Türk Şiirinin ve Hikayesinin 3 Yıl Öncesi

0
376

DEĞİNCE DOKUNUNCA / MUSTAFA NURULLAH CELEP

‘‘Eleştiri, insanlara eyleme sekte vurarak engellediği için bütünüyle verimsiz gibi görünür. Onlar, eleştiriyi, her şeyi peşinen kabul etmediği için negatif, gerçekliğin bütününe otomatik şekilde onay damgası vurmadığı için pesimist bulurlar.’’
(Jacques Ellul)

‘‘Uçurumlar birleştirir yüksek tepeleri’’
(Cemal Süreya)

‘‘Anadolu’da bozkır
Bir gebe düşünceyle yanmakta’’
(Ahmet İnam)

‘‘Esasen yerine gelmiş her eleştiri, tahlil, tahrip ve inşa içerir. Eleştiri, özellikle tahribe dair kısmı nedeniyle sevilmez. Tahrip, inşayı baltalıyor sanılır. Oysa bilakis inşa, tahrip sayesindedir.’’
(Hayriye Ünal)

Türk Dili, Haziran 2015, sayı: 762.

Mehmet Aycı, ‘Arakan’ başlıklı şiiriyle zulüm coğrafyasına duyarlıklı bir bakış getiriyor. Konformist bir düzen içre rahatına düşkün bir şekilde yaşamını sürdüren insanın incelmiş ve derin yerine sesleniyor Aycı. Okuyucuyu kalbinden yakalayıp sarsıyor. Bu savaş çağında Aycı, kelime repertuarı ve şiirsel kompozisyonuyla lirizmin uç sınırlarına dek uzanıyor. Şairin bugünlere gelen şiirleri arasında ‘dış dünya ilgisi’ bakımında ayrı-ayrıcalıklı bir yeri olduğunu düşünüyorum ‘Arakan’ın. Lirik sanatın günümüzdeki yaygın örneklerinin sunduğu ‘aşka güzelleme’yle sınırlı, dar-daracık dünyasında ‘Arakan’, ‘saplı bir bıçak’ kadar gerçek ve diri. Gerçeğe, diriliğe ve yeniden dirileşe çağırıyor okuyucuyu Arakan. Lirik ve dramatik işaret taşlarıyla kanın hükümferma olduğu bir çağda yaşadığımızı hatırlatıyor.

Buradan ötesi ve sonrası, bir adım atmak, somut bir adım atmaktır.

Cengizhan Genç, ‘Şimdi Şiir Ebediyen Değişir’ şiiriyle bir ‘nazire şiir’ örneği sergiliyor. İzleksel açıdan da göndermeleriyle ve içerik özellikleriyle Hayriye Ünal’ın şiirini takip ettiğini söylemek mümkündür. Arayış içinde bir şair Genç, bir şiir genci. Bu şiirinde Genç’i soyut, içsel-karmaşık ruh yapısına yönelik betimlemeleri daha bir ağılık teşkil ediyor. Belirsizlik, soyutluk, karmaşık öz, savruk mısra yapısı, dolayımlılık, içreklik, kötücül damar, şiire dair ‘onay daması’ vurmamıza engel teşkil eden biçim ve içeriğe yönelik teknik kusurlar. Genç, ‘toprağın amansız antlaşmasıyla/yeşil bir kolordu geçiyor ellerimden’, mısraı üzerinden, somut deyişleri, ‘Adımı savaş meydanlarından alıyorum’ ve ‘Cengiz Han’a yüklediğin barbar sıfatı/Adımın yanında duruyor’ mısraları özelinde epik duyarlığa yakın seyreden deyiş biçimlerini şiirin geneline yayarak temiz ve berrak akışı olan gür bir şiir ağına ulaşabilir, diye düşünüyorum.

‘‘Kötülüğün insanı öptüğü an’’ ve ‘özü olan bir şeyi idam etmeli, yaradılış gibi’’ mısralarını ise şiirdeki habis damarın bariz göstergesi olarak okuyoruz. Genç, duyarlığının şiirsel akışını/akarını, arındırıp durulaştırarak yalın (duygu ve düşünce çizgisinin derinlikli seçikliği ve apaçıklığı anlamında bir yalınlıktan bahsediyorum) ve yoğun bir şiir dünyasına varabilir. ‘Şimdi Şiir Ebediyen Değişir’ tüm kusurlarına rağmen ‘başarı izi’ görülebilen şiirlerden.

Veysel Çolak’ın ‘Bir Fotoğraf Dağılıyor’ başlıklı şiiri, derin bir hüznün dışavurumu, bir kartpostal şiiri..Bir fotoğrafa bakılarak yazılmış izlenimi edindiğimiz şiirde hatıralar ve duygular kırık, içerdiği dünya karamsar..Buruk bir şiir. Yine de yaşanan tecrübeye ve tanık olunan yenilgilere rağmen ‘yaşama sevinci’nin iki kişi arasında korunacak olması, iyimser olmaya ve umut etmeye dair okuyucuya bir dirilik fikri veriyor.

‘Sevgilim, bir kez daha yenildik
Hiç değilse bu yaşama sevinci aramızda korunsun’

Hicabi Kırlangıç’ın ‘Yaşamak Sarp Geçit’ başlıklı şiiri, Ahmet Haşim’in duygu atlasını çağrıştıran bir duyarlılık zemininde yazılmış. Bu şiire, ‘muhayyel bir şiir katında şairin yaşamsal muhasebesi’ nazarıyla bakarsak sanırım yanılmış olmayız. Hüseyin Cöntürk’ün ifade ettiği anlamda Çağın Şiiri değil de daha çok şairin varoluşundan kaynak bulan bir şiir.

İçinde yer aldığımız dünyada yaşadığımızı bize duyuran bir şiir olmasını dilerdik.

‘ağır kış yolcusunun
tellalları kargalar
aynı şarkıyı ediyor tekrar’

Bizce Ahmet İnam, ‘gönül adamı’ oluşunu ‘Anadolu’da Anahtar’ şiiriyle gösterişsiz bir biçimde ikrar ediyor. Anlam – yoğun bir şiir Anadolu’da Anahtar. Yoğunluğu gönlünün derinliğinden geliyor şairin. Anadolu’da Anahtar, anlam peşinde koşturup duran çalışkan okuyucuya Varlık’ın şiirsel şifresini sunuyor. Oldukça geniş bir gönül atmosferi ve yufka yürekli bir şair özneye ait olduğu izlenimi uyandıran Ahmet İnam’ın bu şiirinin, İstanbul Bir Nokta okuyucusu olan, olmayan herkese gönülden öneririm.

‘Ey mananın uslanmaz seyyahı!
Vücut ikliminin anahtarı
Gönül sandığında bulunmakta’

Hasan Özlen, ‘Arşiv’ şiiriyle yer alıyor Türk Dili’nde. Henüz kendi sesini bulmuş, kumaşını örmüş bir bütünlük içinde olmasa da genç şairlerin ustalarının sesini taklit ede ede özgün şiir çizgisine ulaşabileceklerini düşünürsek, şairin burada yine de önemli bir şiirsel deney yaşadığını ifade etmek isterim. Taklit öznesi bir önceki kuşaktan da olsa eleştirel hükümlerimizi yerli yerine oturtmak için, bu şiirsel etkilenmeyi sürece yaymak, belli bir aşamadan sonra hüküm bildirmek gerektiğini düşünüyorum. Şairin kendini bulması ve şiirsel sesine ulaşması, etkiler alarak belli bir aşamadan sonra mümkün hale gelecektir. Özlen’in bu evreyi çabucak atlatacağını umuyorum.

Durmuş Beyazıt, somut bir söz söylemeye karar verdiğinde ‘başarılı’ diyebileceğimiz şiirler yazabilecektir. ‘Mutlak Değer’, seçik olmayan öz ışıltısıyla soyut – biçimsel bir denemeden ibaret.

Türk Dili, bugün itibariyle okuduğumuz 762. sayısıyla belli bir program dâhilinde hareket etmiyor. Mesela Hece’nin mevcut iç hareketliliği ve genç sinerjisi, Türk Dili’ne, şiir ve eleştirinin atak bir görünüm kazanması adına epey çok şey söylüyor olsa gerektir. Merkez-köklü dergilerden edebiyatın gürbüzleşip palazlanmasına yönelik ümit var bir duygu durumu içinde olmasam da içyapılarındaki tomurcuklanan gençlik aşısı yine de umudumu devindirip güçlendiriyor.

Türk Dili’ndeki değişimi olumlu buluyorum ama yeterli görmüyorum.

/

Akif Hasan Kaya’nın ‘Gecenin İpi’ başlıklı hikâyesi göçmen bir kızla sevgilisi Yusuf arasında yaşanan ayrılığın lirik bir iç fırtınayı betimleyen anlatımıyla şekilleniyor. ‘Gecenin İpi’, rahat hikâye cümleleri, kolay okunurluğu ve sanatsallıktan uzak doğallığıyla başarılı bir metindir. Çehov’un bilindik benzetmesiyle, hikâyenin başında hazırlanan tüfek, final kısmında ateş alıyor ve hikâye sonlanıyor. Yusuf’un göçmen kıza hediye ettiği kırmızı kurdelenin ‘ayrılık’, akasyanın ‘umut’, karanlığın ‘kötülük’, ışığın ‘kurtuluş’, fikrini aşırı yorumla simgelediğini düşünürsek, Gecenin İpi hikâyesinin simgeselliklerle örülü lirik-soyut bir hikâye olduğunu ifade edebiliriz. Metnin gönderge alanlarının belirsizlik içermesi Türk Hikâyeciliğinin gerçekçi karakteriyle tezat teşkil etse de Modern Öykü Estetiği çerçevesinde çatılmış kurgusuyla ‘başarılı’ bir metin olduğunu söylemek mümkündür.

Recep Seyhan’ın ‘Böyle Oldu İşte’ başlıklı hikayesi, dil ve anlatım açısından kusursuz, söyleyiş bakımından ustalıklı bir çocukluk/nostalji hikayesi. Seyhan, hikâyesiyle yalnızca ‘geçmişe güzelleme’ yapmıyor, metnin sonunda ‘şimdi ve burada’ ile ân ile doğal bir bağlantı kuruyor ve böylece metnin yazılış gerekçesini açık ediyor. Bu anlamda yazarın metniyle geçmişin nostalji evrenine takılıp kalmadığını, geçmişin dünyasında boğulmadığını, bugünün dünyası içinden çocukluğuyla içten bir bağ kurduğunu görüyoruz.. Mamafih, Mavera dergisi kalemlerinden Seyhan, usta bir hikâyeci olduğunu ‘Böyle Oldu İşte’ metiniyle bir kez daha kanıtlamış oluyor.(1)

Erdoğan Tokmakçıoğlu’nun ‘Kız Kardeş’ başlıklı hikâyesi, anlatıcının küçük kardeşine yönelik dramatik duygulanımlarından oluşuyor. Tokmakçıoğlu, sürekli olumsuz cümleler kurgularken (olumluyu da ters ve zıt cümlelerle belirtir) metin boyunca yapmak istediği, anlatacaklarının dramatik yapısını kırmak, okuyucuda alışılmadık bir tepki oluşturmaktır. Buna rağmen metinde oluşan yoğun ve karanlık atmosfer dram yüklü havayı dağıtamıyor. Bize göre bir kız kardeşin ölümünden bu denli pesimist anlatı çıkması, bir çeşit kadere inanmamaktır. Kız Kardeş’in hikâye evreninde umut ışığı yok, sürekli yinelenen olumsuz hikâye cümlelerini bir de bu açıdan okumak gerekiyor. Anlatıcının yaşamındaki tanık olduğu dramatik olay, bir ‘fotoğrafın arabı’ biçiminde negatif yansımalarla kurgulanıyor. Çıkış yolu olmayan, ışıksız, bedbin bir hikâye. Aydınlık olmasını dileriz…

Semih Topsakal, ‘İhtiyar’ başlıklı hikâyesini yaşlı bir hikâye yazarının bilincinde devinen soyut cümlelerle biçimlendirmiş. ‘Rüya’, ‘hayal’, ‘gerçek’ ‘kader’, ‘ölüm’, ‘keder’ gibi soyut nitelikli izleklerin iç gözleme ve sanatsal bir anlatıma büründürülerek yaratıcılık yönü ağır basan bir metin çıkışmış ortaya. Düş evreninde yaşayan hikâyeci – hikâye kişisi- , final kısmında TV’yi açmasıyla yaşadığı flu dünyadan sıyrılıyor. Metnin bu aydınlanma anına kadarki kesimi, cümle kuruluşuna dek tipik bir Tanpınar hikâyesini anımsatıyor. Metnin aydınlanma anına dek geçen süre, derin bir bilincin kendine dönük, zaman ve mekan kayıtlarından kopuk iç izlenimleridir. Sanatlı-estetik öykü cümlelerinin okuyucuya duyurduğu ve okuyucuyu yaşattığı dünya-atmosfer, TV’deki haberin Üçüncü Dünya savaşını vermesi ve Ortadoğu’da on binlerce masum insanın öldürüldüğü haberini duyurmasıyla birlikte birden bire kırılıma uğruyor ve böylece Tanpınar’ın hikaye evreninden, düş ve hayal boyutlarından bugünün dünyası içine geliniyor.

Topsakal’ın bu anlamda ilginç-dikkat çekici bir ‘bilinç öyküsü’ yazdığını söyleyebiliriz. Topsakal’ın, bugünün Türkiye gerçekliğinden bihaber egemen modern öykü anlayışının zıttına, hayal ve gerçek, iç dünya-dış dünya arasında kurduğu öyküsel bağın ve gerilimin metnin başarılı bir yönü olduğunu görüyor, İhtiyar’ın okunması-alımlanması gereken nice işaretler taşıdığını düşünüyorum.

Bu değinilerden kısaca şu sonuçlara varıyorum:

1-Bu metinler özelinde konuşacak olursak, Türk Hikâyeciliği, tikel-tümel, özel-genel, iç-dış, soyut-somut ayrımının farkına vararak ilerliyor ve gerçeklikten kopmayan yeni öykü deneyleri ‘‘gerçekleştiriyor’’.

2-Günümüz şairi, hikâye yazarlarının farkına vardığı bu bağ/illiyet ve şimdi ve burada anlayışını soyutluk ve içreklik özellikleriyle biçimleyerek (bazen bu, anti-şiir bağlamında deneysel uçlara ve gerçeklikten kopuk yeni biçim denemelerine varıyor) meselesizleştiriyor. Böylece günümüz şairi, hayat kadar kadim sarsıcı bir uygarlıktan yani ki hayatiyetten yola çıkmadığı için yazdığı, bir şeye ama önemli bir şeye temas etmiyor. Dolayısıyla ortaya köksüz, şimdi ve burada olamayan, ilgisiz, sahte metinler, metinsiler, şiirimsiler çıkıyor.

Bunu da şiirsel akıl sahibi, anlayış ve fikir adamlarına ifade etmiş olalım.

Değince Dokununca devam edecek…

(1) Recap Seyhan’ın uzun bir suskunluk döneminden sonra Okur Kitaplığından çıkan ‘Güneşin Doğduğu Yerde’ adlı hikâye kitabı üzerine fikir ve izlenimlerimizi bilahare serdedeceğiz.

[Bu yazı ilk defa www.elestirihaber.com da yayınlanmaktadır. Lütfen yazılarımızın kaynak gösterilmesi hususunda itinalı hareket ediniz…]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here