´´Türkiye dindarlaştıkça sekülerlik geriliyor mu?´´ | Ercan Yıldırım | Düşünce

0
552
Ercan Yıldırım

İSLAM’IN PROTESTANLAŞTIRILMASI NE DURUMDA?

Ercan YILDIRIM

1928 yılında İlahiyat Fakültesi’nde toplanan ve başkanlığını Demokrat Parti’nin dörtlü takrircilerinden ve Dış İşleri Bakanlığını yapmış, Türk ve Osmanlı Tarihçilerinin büyük isimlerinden Fuat Köprülü’nun yaptığı bir kurul, İslam’ın çağın şartlarına uydurulması maksadıyla dinin şeklinden fikriyatına kadar bir dizi değişiklik teklifi getirmişti.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu, Mustafa Şekip Tunç, İsmail Hakkı İzmirli, Halil Halit, Halil Nimetullah, Mehmet Ali Ayni, Şerafettin Yaltkaya, Yusuf Ziya Yörükan gibi isimler Cumhuriyet’in yeni dininin gereklerini tespit etmek için kararlar aldı. Yepyeni imamlardan, Türkçe ibadete, camilerin sıhhatinden hutbelerin içeriğine kadar değişiklikler yapılacaktı.

Tabi camilere sıralar konulmasından, “ilahi mahiyetinde asri ve enstrümantal musikiye” geçiş de gerekliydi.

Cumhuriyet idaresi tükenmiş bir imparatorluğun dininin yeni ulus devleti de taşımayacağı kanaatindeydi. Olan biteni Hıristiyanlaşmak biçiminde değerlendirmek hatalı olur. Zira Cumhuriyet eliti Rönesans ve Reform hareketlerini örnek alıyordu. Türkler karşısında yenilmiş Ortaçağ Hıristiyanları çıkışı gerçekleştirmek için atılım yapmak ihtiyacı içindeydi. Onları engelleyen dinleriydi. Protestanlık sadece Hıristiyanlığı tashih veya özgürleşme kalıplarına sıkıştırılamayacak kadar geniş anlama sahipti. Çünkü kıta Avrupasının geleceği bir anlamda yepyeni din anlayışının oluşmasına bağlıydı. Kapitalizmin doğuşu Weber’in belirttiği gibi sadece Protestan ahlakına bağlı değildi ama o kanalla açılmış iktisadi zihniyetin belirgin karşılığı idi.

Avrupa varlığını sürdürmeyi ve Türkleri geriletmeyi dinlerinden bağımsız bir gündelik hayat oluşumu ile iktisat yapısındaki değişiklikle sağladı.

Avrupa için bu kadar “hayati” olan Protestanlaşma İslam için de mümkün olamaz mı? Cumhuriyet elitinin bağımsız bir Türkiye hayallerinin sonsuzluğuna inanmak mümkün değil. Onlar sadece “Türklerin” varlığını muhafaza altına alma ile de meşgul değillerdi. Kesintisiz Batılılaşma yani Anadolu topraklarının 10. yüzyıl öncesi şartlarına irca edilmesi gibi hedeflere de sahiptiler.

Takrir – i Sükun ile İslami kadroları sindirmenin çok da başarılı olması beklenemezdi zaten.

Onlar İslam ile Hıristiyanlık arasındaki farkı da kavrayamamışlardı. İlahiyatçıların teklifleriyle Protestanlaşılacağını düşünüyorlardı. Oysa Demokrat Parti iktidarı ile şekli olan her türlü değişiklikler eskisine döndü.

Pekiyi Protestanlaşma bitti mi?

Camilere musiki – sıra iddiası ve yöntemi açısından tükendi.

Mahiyet değiştirdi.

Türkiye’de Müslümanlar Demokrat Parti idaresi ile birlikte İslam’ın ibadet kısmını kurtardıkları için dinin bünyesindeki siyasal ve toplumsal dönüşüm iddiasından vazgeçtiler.

Bunu belli bir zamana kadar bastırdılar diyebilir miyiz? Belki. Onu da İslam’ın değişmez Kitab’ının varlığına bağlamak gerek. Varlık şartlarını ibadetlerin sıhhatine endeksleyen Müslümanlar için en kötü senaryo 1950 öncesi şartlara dönüş olabilir.

O saatten sonra kendilerine İslam adına sunulan hiçbir teklifi geri çevirmediler.

Dinlerine ve modern iktisada bağlı kalmayı bir arada yürütebilmeyi başarma iddiasındaki Müslümanlardan söz ediyoruz, son 10 yılda.

Türkiye dindarlaştıkça sekülerlik geriliyor mu?

Dahası dindarlığın kamusal sahada etkisinin hissedilmesiyle Türklerin tarihi misyonları tekrar yepyeni bir anlayışla ortaya çıkmış oluyor mu?

Kur’an, siyer, tefsir bilgisine sahip ama Cumhuriyet’in istediği gibi yaşayan bireyler Protestanlığın çok hızlı yürüdüğünü gösteriyor mu?

Dahası. Yeni eğitim sistemi Cumhuriyet’in yarıda bıraktığını tamamlamıyor mu?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here