Türk Hikâyeciliğinde / Öykücülüğünde İlkler | İktibas

0
222

Türk Hikâyeciliğinde/ Öykücülüğünde İlkler

Türk öykücülüğünde, ilk hikâyeleri / öyküleri, söz sanatlarının diğer türlerini, (halk hikâyeleri, destanlar, masallar, kıssalar, fıkralar, seyahatnameler… ) farklı metinleri ve bunları yazanları anmadan geçmenin doğru olmayacağını düşünüyorum. Bu, hem bir edebiyat tarihi bilinci hem de bir saygı niteliği ve edebiyat gerçeğini bize anımsatmaktadır.

İlklerden biri Giritli Ali Aziz Efendi’nin, (1797) yılında yazdığı, ‘Muhayyelat-ı Aziz Efendi’ (İlahi Sırlara Ait Hayaller) adlı kitabıdır. Bu kitap, Türk edebiyatında modem anlamda ilk olma ve olmama yönünde tartışılmıştır. Kimine göre ilk, kimine göre değil modern anlamda veya özgün yapısı itibariyle. Kitap bugünü itibariyle, ‘Hayal-i Evvel (Birinci Hayal); ‘Kıssa-i Şehzade Asil (Şehzade Asil Hikâyesi)’ gibi on dokuz hikâye ve hayal adlı başlıktan oluşmaktadır.

Ahmet Mithat Efendi’nin, ‘Letaif-i Rivayet’ kitabı (söylene gelen güzel şeyler) 1870-1871 yılları arasında yazdığı ve yayımladığı yirmi beş kitaptaki otuz hikâye ve romandan meydana gelen, Osmanlı’dan bugüne, Türk edebiyatında hikâye türünde ilk olarak kabul edilir. Bu kitapta hikâyelerin bazıları Batı’dan esinlenerek yazılmış ve adapte edilmiştir. Çoğunlukla romantizmin etkisi altında ağdalı ve abartılı bir dil kullanılmıştır. Gerçek dışı olaylar öykülenmiştir. 1879 Yıllarına ise ‘Kıssadan Hisse’yi yazmıştır.

Diğer bir hikâye ise, Emin Nihat’ın hikâye kitabı ‘Müsameretname’ (Gece Hikâyeleri) dir. İlk olarak (1871-1875) yılları arasında, on iki bölüm halinde yayımlanmıştır. Bu kitapta toplanan hikâyeleri de ‘Binbir Gece Masalları’ ve diğerleri gibi başlamış ve bu kadarı ile sonuçlanmıştır. Bir arkadaş topluluğunun, akşamları bir evde bir araya gelerek her birisinin anlattığı sergüzeşt yani maceralarından / hikâyelerden oluşmaktadır. Bunlar; ‘Birinci Kitap, Binbaşı Rıfat Bey’in Maceraları; ‘İkinci Kitap, Vasfı Bey İle Mukaddes Hanımın Macerası’; ‘Üçüncü Kitap, Atiye Hanım ve İhsan Hanım ile Uşağının Macerası’ hikâyelerinden oluşmaktadır.

Görüldüğü gibi her üç kitapta, bir öncekinin yapısal özelliğini alarak; yani gelenekten aldığı yapıyı, ‘Dede Korkut Hikâyeleri’; ‘Binbir Gece Masalları’; ‘Giovanni Boccacio’nun, Decameron Hikâyeleri’; Geoffrey Chaucher’in, ‘Canterbury Hikâyeleri’ gibi yerel ve evrensel örneklerine öykünerek, onlardan esinlenerek yazılıp günümüze kadar ulaşmıştır.

Nabizade Nazım’ın, ‘Karabibik’i, (1890) Yapısal olarak ister uzun bir hikâye, isterse beş bölümden oluşması itibariyle kısa bir roman özelliği taşısın, yazıldığı zaman ve içeriği itibariyle Anadolu’nun kıyı kentlerinden birinde, kent, kasaba ve köy hayatını, ticaretini, geleneklerinin ve ‘zamanını’ anlatan ilklerdendir.

Samipaşazade Sezai’nin, ‘Küçük Şeyler’ (1891-1892) adlı hikâyesi de, modem anlamda yazılmış ilk öykü olduğu söylenmektedir.

Halid Ziya Uşaklıgil’in, ‘Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası’ (1888); ‘Bir Muhtıranın Son Yaprakları’ (1890); ‘Bu muydu?’ (1894); ‘Heyhat’ (1894); ‘Nakil’ (4 ciltlik telif ve çeviri öyküler), ‘Küçük Fıkralar’ (1898); Bir Yazın Tarihi’ (1900)’ öykü ve diğer kitaplarını görürüz.

Refik Halid Karay’ın, ‘Memleket Hikâyeleri’, Anadolu hikâyelerinin ilki olduğu ileri sürülmektedir.

Ömer Seyfettin’in ise, hikâyeye bağımsız bir tür olma özelliği ile konuşma dilinin hikâyede yaygın olarak kullanımını ve hikâyede Milli Edebiyat dönemini başlattığı ileri sürülmektedir.

[Kaynak: Mustafa Albayrak, Türk Öykücülüğünde Deneysellik, Farklı Metinler ve Öyküler, Kanguru Yay. Mart 2010, Ank. s.21-23]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here