Tarık Tufan’ın “Şanzelize Düğün Salonu”nda Karakter Çakışması

0
355
Tarık Tufan’ın “Şanzelize Düğün Salonu”nda Karakter Çakışması

Fatih Çodur

Tarık Tufan’ın “Şanzelize Düğün Salonu”nda Karakter Çakışması

İnsanın zaman içerisindeki değişiminin yine onun hayatına “isyan” olarak yansıması gerçekliğini temeline alan Şanzelize Düğün Salonu, içindeki birbiriyle çatışan karakterlerin kendine özgü dünyalarının çakışmasına kapı aralıyor. Bir tarafta “din, ahlak, namus” gibi olguların diğer tarafta “aile baskısı, arkadaş ortamı, çevre etkisi, günaha yönelme” gibi etkenlerin öne çıktığı roman, hem karakterlerinin ilginç yaşam öyküleri hem de kurgusu bakımından ilgi çekici.

Tarık Tufan’ın “Şanzelize Düğün Salonu”nda Karakter Çakışması

Hayatları iç içe geçen karakterlerin başına gelen birbirinden bağımsız olayların anlatımını okuyoruz kitapta. Olaylar dönüp dolaşıp ana karakterin etrafında toplanıyor. Bu toplanış kitap ilerledikçe daha da derinleşiyor. Bir isme sahip olmayan ana kahraman, çevresindeki hayatları kendi içinde, hayatında, zihninde harmanlayan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Kitaptaki olay kişileri, olaylar ilerledikçe bu isimsiz kahramanda birleşiyor. Kitabın 30. bölümünde olayların merkezindeki ana karakterin bir anlatıcı olarak kendi kendine konuşmasından da bu mesajın verilmeye çalışıldığını anlıyoruz: “Ortada tek bir insanın parçası oluyor herkes. (s.223)”. Babası bir dergâhta şeyh olan isimsiz kahraman başına gelen olayların durum analizini bu söylem üzerinden aktarıyor. Bu bölüm hem kitabın hem de bir bakıma “modern çağın esiri olmuş insanın” örneklemini çıkarıyor. Var oluş sancısı yaşayan insanın, kendi yolculuğunun sürekli rengi değişen perdesi arkasından yine kendisini yokluğa sürükleyişinin filmini izletiyor.

İsimsiz kahraman, babası Ahmet Niyazi Efendi’nin şeyhi olduğu dergâhtan ayrılışını anlattığı sahnede “Baktım olmuyor, kendimle arama mesafe koydum. (s.225)” diyerek insanın yalnızca kendisinden kaçamayan bir varlık olduğunu, ancak kendi ile arasına mesafe koyabileceğini ve kaderinin en nihayetinde onu gelip bulacağını imliyor. Kitapta sürekli birilerinden kaçan(Rüstem ve Nurhan gibi) ve aynı zamanda da sürekli birilerinin peşinde olan karakterlerin(mesela Savaş’ın) yaşadıklarına vurgu yapılması da bunun bir göstergesi.

Tarık Tufan’ın “Şanzelize Düğün Salonu”nda Karakter Çakışması

Şanzelize Düğün Salonu’nda bu yönde bir görünüm arz eden ve en ilginç karakterlerden birisi Baki Semih, yani gerçek ismi ile Ayhan. Ayhan, eski şaşaalı hayatından uzaklaşıp dergâhla yolu buluşunca şeyhi tarafından Baki Semih diye isimlendiriliyor. Şüphesiz, ismiyle birlikte hayatı da tamamen bambaşka bir vücuda bürünüyor. Baki Semih, şeyhin ölümünden sonra tekkesini terk etmeyen, nadir müdavimlerden birisi… Oldukça varlıklı bir aileden ve bohem bir hayattan geliyor. Kendisini bütün varlığıyla dergâha ve şeyhine adamış. Fakat onu ilginç kılan kim ya da nasıl olduğu değil, Tarık Tufan’ın kitapta ona yüklediği sorumluluk ya da daha doğru bir terimle alt kimlik…

Baki Semih, kitabın başından sonuna kadarki olay akışında adeta bir “gölge”, bir “bilinç” veya bir “koruyucu” olarak ana karakterin peşinde. Onun başını belalardan kurtaran, kötü zamanlarında koruyup kollayan bir “melek” gibi sürekli yanında… Şeyhine ve tekkesine olan bağlılığı ile ana karaktere yakınlığı arasında gözle görülür bir paralellik var. Bu paralellik Baki Semih’e, dikkatli bir okumaya tabi tutunca, apayrı bir alt kimlik biçiyor

Kurgusal açıdan değerlendirildiğinde ana karakterin “kaderi”, “alınyazısı” olarak yorumlanabilir Baki Semih. Babası şeyh olan bir oğlun/müridin dinsel ve ahlâksal minvalde iyilik, güzellik ve doğrulukla başlayıp bin türlü pislikle devam eden yolculuğunda ardından bir an bile ayrılmayan ve onu başladığı yere adım adım götüren bir pusula gibi… Kitabın 33. bölümünde isimsiz karakterin Baki Semih için: “Nerede olursam olayım, gelip eliyle koymuş gibi bulması da bir o kadar şaşırtıcıydı. (s. 256)” demesi de yazarın altını çizdiğimiz niyetini açığa çıkarıyor.

Tarık Tufan’ın “Şanzelize Düğün Salonu”nda Karakter Çakışması

Kitapta ana karakter ile Baki Semih’in yaşamlarının pek çok noktada örtüştüğünü de görüyoruz. Birinin bıraktığı yerden öteki devam ediyor sanki. Ayhan, büyük bir aşkla bağlandığı sevgilisi ile evlilik hazırlığında iken parası için kızın kendisini dolandırdığını ve banka hesaplarını boşaltmak istediği için onunla birlikte olduğunu anlıyor. Baki Semih oluyor ve büyük bir değişim yaşıyor. Yazının başında değindiğimiz “isyan” olgusunun tam da bu noktadan sonra olumlu yönde Ayhan karakterine yansıyışını görüyoruz. İsimsiz karakter de üniversitede Eda isminde bir edebiyat düşkünü kıza gönlünü kaptırıyor. Sorgusuzca kapıldığı karşılıksız aşkının ardından giderek babasının dergâhında tekdüze ve bütünüyle dinî bir hayat sürdüren adam olmaktan tamamıyla çıkıyor. Bu noktada ise “isyan” olgusu isimsiz karakterin hayatına olumsuz yönde aksetmeye başlıyor. İki kahraman da kendinden uzaklaşıyor, kendi ile arasına mesafe koyuyor ama bir vücut-gölge ayrılmazlığında yaşamaya devam ediyor.

Bunun yanında ana karakterin, Baki Semih’in gerçekte kim olduğunu kitabın sonlarında öğrendiğini görüyoruz. “Gerçeğin ne olduğu, nerede olduğu…” gibi sorulara vereceği cevabın kolay olmadığı ve bunların anlamlandırılması için acı deneyimlere, bir sürü yaşanmışlığa gerek olduğu kitaptaki olay akışının yoğunluğu ve sarmallığından da çıkarım yapılabilir. Bu yüzden Şanzelize Düğün Salonu’nda “hakikate ulaşma çabası” ya da “hakikate gitme zorunluluğu” olgularının Baki Semih’in isimsiz karakterin bir gölgesi gibi oluşu durumuna benzer şekilde “sabır ve sebat” olgularına vurgu yapıldığını söyleyebiliriz.

Tarık Tufan Şanzelize Düğün Salonu’nda iki karakterin yaşadığı çatışmadan hareketle yine aynı iki karakterin hayatının çakışmasını temele alarak kurgusunu başarılı bir şekilde oluşturmuştur. Fakat daha da önemlisi, bu karakter çatışmasının aynı zamanda hayatın çift kutbunun(iyi-kötü, günah-sevap, hakikat-yalan vb.) bir yansıması olarak okura sunuluşu olsa gerek.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here