Soylu Bir Yalnızlık Destanı | Mustafa Nurullah Celep | İlk Şiirler’den

1
689

[Sene 1995-96 olsa gerek. Bilecik Gölpazarı ilçesi Belensağır köyünde fahri imamlık yapıyorum. Lise 2-3. sınıf öğrencisi de olabilirim, mezun da.. Yazın Müftülüğün görevlendirmesiyle ilçeye uzak bir dağ köyü olan Belensağır’da, tahtadan derme-çatma bir lojmanda kalıyorum. Köylüler yemek getiriyor bazen, bazen kendim yumurta-ekmekle idare ediyorum. Şiire tutkulu bağlıyım. Ali Celep Abim de sanırım Gazi Tarih’te öğrenci.. Ara sıra mektup yazıyoruz birbirimize. İlçeye traktörle inip ilçe halk kütüphanesinden şiir kitapları alıyorum, okuyup geri vermek üzere.. Mektupta da okuyacağız gibi Pamukova’da ve Gölpazarı İlçe Halk Kütüphanelerinde okumadığım şiir kitabı kalmıyor. İlgi alanım “mücmel bir not”ta geçiyor: Cemal Süreya, Edip Cansever, Pablo Neruda, Mayakovsky, Nazım vs. Tarifi imkânsız yalnızlık sancılarıyla kıvranıyorum. Aşağıda paylaştığım şiir de bu acıların gayet düzgün, düzeyli, seviyeli bir lirik şiir örneği. Bir lise talebesinin yazdığı karalamaların çok üstünde bir duygu seviyesi… Ali Celep Abim bana sürekli sorardı o zamanlar: Ne ile ve niçin yazıyorsun diye. “Muhayyel” bir sevgiliye yazıyorum derdim. Bu şiir de imgelemde kurgulanmış bir sevgiliye yazılmış. Ali Celep Abime ithaf etmişim. Ali Abim, eski kitaplarının arasında bulup çıkarmış bu mektubu, Ramazan Bayramında bana gösterdiğinde çifte bayram yaşadım diyebilirim. Mektubu gördüğümde oldukça şaşırdım, bu şiiri ben mi yazmışım diye… O zamanlar tabi şimdiki gibi e-posta yok, mektup yazıyoruz ve mektupla şiirle olan safiyane bağımızı kurmaya, korumaya çalışıyoruz.

Bu mektubu olduğu gibi şiir kamusuna sunuyorum, o dönemde bir lise öğrencisinin duygu düzeyinin ve yaşadığı ruh halinin fotoğrafının görülüp dersler çıkarılmasını umut ederek bir kez daha “asil ruhlu” Ali Celep Abimi saygıyla karışık muhabbetle selamlıyorum… Mustafa Nurullah Celep, Karasu, 2018]

Tırnak içinde yer alan mektubu aynıyla buraya aktarıyorum:

“Esselamu Aleyküm

Ali Abi

Kendimi sizinle mektuplaşacak kadar ‘bilgili’ hissetmiyorum. Fakat mektuba şiirin (çekik gözlü şiir) daha uygun düşeceğini sanıyorum.

SOYLU BİR YALNIZLIK DESTANI

-asil ruhlu abime-

Taptaze bir sevdanın günlüğünü yazacağım yüreğime

acılar serperken kumlarını ruhuma

esrik bir rüzgâr

eserken beynimin kıvrımlarında, hazin

ve kederli bir ezgi

gezerken pörsümüş halkalarında gözlerimin

taptaze bir sevdanın günlüğünü yazacağım

y  ü  r  e  ğ  i  m  e

sonra

yitik bir toprak kokusu gibi

tüteceksin gözlerimde

gözlerindeki o kızgın karanfille

yürüyeceğim yüreğinde karanlığın

sessizliği bir hançer gibi

hissedeceğim alnımın kıvrımlarında

güneşi alınlarında taşıyan çocuklar

soylu bir yalnızlık destanı

yaratacak çünkü şakaklarımda

kitaplar çoğaltırken yalnızlığımı.

 

Selam ve Dua ile

 

Mücmel bir not: Haddi aşacak bir şekilde şiir kitabı aldım, hayıflanmıyorum, istediğini yollayabilirim de. Şairlerin isimlerinin çoğunluğunu şu anda hatırlayamıyorum, bir kaçı: Cemal S., Edip C., P. Neruda, Mayakovski, Nazım (seçme), vs. Gölpazarı Kütüphanesinde ve Pamukova’da okunacak şiir kitabı kalmadı maalesef. Dergi yollasan beni işsiz sevinçlere gark edersin. Kederli bir ninenin kehribar tespihi gibi sayıyorum günleri burada. Bir mızrak gibi saplanıyor bana yalnızlık.”

 

{Eleştiri Haber, 9 Temmuz 2018}

1 YORUM

  1. Mustafa kardeşim Allah cümlemizi imandan İslam’dan ayırmasın. Kutlu bir mucahedenin çocukları olduğumuz şuuruyla yaşadığımızı unutturmasın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here