysun uymasın, güdümsüz sanatçı olamaz. Her sanatçı nereye varacağını bilerek, hesaplayarak çalışır. Kendine göre bir görüşü, kuralları, doğrulamak istediği gerçekler vardır. Onu izler, onu güder. Yoksa ötesi durduğu yerde gevezelik etmek olur. Ama sanatçının bu izlediği ister doğrudan doğruya kendi kurduğu bir görüş, ister bir başkasının inancına uyan görüş olsun.’’ (2)

Bugünün edebiyat ortamına yakından bakınca (2014) bir dava-şiir davası- etrafında toplanmış şairlerin, kavgasını verdiği yayınların yokluğunu nasıl izah edeceğiz? Biz bu yazımızda kurcalayacağımız meseleyi, göndermeleri ve fotografik özellikleriyle bu soru etrafında serimlemeye çalışacağız.

Kavga dergileri neden yok? Bunda maruz kaldığımız postmodern kültürün elimine edici etkilerinin olduğunu düşünmekteyiz. Postmodern kültür, hakikati çoğullaştırarak bir davayı, metafizik değerlerden intişar etmiş bir dava bilinci ve ruhunu, insanın zihniyet dünyasında alaşağı edici ve değersizleştirici etkilerde bulunup başkalaşıma ve büyü bozumuna uğratarak, bütünlüklü benliğini parçalara ayırdı, atomize bireylikler, bölünmüş benliklerle yaşamak olağan hale geldi.

Türkiye şartlarında bir değeri bayraklaştıran (toplum/halk değeri) sanat ve edebiyat erbabı da, yeni bir toplumculuk ihtiyacı içinde hareket ettikleri halde, egemen kültürün Türk okur-yazarında baskın ve zararlı nüfuzu ve bunun yanında yeni toplumcuların yayın istikrarının aksayışı dolayısıyla bahis konusu ettiğimiz bu kesimde dönüştürücü bir etkide bulunamadı. (3)

Kavga dergileri neden yok? Buna postmodern kültürün insan zihnini körleştirici etkisinin yanında ruhu/bilinci çölleştirici müdahalesini de eklemeliyiz. Bir değeri savunabilecek kavi bir bilinç ve ruhla (kavga bilinci ve kavga ruhu) hareket eden genç şairlerin cesaretine ve atılganlığına dayalı canlı bir etkileşim ve iletişim ortamından yoksunuz bugün.

Edebiyat ortamı cansız ( çünkü bir can’ı olduğuna ikna olmamız için bir hareketin, bir davranışın etkin biçimlerine ve emarelerine tanıklık etmemiz gerekir) ve uzun süren bir sessizliğin fetret dönemini yaşıyor. Dergiler ‘‘çıkmak için çıkıyor’’ izlenimi veriyor daha çok. Handiyse klik dergilerin de (4) nabız vuruşlarına duyarsız olduğunu söylemek mümkündür. Söze konu ettiğimiz dergiler, kendi içinde dönenip duran bir döngüsellik ve durağanlıkla yayın yapıyorlar.

Kavga dergilerinin bugünün dünyasında bir varlık gösteremeyişlerinin nedenlerine yakın geçmişten, 90’lı yıllardan örneklerle açıklık getirebiliriz:

90’ların sonu ve hatta 2000’lerin başlangıç yıllarında Atlılar ve Kökler dergilerinin o dönemdeki dergiler arasındaki mevcut durumları ve yayınlanan yazıları da göz önünde bulundurduğumuzda (5) birçok çevreden bu yazılara olumlu-olumsuz tepkiler gelmiş, bu yazılar belli kesimde makes bulmuş, edebiyat ortamının canlanışının filizlendiğine dair emareler belirmişti. Bu beliren ve göveren ortamda iyi veya kötü, başarılı veya başarısız, eserin kalitesine dair yargı verilir, hüküm belirtilirdi.

Kavga dergileri yok, çünkü artık sanal çarpışmalarda, internetle vakit öldürüyoruz. 2010’lu yılları yaşadığımız bugünlerde –internetin de genel halk kitlelerinde yaygın kullanımıyla birlikte- edebiyat ortamı yakın zamanda sanal kimliklerin perde arkasından yorumlarına ve sanal savaşlara tanık oldu. Yine aynı zamanda bugün artık edebiyat ortamının gerilimi ve yapısının gergin görüntüsü, dergilerden daha çok ve daha fazla, bir hareket getirme çabası içinde olan kültür, sanat ve edebiyat sitelerinde duyuluyor, diyebiliriz. (6)

Kavga dergiler yok, çünkü rutin ve tekdüze yayınların ve sönük kültürel faaliyetlerin bıktırıcı etkisi ve döngüsü altındayız. Bıktırıcı bir tekrar ve tekrar edip duran bir döngü.

Yenilikçi olma iddiasındaki dergiler ise (7) toplumun edebi zevkini yükseltici kök değerlerden hareket etmeyip edebiyatı elit ve entelektüel bir uğraşı alanı içine hapsettikleri için yeniliğin üstüne yeni bir değer, halkın okur-yazar kesiminde ciddi bir karşılığı olan yeni bir gerçek getiremediler. Mesela konuşma dili hususunda T.S. Eliot’ın ifade ettiği anlamda ‘‘halkın konuşmasına halktan alıp halka hayat vererek’’ yeni bir ivme kazandıramadıkları gibi konuşma diline yeni bir incelik ve yeni bir nüans (alacalık) katamadılar. Dolayısıyla etkileri de sınırlı bir çevre ile devinip durmaya yazgılı oldu.

Bugün genç şair, 2010’lu yılları yaşadığımız bu zamanda, kendi, tek ve bir başına var olmak, bir davanın, bir şiir gerçeğinin gerçekleşmesine çalışmak, kendi özgün kumaşının inşa ediliş sürecine sabırla çalışarak tanıklık etmek yerine, bir önceki kuşağın şair ve eleştirmenleriyle toplu fotoğraf çekmeyi ve gölgesine sığınmayı tercih etmiştir. (8)

Kavga dergileri neden yok, sorusunun yanıtı, böylece okurun da zihninde belirmiş oluyor. Kuleler var. Fildişi ve Eyfel kuleleri. Gruplar ve topluluklar var. Birbirinin kalem işlerine duyarsız, gelişime kapalı, öbek öbek kümelenmeler. Topluluklar Eyfel ve fildişi kulelerini üyelerince inşa ederek sınırlar koymuş, aşılmaması gereken çizgiler tayin etmiştir. Hem dergi hem görüntü olarak bu böyledir. Suya sabuna dokunmayan bir yayın faaliyeti gereğince kendi içinde dönenip duran duyarsızca bir deverandır bu. (9)

Kavga dergisi yok ama bu çerçevenin dışında, olması gereken bir dergicilik anlayışını, grup mantığı içinde hareket etmeden ısrarla sürdüren ve ama türlü imkânsızlıklara rağmen sürdüren dergiler de yok değil. (10)

Türkiye’de edebiyat ortamının görünümü genel hatlarıyla ve kalıpsal yapısıyla yukarıda çizdiğimiz fotoğrafa göre şekillenmiş durumdadır. 80’lerdeki gettolaşma, 90’lardaki kavga bilincine dayalı ayrışık bloklaşma, 2000’lerde birden fazla edebi toplulukların öbekleşerek ve ötekileştirerek kısım kısım gruplanmalarından bugünlere geldik. Ancak geçmişten mesela 1960’lı yılların Cöntürk tipi eleştiri ve dergicilik ruhundan öğretici anlamıyla bir hisse payı çıkaramadığımız gün gibi güneş gibi ortadadır.

Edebiyat ortamındaki topluluksal yapıların bugünkü kadar ayrışık ve yoz görünüm arz etmediği bir dönemde, Hüseyin Cöntürk, 1966 Ağustos’unda Yordam edebiyat dergisinde ‘‘Edebiyatımızda Üçüncü Parti’’ adlı yazısıyla bugünü de ilgilendiren kalıcı tespitlerde bulunur: İlgili yazıda Cöntürk, eski edebi zevkin savunucularıyla yeninin ‘yeni’ olmak için duran-durağan işleyişi karşısında ‘‘yarının yeni şiirini’’ oluşturabilecek eleştirel güçlerle donatılmış  ‘‘yeni-yapı okuyucu’’ dan yana olan tercihinde bulunarak savunduğu ‘Yeni Eleştiri’ anlayışını yeni bir aşamaya taşımanın kaygusunu duyar. (11)

Bugüne geldiğimizde ‘‘yeni şiir’’i, buna ‘biçimci-görselci-deneysel şiir’ denilerek ‘yenilik’ özelliği atfedilir, savunan dergilerdeki şairler topluluğunun, edebiyatı/eleştiriyi eğitsel yönüyle ele almadıkları için, Cöntürk’ün ifade ettiği anlamda ‘yeni-yapı okuyucu’ya yön verip onu yeni bir aşamaya taşıyamadıklarından ve durağan bir yeni anlayışına sahip olduklarından edebiyatımızda temsil kabiliyetinin olmadığını, derebeylik görüntüsüyle ıralı yapılanışından dolayı rahatlıkla pekala ifade edebiliriz.

Bugün eski şiirin zevki uyarınca metinler kaleme alan şairler, edebiyatı yenileyemeyişleri dolayısıyla temsil kabiliyetinden yoksundurlar. Bunun yanında ‘yeni şiir’in savunucuları pozisyonundaki şair ve eleştirmenler topluluğu da muhkem yapılanışları, bugünün ve dünün edebiyat ürünlerine yansız ve tarafsız bir bakıştan mahrum olmaları, gözüpek bir eleştirel atılganlığa yönelmeyişleri, köktenci bir tavır ve kavrayışla yeniyi egemen kılamadıkları için temsil kabiliyetinden mesafelerce uzaktırlar.

Eskiler yoz bir beğeniyi sürdürmekte bir beis görmedikleri gibi yeniler de ‘yeni’ görüntüsü altında kendi derebeyliğindeki toy şairlerin yapıtlarına yönelik sınırlı ilgiyle çevrelenmiş ve meşguller.

Türkiye’de ‘sosyalizm’ görüntüsü altında yayın yapan dergilerde şiir yayınlayan şairler de içinde yer aldığı halkın ‘ne’yi olduğundan bihaber, toplumun gerçek yaşayış düzeninden mesafelerce uzaklar. Yazınsal kimliklerini ‘halkın sanatsal zevkini’ yükseltmekle işlevli kılamadıkları gibi halkın sorunlarına duyarsız, namuslu bir halk yazarı olarak da dışa vurmaktan çekiniyorlar. Bunda temel etken de içinde bulundukları ‘burjuva yaşam düzeni’nin halka yukarıdan bakan pozisyonu, aldıkları eğitimin biçimlendirdiği kültürel kibirdir. Bu dergiler ve bu dergilerde toplanan şairler-eleştirmenler topluluğu da –yazımızın belkemiğine yerleştirdiğimiz- nabız vuruşlarına ayarlı, karşıt görüşteki yazarların eserlerine gürbüz bir gözüpeklikle ve yazınsal kompleks duymadan eleştiren ve değerlendiren kuşatıcı bir bakıştan yoksunlar. Bu yazarlar da en nihayetinde ne mazide ne de şimdide olabilen köksüz ve savruk bir görünüm arz ediyorlar. (12)

Son dönemde yeni yapılanmaların ‘sükse’ yayınları da yeni düşmanlar ve ötekiler üretmekten başka bir işlev yüklenmedi. Bu yeni yapılardan esen helecanlı rüzgâr ise, kalıplaşmış eski yapının yerinin sorgulanışını beraberinde getirmedi. Bu yapılardan yeni bir şiirsel tavır geliştirebilecek olgun karakterli şair-eleştirmenlerin olmayışından dolayı da edebiyat ortamında kirlenmenin ve husumetin ifsat edici kılıçlanışına tanıklık ettik. (13)

Türkiye’de merkez dergisi olarak nitelenen yayınların-dergilerin edebiyat ortamına bir tazelik bahşedeceğini düşünmek safdillik olur. Buradan çünkü ne bir hareket ne de edebiyat ortamını domine edecek bir akım doğar. (14) Buradan şiir ve eleştiri adına güçlü bir rüzgâr, işin doğası gereği esmeyecektir. Çünkü merkez dergiler kalıplaşmış yayınlardır ve bu dergilere özgür yaratımı kısıtlayıcı bürokratik işleyiş hâkimdir. Biz edebiyatın öncü rüzgârının, devrimci bir bilinç ve ruhla bu yapılardan eseceği kanısında değiliz. Bir rüzgâr esecek ve bir kalkışma olacaksa bu merkeze alternatif olabilecek dürüst yeni yapılanmalardan, eleştirel donanıma sahip ‘Genç Cöntürkler’ eliyle olacaktır. Bu ise en nihayetinde bu yazının çerçevesi içinde düşünülebilecek, arık bir bilinç ve dürüst bir açıksözlülükle kavranabildiği ölçüde imkân dâhiline girecektir.

Türkiye’deki edebiyat ortamında kavga dergilerinin var olamayışının sebeplerini, geçmiş ve bugünün belli başlı dergilerindeki vaziyetine göre kendi zaviyemizden bakarak sıralamaya çalıştık. Bu sebepler hem dönemin postmodern ruhundan (zeitgeist) yeni bir dava bilincinin olmayışından, hem de gruplara – topluluklara ayrışmış genel edebiyat ortamının gelişimi engelleyici ve zihni köreltici kalıplaşmış yapısından kaynaklanıyor.

Biz ‘‘eskiden daha güzeldi’’ nostaljisine kapılanmak yerine, türlü körlüklere ve aymazlıklara rağmen tek başına yürümenin geniş kılan özgürlüğünü tercih ettik. Etkilendiğimiz- etkiler aldığımız, bizce doğru olan ‘gerçek’i ifade etmekten çekinmedik, çekinmeyeceğiz. Otodidakt bir çalışma ve yazma yöntemiyle ‘iyiye iyi, kötüye kötü’ deme cesaretini ve dürüstlüğünü gösteriyorsak, bedel ödemeyi de görmezden gelinmeyi de yok sayılmayı da göze almışız demektir.

‘Hak yerini bulsun’ diyoruz, ‘hakikatin hatırı için’, saflar netleşsin. İşte ancak o zaman bir savaştan, bir kavgadan, bir devinim ruhundan, harekete geçirici bir ‘şiir hareketi’nden, bir şiir davranışından, öncü bir eleştirel bilinçten, bir kalkışmadan, bir şiir akımın ilk işaretlerinden, fişeklenmiş ve cesaretli donanımlı dürüst bir şair karakterinden, gözle görülür canlı-devingen bir edebiyat ortamından, devindiren bir şiir ruhundan, şairlerin-edebiyatçıların dürüstçe birbirlerine gerçeği ve hakikati ifade edebilecekleri gürbüz bir yazınsal gelişimden, birbirlerine yazınsal hatalarını maskelemeden ve massetmeden ifade edebilecekleri ince bir bakış açısı ve bir hakkaniyetten bahis açabileceğizdir.

Hak yerini bulsun, atın önüne et, itin önüne ot komadan, sapla samanı birbirine karıştırmadan kimin ne olduğunu, hangi yazınsal kaliteler içerdiğini seçik bir gözle görebilelim…

KAYNAKÇA VE DİPNOTLAR

(*) www.poetikhaber.net sitesi ‘Poetik Eleştiri’ kategoryasında yayınlanan 19 Ocak 2014 tarihli yazının tam halidir.

1.Turgut Uyar, Korkulu Ustalık, haz: Alaattin Karaca, Şiir Üzerine Yazılar, YKY, 2009, İst.

2.Turgut Uyar, Korkulu Ustalık, s, 22.

3.Buna Popülist edebiyat dergisi Fayrap’ı örnek olarak gösterebiliriz.

4.Karagöz ve İtibar dergileri ‘nabızsız’ klik dergilere örnek olarak verilebilir. Karagöz, kendi içinde ve yazarları arasında deveran eden yazışmalara dayalı, dışarıya duyarsız bir dergi pozisyonunun ötesine geçmiş değil. İtibar ise, tek düze bir ürün dergisi ve topluluk mahfili olarak yalnızca ürün yayınlamakla yetinen bir dergi durumunda daha çok. Her iki dergi de başka dergilerdeki yazı ve şiirlerin kalitesinin ölçüldüğü eleştirel metinlerden yoksunlar.

5.Atlılar’da Hakan Arslanbenzer, Hakan Şarkdemir ve Selçuk Orhan’ın Şiir ve Hikâye Sütunları ve yıl değerlendirmeleri, Kökler’de Osman Özbahçe’nin Dergilerde Şiir adını verdiği yazılar ve yıl içinde yayınlanan şiirlere dair toplu okumaları, nabızlı bir edebiyat ortamının atak görüntüsünü işaretler mahiyetteydi.

6.Poetik Haber’in dergilerdeki ve iki kapak arasındaki şiir ve yazıları yazı masasına alıp incelikli değinilerle değerlendirmeye tabi tutması, dergiler, dergi editörleri ve genel yayın yönetmenleri için oldukça öğretici olsa gerektir.

7.Örneğin geçen yıllarda Heves, şimdilerde Karayazı ve Ücra şairleri biçim denemelerini köklü bir gerçekle (toplum gerçeği) bağıntılı kılamadıkları için oldukça dar bir alana hapsolmuş durumdalar.

8.Bu duruma bir örnek Aşkar dergisi verilebilir. Aşkar şairleri, Karagöz’deki şairlerle yan yana durmayı olağan karşılayıp bağlılıklarını ve bağımlılıklarını ifade etmekten çekinmeyen bir imkân içindeler. Bu imkânın somut karşılığı elbette şiirlerinin bir araya getirilip kitap olarak yayınlanması olacaktır.

9.Topluluk üyeleri kendi mensuplarının eserlerine yaklaşımlarında da olumsuzlamacı yaklaşımdan mümkün mertebe uzak durur. Eserin geneline olumlu bir bakış açısı hâkim kılınarak bir ‘yıkama yağlama’ örneği sergilenir. Farklı bir topluluğa ait eserler çokluk görmezden gelinir veya yok sayılır.

10.Ordu Ünye çıkışlı Edebiyat ve Düşünce dergisi Kertenkele tek şiir ve ilk kitap incelemeleriyle bir dönem, işbu yazımızda izah ettiğimiz canlanışın, somut örneğini sergilemişti. Ali Celep’in titiz incelemelerinin etkiler bırakan iç yankılanışı sonrasında, dergilerde benzer yazıların yazıldığına şahit olduk. Şiiri merkeze alan değerlendirme yazıları çoğaldı, yaygınlaştı. Osman Özbahçe’nin bir şiiri ‘başarılı-başarısız’ şeklinde ele alan yüzeysel değinilerinden çok daha derinlikli ve incelikli olanını Ali Celep Kertenkele’de ortaya koydu. Şimdiyse Kertenkele, merkez dergilerdeki tekdüze ve sığ Sezai Karakoç Değerlendirmeleri içinde, bugüne dek yapılmamış olanı, Karakoç’un Gün Doğmadan adlı toplu şiirleri içindeki tek şiir değerlendirmeleri ile Karakoç ve Pakdil’in düzyazı kitaplarını da yazı dizisi halinde toplu okumaya tabi tutarak bu işin derinlikli, kaliteli ve nitelikli örneğini somut olarak sergilemeye devam ediyor.

11.Hüseyin Cöntürk, ‘Çağının Eleştirisi- İkinci Kitap’ içinde ‘‘Edebiyatımızda Üçüncü Parti’’, YKY, Ocak 2006, İst. s.27.

12.Örneğin Mühür ve Şiiri Özlüyorum dergisi bugüne dek 1980 Kuşağının bir yayın organı olmaktan öteye gidememiştir. Bu dergilerde yer alan yeni kuşak şairler de 80 Kuşağının etkilenimlerine dayalı olarak metinler ortaya koydukları gibi şiirsel algı bakımından çağdaş duyarlıktan ve çağın ruhu’ndan uzak, 80’lerin genel şiir algısına hapsolmuş, dolayısıyla bugün’de – şimdi’de olamayan bir şiir olmakla ve kağşamış bir şiir anlayışını sürdürmekle maluldür. .

13.Natama dergisinde Gül Abus Semerci’nin bizce de kötü ve berbat bir şiirinin yayınlanması gerekçe gösterilerek kopuşlar ve ayrışmalar vuku buldu. Tepkiler, husumeti beraberinde getirdi. Bunda bize göre, Natama’nın hedef olarak ve saldırgan bir tutumla kadim değerleri ve Müslümanları hedef alışı belirleyici rol oynadı. Biz değer düşmanı bu yeni yapılanmaların Türk toplumunda ve okur-yazar kesiminde ciddi bir karşılığının olamayacağı görüşündeyiz, zira bu gibi yayınların da şiir kamusu nezdinde bir değer ve itibarı olmayacaktır.

14.Varlık, Kitaplık, Yasakmeyve, Türk Edebiyatı, Dergâh, Yediiklim, Hece bu dergilere örnek olarak gösterilebilir.

[İşbu yazı İletişim Yayınlarından çıkan “1950’li Yıllar” adlı akademik çalışmada Aslı Uçar tarafından kaynak gösterilmiştir:

http://elestirihaber.com/ellili-yillarda-edebiyat-ortami-toplumculugun-modernizmle-dansi-asli-ucar-iktibas/ ]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here