Şairin zihnindeki korkunç ses: Linç

0
547

Mustafa Nurullah CELEP

‘BEN’, ‘KENT’, ‘AŞK’ VE ‘ATEŞ’ ARASINDA HALLENMELER

Şairin Ben’i üzerine yoğunlaşan şiirlerden oluşuyor Ayhan Emir Yolcu’nun Linç Şiirleri. Modern Şiiri Ben’in Şiiri şeklinde tanımlayanlara hak verdirecek bir şiirsel tabiatın, şairin yoklukla ıralı kendiliğini, şiirin duyumsal niteliğine katarak karakterize ettiği hallenmelerden müteşekkil bir toplam Linç. En temelde işleyen bir ‘hüzün ve keder’ hissi, şairin hallenmelerine anlamını veren bir ‘dip akıntı’dır. Şiirler boyunca fokurdayan bu dip akıntı, kimi zaman sendeletir şairi:

‘‘ve kızıl bir nida ve tan ve perdeler
ben ile neyin arasında durur
da kalbim yanan bir kuş gibi sendeler’’ (elif)

bazen de şairin korku ve veda hissiyle mürekkep öze-kaynağa ulaşma kaygısından dolayı dipteki akıntının kıvrımlarında dolaşmaya, ‘su’yun da kabuğunu kırmaya yöneltir:

‘‘su’dan arınarak su’yun derisinde su’yu yüzdünüz’’ (usanç)

Boşluğun, hiçliğin, yitiğin dünyasını aktarır bize Yolcu, o dünyadan sadra şifa olmayan yeni boşluklar, yeni oyuntular, oyuklar açar muhatabının dünyasında. Aslında metnin muhatabı yine de metnin sahibidir burada. Bu dünyada döngüsel-dairesel iç akıntı, karşılığını yine kendinde bulan bir gidip gelmeler, şiirsel yankılanmalardır.

‘‘kendine yazılan bir husran-ı kerim
nereden baksan akmaz bir gece
nerden baksan aşılmaz bir hiç’im!’’ (bab)

Şairin romantik iç ben’i, yitiğin evrenini betimlemek için dekor olarak akşam’ın alaca karanlığını anıştıran bir iklim, bir atmosfer taşır. Muhayyilenin özgür estetik havası içinde inşa edilmiş bu şiir karakteri, bir bedenin davranımları gibi tahayyülün hareketlerini de içerir. Sanılanın aksine muhayyilenin de kendine çarpıp duran, yankısı kendinde kalan bir iç gerilimi, bir hareket tarzı vardır.

‘‘akşamı mum, nun ve sin
Ve bir yeis ötresinin dalgın
İzleğinden edinerek geç tin’’ (bab)

Soyut, soyut olduğu kadar girift bir dünyadır metinde somutlanan. ‘Somutlanan’dan kastımız, şairin duygu kıvrımlarını, mısralar boyunca belirginleştirme çabasıdır. Çıkmazda bir ruh sancısıdır dillendirilen. Bu ruhun ‘kent’e bakışıysa içteki dip akıntıyla bağıntılı bir hüzün duygusuyla yansıtılır:

‘sana biz şimdi nerden baksak,
hep aynı hüznü okuyoruz
sokaklar insan nehri, gökler bulanık’’ (istanbul)

Emrah Yolcu

‘‘Acının bütün biçimlerinden geçen’’, kendinde kanayan bir bireyin, ‘yaralı bilinç’in şiirleri Linç’tekiler.. ‘Yaralı Bilinç’i Şayagen’in ifade ettiği anlamda bir yere ait olamayan, iki yaka arasında kalan eşikte bir bilinç olarak alıyoruz. Yönelimler hep iç’e doğrudur bu anlamda. Bu yüzden Linç’teki şiirlere, Aşk karşısında kafasını kalbine eğen bir adamın hallenmeler toplamı diyebiliriz. ‘Laneti hırsla tırpanlayamayan’ bir şiir halidir yaşanan, hüznü de kederi de hıncı da kendine akıtır.

Bu anlamda devleti ürkütmeyen, şizofrenik bir algıdan beslenir şair. Bu algının benzeşen tarafları Türk Şiirinde 80 Kuşağı olarak adlandıran bir toplulukla akraba kılar Ayhan Emir Yolcu’yu ve Linç Şiirlerini. Hem yansıttığı şiirsel duyuş hem de mısra kurulumu-yapısı itibariyle 80’lerin izleğinde yazılan bir şiir Linç. Bugün estetik hazza dayalı bu şiirin çıkış önerisinde bulunmaması, somut ve doğrudan konuşmayışı, Türkiye’nin temel meseleleriyle köklü bir bağ kuramamasından dolayı bugüne, bugünün duyarlığına hitap etmediğini söylemek durumundayız.

Sokağın gürültüsünden uzak, ruha eksenli, ruhta odaklanmış, 80 Kuşağının şiirsel karakterinin belirginleştirilmesi bakımından okunabilir Yolcu’nun Şiirleri.

Şairin zihnindeki korkunç sesi, Linç’i okuyun..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here