Şiir çevirisinin çevirisi nasıl olmalıdır?

0
156

DYL MUCYZESY VE ŞYYR ÇEVYRYSY ÜZERYNE


Tarık EŞREF


Zehra Yslam


Âdem Peygamber (a.s.) dünyaya gönderilip insanlık tarihinin dünya üzerinde başlamasıyla konuşulan dilin – ki Allah (c.c.) tarafından Adem Peygambere varlıkların isimleri ödretildi ve bu vesile ile üstün kılındı- başta tek bir dil oldudu düşünülebilir fakat Fahri Râzi ise et-Tefsîrü’l-Kebîr isimli tefsirinde bu hususa bir açıklık getiriyor ve özetle şöyle diyor: Cenab-ı Hak, Hz. Âdem’e, yaratmış oldudu bütün varlıkların isimlerini âdemodlunun konuştudu çeşitli dillere göre ödretti. Âdem de (a.s.) bunları evlatlarına ödretti. O vefat ettikten sonra çocukları yeryüzünün çeşitli bölgelerine dadıldılar. Her biri belli bir dille konuşmaya başladı. Ve artık onda ve orada o dil hâkim oldu. O bölgede dider diller unutuldu. Yşte Hz. Âdem’in çeşitli dillerle konuşmasının sebebi budur. (et-Tefsîrül-Kebir, 2:176) Kuran’da “Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin birbirinden farklı olması da Onun kudretinin delillerindendir. Şüphesiz ki, bunlarda bilenler için ibretler vardır.” (Rûm Sûresi, 30/22)* ayetiyle Allah (c.c.) dillerin farklı farklı olmasından ibret çıkarılması gerektidini düşünenler için bunda ibret alınacak şeyler oldudunu emrediyor. Dillerin bu denli farklı olması, Afrika’da kabileler arasında dahi farklı dillerin bulunması, geniş vadi ve akarsularla parçalara ayrılmış, ulaşımın zor oldudu Hindistan’da belki yüzlerce dilin bulunması, orta Asya’dan gelen biz Türklerin Orta Asya’daki Türklerin dilini anlamamamız da dil oluşumunun, etkileşimin devam ettidini ve dil üzerinde büyük bir dedişimin, dönüşümün, sirkülasyonun etkili oldudunu görebiliriz. O kadar uzada gitmeye de gerek yok gerçi yüzyıl önce konuşulan kelimelerin büyük çodunludunu anlayamamamız da durumu kısaca özetlemeye yetecektir.


Dillerin farklı oluşu hakkında ünlü bir efsane vardır. Ynsanlar Tanrıya ulaşmak için Babil’de toplanır ve göde yükselen bir kule inşa etmeye girişirler. Kule, insanların birlik olmasından ve çok istemelerinden dolayı kısa sürede yükselmeye başlamış ve bunu gören Tanrı insanların birleşip böyle bir şeye kalkışmalarından hoşnut olmayınca onlara farklı diller verip dünyanın dört bir tarafına savurmuş. Ynsanlar birbirleriyle anlaşamadıkları için kulenin yapımı da durmuş ve dünya üzerinde çok sayıda ulus ve bu uluslara ait binlerce dil türemiştir. Efsane bu ya diller bir günahın neticesi olarak ortaya çıktıdı düşünülür. Çevirmenler ise anlatılan efsanedeki bu insanların sözlerini birbirlerine ileten, Tanrının istemedidi işi yapan kişiler olarak da görülmüştür. 


Diller hakkında kısa bir giriş yaptıktan sonra günümüzde çevirinin yodun bir şekilde yapılmadıdını söylemek lazım. Okumanın bu denli az oldudu günümüz toplumunda çeviriye verilen deder de elbet bu nispette olacaktır. Hâlbuki merak unsurunun, anlama istedinin yitirildidi veya olmadıdı yerde hep bir refleks halini alan bananecilik barınma imkanı bulur. Ythal hayatlar dâhilinde ithal tavırlar ürer ki bunu da yalnızca izleyerek ediniriz. Giydidimiz elbisenin üstündeki yazıyı anlamaz, marka tutkusuyla bazı şeyler ikinci plana itilir. Giydidimiz giysideki resmi olan şahsın gerçek hayatını bilmez, farkına varmadan reklam unsuru olarak dolaşabiliriz. Oysa bunları anlamak çabasıyla giderebilmek mümkündür. Çeviri işine ve çevirmenlere de bu gözle bakarım. Ylim Çin’de de olsa gidip almaktır bu ki bunu yapmak için günümüzde onca yolu gitmeye de gerek kalmamıştır. Çeviri bu manada önemlidir. 


Çeviriyi geniş manada düşünebiliriz. Her gün yaşadıdımız, karşılaştıdımız olayları dahi farkında olmadan kendi algımıza, yaşam tarzımıza ve şartlarımıza göre çeviririz. Okududumuz şiirden her birimiz farklı duygular çıkarabilir hikâyelerden farklı sonuçlar çıkarabiliriz. Kendi dilinde yazılan şiir dahi çeviri olarak düşünülebilir zira her gün kullanılan sözcükler çodumuzun düşünemeyecedi bir anlam ve biçimde bir şairin dizelerinde can bulup şiir diline çevrilmiştir. Evet, bu da bir çeviridir. Bu farklı anlamlandırma işi bir hata olarak düşünülmemelidir. Bir edebi çeviri de bu manada hata payı kabul eder çünkü farklı bir göz ve algıyla temas etmiştir.


Böyle düşünerek ecnebi sitelerinde bu farkı daha somut görebilmek için bir arama yaptım. Kısa olması babında Nazım Hikmet’in Kız Çocudu adlı şiirinin Yngilizce çevirisini görünce kardeşimden -şiirin Yngilizcesini göndererek-şiiri Türkçeye çevirmesini rica ettim. Şiirin aslını bildidim için kendim yapmadım çeviriyi. Çevirinin ne denli farklı sonuçlara ulaştıdını hatalarıyla, eksiklikleriyle küçük bir çalışma şeklinde sunmak niyetindeyiz. 


Şiirin aslı:


KIZ ÇOCUDU**


Kapıları çalan benim 

kapıları birer birer. 

Gözünüze görünemem 

göze görünmez ölüler.


Hiroşima´da öleli 

oluyor bir on yıl kadar. 

Yedi yaşında bir kızım, 

büyümez ölü çocuklar.


Saçlarım tutuştu önce, 

gözlerim yandı kavruldu. 

Bir avuç kül oluverdim, 

külüm havaya savruldu.


Benim sizden kendim için 

hiçbir şey istedidim yok. 

Şeker bile yiyemez ki 

kâat gibi yanan çocuk.


Çalıyorum kapınızı, 

teyze, amca, bir imza ver. 

Çocuklar öldürülmesin 

şeker de yiyebilsinler.


Yngilizceye kim tarafından yapıldıdını bilmedidim çevirisi:


Hiroshima Child***


I come and stand at every door 

But none can hear my silent tread 

I knock and yet remain unseen 

For I am dead for I am dead 


I´m only seven though I died 

In Hiroshima long ago

I´m seven now as I was then 

When children die they do not grow 


My hair was scorched by swirling flame 

My eyes grew dim my eyes grew blind 

Death came and turned my bones to dust 

And that was scattered by the wind 


I need no fruit I need no rice 

I need no sweets nor even bread 

I ask for nothing for myself 

For I am dead for I am dead 


All that I need is that for peace 

You fight today you fight today 

So that the children of this world 

Can live and grow and laugh and play 


Zehra Yslam çevirisi:


Hiroşima’da Çocuk Olmak


Geldim ve her kapıda durdum

Kimse sessiz adımlarımı duymadı

Kapıyı çaldım ve hala görünmezdim

Çünkü ben ölüyüm, çünkü ben ölü.


Sadece 7’ydim fakat öldüm

Uzun zaman önce Hiroşima’da

Şimdi de 7’yim, önceki gibi

Çocuklar öldüdünde büyümezler


Saçlarım, girdap gibi dönen alevle kavruldu

Gözlerim donuk, gözlerim kör

Ölümün toza çevirdidi kemiklerim

Rüzgârda savruldu


Ne meyve isterim ne pirinç

Ne şeker ne de ekmek

Kendim için bir şey istemem

Çünkü ben ölüyüm, ben ölü.


Savaştın bugün, bugün savaştın

Oysa ne istediysem barış içindi

Bu dünya çocukları

Yaşasın ve büyüsün ve gülsün ve oynasın diye


Görüldüdü üzere ilk şiirle arasında ana düşünce haricinde pek bir benzerlik kalmadı. Bu örnek baştan beri öne sürdüdümüz görüşü kanıtlar niteliktedir. Bu ise çeviride duygunun, yani şahsa özgü olmanın geçerli oldudu her yerde karşımıza çıkacaktır.

*http://sorularlaislamiyet.com

**http://siir.gen.tr

***http://judithpordon.tripod.com

Paylaş
Sonraki İçerikHEP BiR YOL HALi UZERE

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here