Soyut Bir İç Âlem Şairi: Elif Nuray | Mustafa Nurullah Celep | Eleştiri

0
337

Mustafa Nurullah Celep

SOYUT BİR İÇ ÂLEM ŞAİRİ: ELİF NURAY

Elif Nuray için şiir bir iç sıkıntının dile gelişidir. Çocukluğundan doğru imgelemine sızan bir acıyla yazıyor şiirini Nuray. Sıkıntısına sebep, dile gelmeyen, ele gelmeyen kötü hatıralar, hüzün, yalnızlık, aşk gibi kişioğluna soyut acılar yaşatan duygu durumlarıdır. Nuray için şiir, ifade edilemeyeni dile kavuşturma derdi ve tasasıyla soyut duygu biçimleridir. Şairin tutamak noktası ise bu durumda –soyuttan soyuta giden duygu akımıyla- duadır, diyebiliriz.

“yeni bir öfkeye başladım

biraz inat, çokça bela

elbette eski bir telaşı yazacağım bitene kadar

bitene kadar: gök ve taş ve dua”

Nuray, çocukluğuna, geçmişine yönelik geri dönüşlerle yazıyor şiirini. Hemen her şiiri poetik arka planda bir hikâyeye dayanıyor ama şiirinde belirlediği nesnelerin eski hikâyelerle anlamsal-somut bir bağı yok. Yani Nuray’ın hikâyesine şiir bazında vakıf olabilmek ve çözümsel bir çabaya girişmek için ancak sezerek yol alıyoruz, şiirler boyunca. Örneğin “kalbimin üstünde eski bir taş” dese de bunun simgesel anlamının hikâye ile nesnel bir bağıntısını bulamıyoruz. Bu, bize göre soyut ve imgeci şiirin belirsizlikle ıralı tabiatından kaynaklanıyor. Zamansız ve mekânsız bir şiir yazıyor Nuray. Yani çerçevesi belirlenmiş somut bir zaman ve mekân duygusundan yoksunuz biz. Bu minvalde soyut ve içrek bir şiir yazdığını söyleyebiliriz Nuray’ın. Şairin şiirlerinin varoluş membaı gönül özüdür. Özünden doğru bugüne gelen bir acı ve ıstırap duygusuyla yazıyor Nuray. Elbette karşılığını bulacağı yer de gönlün mekânsal tasarımı olacaktır.

Kökteki acı şairi sınırlıyor

Nuray’ın acılarının irdelenmeye değer olduğunu düşünüyorum. Varlık’a, varoluşa dair bu içrek ve soyut iç acıların temel besin kaynağının geçmişine dair bir iç çözümlemeye gittiğimizde bu durumun onun şiirlerine derin bir kırgınlık olarak yansıdığını görüyoruz. Elif Nuray’ın şiirlerine dair tanımsal bir tespitte bulunacak olursak, “kökteki acı” diyeceğim ben. Ne dile gelen, ne ufalanan, avucunda bir hatıra olarak kalan ve sımsıkı bir acıdır köklendiği yer şiirinin.

“kalbimin üstünde eski bir taş

ne dile geliyor, ne ufalanıyor

avucumda hatıra, sımsıkı duruyor”

Kökteki acı, şairi sınırlıyor. Ona keder veriyor ve kusursuz bir yıkıma hazırlıyor. Şairin duvarlarla bir alıp veremediği oluyor vs. Tüm bunlar bize felsefi-varoluşçu bir şiir okuduğumuzu salık veriyor. Hatta diyebilirim ki Nuray “Varlıkta bir sürgün” duygusuyla yazıyor ne yazıyorsa. Dua göğe yükseliyor ama gök alçalmıyor… Kuyunun boynundaki ip şairin Varlık’ta kurtuluş umudunun ruhunu taşıdığını gösteriyor. Geneli itibariyle Nuray’ın şiirine “soyut iç acılar toplamı” da diyebiliriz. Şair bizi insanoğlunun yeryüzü serüveninden önceki bir zamana, ilk acıya, ilk öz fikrine götürüyor:

“sevgilim, haberlerini aldım, ne iyi

demek kalbine diri bir işgal yürüyor

gözlerimde kovulmuş bir ümidin hayreti

nasıl oluyor da bu gök hâlâ başıma devrilmiyor”

Bu durumda şairin “Varlık’ta sürgün” oluşuna sebep aşk oluyor.

Metinlerarası bir göndermeyle bu şiirin Sezai Karakoç’un “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine” şiiriyle bir ruh akrabalığının olduğunu söylemek mümkündür.

Şair Elif Nuray

Boşluk duygusuyla yazıyor

Soyut yorumlarla metnimizi biçimlendirme çabasında olduğumuz bu evrede, Elif Nuray’ın şiirinin temel izleklerinin birinin “aşk” olduğunu imleyelim. Şairin imgelemindeki aşk da zaman da bir iç boşluk oluşturmasıyla var. Her keskin uğultuda Varlık’ta bir azalmaya, sönümlenmeye uğrayan da yine şair oluyor. Bu durumda Nuray’ın şiirinin soyut izleklerine birini daha ekliyoruz: Boşluk.

“kime uzuyor zaman

ayaz hangi boşluktan kalma

kimin karanlığından”

Şairin- şiir temelli düşünürsek- oldukça karanlık bir iç evreni olduğunu düşüyorum. İncinmiş bir duyarlıkla yazıyor Nuray. Tabiat olayları ve terli yüzü ona yok oluşları, Hiçlik’i anımsatıyor. Yalnızlık da diğer soyut izleklerinden Nuray’ın. Şu mısralar bize Ahmet Haşim’in izlenimci ruhunun Nuray’ın şiirlerinde bir hava-iklim-atmosfer olarak gezindiğini gösteriyor:

“akşamın incittiklerini ıslatıyor yağmur

bir bir yok oluşları ağırlıyor terli yüzüm

biz iliksiz iki düğmeyiz

yarın iki kolunda

yalnızlık ne mümkün”

Hakeza “Çöl Melâli” şiirinde baştanbaşa bir Ahmet Haşim hüznünün mührünün vurulduğuna tanıklık ediyoruz.

Varlık’ı anlamlandırma arayışındaki şairin önündeki-bir perde gibi- duran en soyut engel sonbahar ve hüzündür. Derin bir ıstırabın uzantısında bir şiir kumaşı olan Nuray’ın ruhundaki acıya sebep de yine aşk diyeceğim. Romantik ve melankolik bir atmosferde biçimlenen şiirlerde bir Divan duyarlığı da var. Şairin oldukça zengin bir poetik kültürden geldiğini görüyorum. Ruhu mümbit bir şiir toprağı ama kıvrımları karanlık…

Şairin karanlık ruh evrenine bir ışık gibi düşen, onu aydınlatan, ruha güzellik veren kardır. Buna, bekleyiş, umut, ölüm gibi temlerin yanında suskunluğu da ekliyoruz. Bu Soyut izlekler de şairin şiir sesinin ruh köklerinde yankılandığını bize duyumsatıyor. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Nuray için şiir “kökteki acı”nın dile doğru yürümesidir. Hazanın ve hüznün bu yürüyüşe engel olduğunu söylemiştik. Elif Nuray’da şiir, bir boşluktan doğuyor…

“tutmayan dualar düşer

o huzursuz boşluğa

 

bir çocuk susarsa reddi âlemdir

kar serpiyor Allah içimin sıkıntısına”

Nuray’ın şiirinin öne çıkan izleklerinden biri de “dede özlemi”dir. Ama bu dedenin gidişine şiir, binaen bir kırgınlık ve ıstırap olarak yansıyor. Şiirlerde bir Doğu lirizmine tanıklık ediyoruz.

“şimdi doğu aziz bir yoldur devadar ellerine

dedem. aydınlığım. güneş gören odası evimin

yaklaşan kapının ardına ne koysam açılmasa

şu incecik kilidi ah! Korkumun ve hayretimin”

Mehmet Kaplan’ın deyişiyle “soyut bir iç âlem şairi”dir Elif Nuray. Bize sorarsanız, Türkiye’nin içinde yer aldığı şartlara uygun bir şiir değildir yazdıkları Nuray’ın. Elbette bir iç gereksinime binaen yazılıyor. Türkiye’de bu tarz şiire de ihtiyaç var. Koşulsuz bir iç ihtiyaç menfezinde filizlenen bu şiirin Türkiye’nin kritik koşullarını dikkate alan eleştirel bir bilinçle yazılmasını da bekleriz. Böylece zamanla ve mekânla kayıtlı bir Türkiye topraklarında yaşadığımızı duyumsamış oluruz. Elif Nuray’ın şiirlerinin en büyük handikabı çetin bir “eleştiri dikkati”nden yoksun oluşudur. Nuray’ın eleştirel bir duyarlıkla mücehhez olmasının, şiirlerine bir dayanaklılık, bir dayanıklılık, bir tutanak noktası ve bir güç olarak yansıyacağını tek celsede söyleyebilirim. Bu durum, şiirlerindeki lirik özneyi hayat ve dünya karşısında daha sağlam kılacaktır. Nitekim Türkiye’nin şiiri sağlam kılan sağlam dimağlara da ihtiyacı var. Bunu “hariçten gazel” okuyarak söylemiyorum: Nuray’ın şiirsel tabiatındaki derin ruh tecrübesi bize bunu söylüyor.

Elif Nuray’da bir “şair kumaşı” var, bunu keskin bir eleştirel bilinçle ikame etmesi, tamamlaması gerekiyor…

{Eleştiri Haber, 10.04.2018}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here