Tevekkülü Unutan Sinema | Barış Kavas

0
499
Barış Kavas
Tevekkülü Unutan Sinema

BARIŞ KAVAS

TEVEKKÜLÜ UNUTAN SİNEMA

Sinema farklı farklı anlayışlarca yorumlanabilecek bir tür. Ve bu anlayış farkı bazen içinde bulunulan dünya görüşünden son derece etkilenebilmekte. Elbette ki bir tür kolaycılığa kaçarak Batı sineması ve diğerleri ayrı yapmak yanlış olur. Ama batı medeniyetinin içinde bulunduğu kriz,anlamsızlık,nihilizm üretilen sinema eserlerine birinci dereceden etki etmekte.

Will Smith’in başrolünde oynadığı Seven Pounds (Yedi Yaşam) üzerinde durulması gereken bir nihilizm örneği sergiliyor ve bunu inanılmaz bir şekilde bir iyilik yayma hikayesinin içine yediriyor. Bu açıdan irdelenmeyi hak ediyor. Yönetmeni bir İtalyan. Avrupa sineması ile Hollywood ayrımı her ne kadar belirgin olsa da. Temalara yaklaşım olarak aynı anlamsızlık derdinden muzdarip her iki akım da.

Will Smith’i hep gergin bir şekilde oynarken görüyoruz bu filmde. Hep ağladı ağlayacak bir hali var. Finalde ortaya çıkan sürpriz bu tür bir oyunculuğu haklı çıkarıyor. Ama Will Smith bizi yoruyor bu oyunculuk yorumuyla. Onu izlerken yoruluyoruz. Senaryo oyunculuğu ne kadar belirlemelidir gibi bir soruya da kapı açıyor bu? Sinemanın sadece iki bileşeni üzerinden bile ne kadar olasılıkçı bir tablo karşımıza çıkıyor aslında. İşte sinema üzerine düşünmek bu yüzden entelektüel bir eylem haline geliyor.

Filme dönecek olursak biz filmin sonlarına kadar bir iyilik yapma hikayesi görüyoruz. Muhtaç olanlara,sıkıntıda olanlara yardım ediyor kahramanımız ve bunu çok fedakar bir şekilde yapıyor. Kendini insanları kurtarmaya adamış. İyilik edeceği insanların hayata bakışı ile tartıyor onları iyi olanlara yardım ediyor kötü olanlara yardım etmiyor.

Bir yere kadar,buraya kadar her şey güzel;bir ümit hikayesi izlemiyor oluşumuzu şu ana kadar sadece Will Smith’in yorumundan çıkarabiliyoruz. Onun karamsar hali olay akışının iyimserliğini ekşitiyor. Ve nihayet anlıyoruz kahramanımız elim bir trafik kazasında başta eşi olmak üzere yedi kişinin ölümüne sebep oluyor ve bunu telafi etmek için yedi kişi seçip onları kurtarmaya çalışıyor. Fakat kahramanımız açıklarını kapatıp hatalarını telafi ettikten sonra intiharı seçiyor. Yandı gülüm keten helva. İşte bu kadar batı sineması ve işte bunun için önemli ve değerli manevi sinema arayışı.

Manevi bir sinema için,bir arınış sineması için çok haklı bir hayatiyet unsuru var. Sinema krizde. Bir varoluş krizinde. Cidden kanıyor sinema. Modernliğin bir kriz oluşu modernizmle en ilişkili sanat olan sinemayı çok ciddi etkiliyor.

Hayat görüşlerinin farkı açıyı büyütüyor,sorunu derinleştiriyor. Modernizmle insan kutsalla bağını her bağlamda koparıyor. Modern sinema anlayışında tevekkülün yeri yok çünkü. Tevekkülle hiç tanışmamış,inancı bozbulanık akarsular gibi. Bir anlamsızlık bulutu her şeyi kapsıyor. Seven Pounds gibi bir dramdan tutun romantik komedilere kadar işliyor bu buhran. Modern sinema tutunacak dalını kırıyor bir arınış,bir inanç arayışı söz konusu değil.

Will Smith’in canlandırdığı Ben karakteri yaşadığı acıları Bir Rabbi Rahime arzedebileceğini bilmiyor. Ona tevekkül ederek ancak tevekkülle yaralarına hem derman hem merhem sürebileceğini bilmiyor. Tevekkülü unutmuş sinema,bir arayış tereddüdü bile sözkonusu değil çoğu zaman bir karanlık anlamsızlık kuyusu.

Ve biz hala Müslüman sanatçılar olarak bir arpa boyu yol gidemiyoruz,gidiyoruz belki ama çok çok yavaş bir ivmeyle yapıyoruz bunu. Yusuf Kaplan’ın müthiş bazı tespitleri geliyor aklıma bu krizden bu dünyayı ancak bir Tanrı kurtarabilir? Müslümanların sorumluluğu had safhada bu açıdan. Kurani kavramlarla hayatı buluşturacak hikayelerimiz olmalı bizim. Ben gibi karman çorman,alaca karanlık karakterler değil yaşadığı sorunlardan anlamın asıl kaynağına hicret ederek tevekkül zirvesine tırmanan karakterlerimiz olmalı bizim. Bizim söyleyecek bir şarkımız var tevekkülü unutan sinemaya bu diriltici soluğu üflemeliyiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here