Sizi Okuyan Biri Var! | Kadir Korkut | Dergilerde

0
609

”SİZİ OKUYAN BİRİ VAR!” / İTİBAR-42 / KADİR KORKUT

Ahmet Edip Başaran

Raf Ömrü

Şiire ‘yaklaşan’ iki yer buldum. İlki şiiri başlatan dize: /Bu şiire noktasız bir besmeleyle başlıyorum/ Bundan sonraki iki dize vasat düzeyde. Bir düşüş var. Devamındaki eksiltili iki dize bu düşüklüğü kolundan tutup kaldırmış ama ilk bölümün sonu tekrar ‘nesre dönük’ iki dizeyle bitmiş.

İkinci bölümde en iyi dize:  /Raf ömrü çabuk geçer, otlar sararır/. Diğer mısraılar bunun gerisinde. Tamamlayıcı olsun, şiir devam etsin diye yazılmış sanki.

Bundan sonraki üçüncü ve dördüncü bölüm de aynı seyri izliyor. Beni çarpan herhangi bir güce rastlamadım. Ta ki şu dizelere kadar: /Katlanmış bir kağıt gibi duruyor/ İçzarfımda Leyla/ Başaran burada şiirin kokusunu alıyor ve bize ancak buldum diyor.

Son bölümün başlangıcı ve devamı kendini kotarır güçte. Ancak son iki dize çok eskimiş, yamalı bir pantolon misali burada zor duruyorum der gibi:

İnsan insanın miracı
İnsan insanın besmelesi

Hutbede duyguları kabartır ancak şiirde olmuyor.

Said Yavuz

Connection

Yavuz, nasıl bir şiir yazmak istediğini anlatan, açık hikayesi olan bir şiir yazmış. Böyle şiirler hikayenin kazığına bağlı olduğu için çarpıcı imgeler bulmak, insanların kalbini terse yatırmak zorlaşıyor. Burada da durum öyle. Anlatılan hikayeyi aşan altı tane dize buldum. Birbirinden farklı yerlerde olan bu mısraılar şöyle:

/Yazdıklarım mahşer kaçkınlarına bir tünel kazmasın/,
/Kalbine küsenlerin şiirini yazmak isterim/
/Burayı da uyanıkken yazmışsın dedikleri bir şeyim olmasın/
/Bilirim ki yürürken başlayan sözler kağıtta koşacaktır/

/İstiareye yatıp heyecandan uyuyamayanların şiiri benimkisi/
/Allah’a inanmayan kızlara teheccütte dua eden erkeklerin/

Bunların haricinde yine gelenekten beslenip küçük söz oyunlarıyla şiire yaklaşılan yerler de var, mesela:

/Fakir sofrasına oturmayan şiiri terk et/
/Hiç ölmeyecekmiş gibi şiir yaz, yarın ölecekmiş gibi bırak şiiri/
Diğer kısımlarda bu güçte gösterişler olmasa da kendi dil havuzunu taşırmayan, birbirini tamamlayıcı söyleyişlerle örülü haddini bilen bir şiir olmuş.

İbrahim Tenekeci

Şimdi Uzakta Olan

Tenekeci’den çok daha iyi şiirler okudu Türkiye. Bu şiir onlardan daha zayıf.  Genelden daha güçlü bulduğum üç dize var: / Ekmek ve kalptir benim sanatım/, /Bizden kalıcıdır esip giden şu rüzgar/ /İsterdim şiirim böyle başlasın/

Tenekeci’nin şiirinde beni çarpan yer bu kadar az olamaz diye tekrar tekrar bakıyorum ancak daha fazla altını çizecek yer bulamıyorum.


Mehmet Şamil

Geçmiş Zaman Kazası

Genelinde zayıf, salt ilk duygulanmalara dayandırılarak yazılmış bir şiir.  Giriş kısmında o eski günlerin tadı hemen insanı sarıyor ama bu şiir addedilebilir mi bilmiyorum. Şiirdeki ilk bölümü alt alta değil de yan yana yazınca da pek tabii bir öykü metni ortaya çıkıyor.

Altına kalemimi götürdüğüm üç dize biraz olsun şiire göz kırpmış:

/acılar diner miydi ütülüyse pantolon/, /topuklu giyince mi büyürdü yürek/ ve /boşluk bırak aşktan sonra/

Şiirde en güçlü bulduğum dize ise tam manasıyla bu makamı karşılıyor bence:

/bu nasıl parmak izi sükutu parçalayan/

Bir-iki bağlaç dize hariç, şiirin baştan sona bu dize gücüyle örülmesi taraftarıyız. Eleştirilerimizin yegane kriteri budur.

Tuba Kaplan

Toplumcu Gerçek

Tam bir zamane şiiri. Belki de günlüğündeki cümleleri aktarsa daha çok şiire yaklaşabilirdi Kaplan. İnsanın içini kusması güzeldir elbet ama bunun yeri şiir olabilir mi? Bir keresinde bir arkadaş önlüğünde biriktirdiği portakal kabuklarıyla çöpe yaklaşmıştı, başka bir arkadaş da ne o Ahmet, çöpe içini mi dökeceksin demişti. ‘İçini dökmek’le ilgili anlattığım bu kıssanın şiir gücü bu olabildiğince uzun şiirde maalesef yok. Bu gibi şiirlerin üst başlığı, poetik arka planı da hazır: Neo-epik şiir. Saatlerce baksam yine beni çarpan, kanımı ısıtan bir dizeye rastlayamıyorum bu şiirlerde. Ya ben anlamıyorum, ya da bu arkadaşlar yetersiz şiirlerine güzel bir kılıf bulmuş.

Buna rağmen altını çizdiğim iki dize var ki şöyle:

idarenin adı ay sonunu denk getirmektir
tüpten kısmak deniz görmemek

Burada Kaplan, idare ile deniz görmemek arasındaki o şairane ilişkiyi bulabilmiş ancak diğer mısraıları bundan çok uzakta.

Murat Koparan 

Sürmenaj

Tuba Kaplan için söylediklerimi hemen hemen Koparan için de söylemeliyim. Şiir alelade gidiyor. İpini koparmış şiirden korkmak gerek. Ancak bu savruluş bazen bir mayın gibi ender de olsa hakikate basıyor, örnekleri şöyle:

/karşıdan karşıya geçmek bazı anneleri özletmelidir/, /özgür ülkelerde bir tek bulutlar istedikleri yere gider/, /kimsesizliğimizin ölçüsü çayı kimin koyduğuna bağlı/ ve / sıçrayınca rekorlar kitabına girecek kadar sıçramalı kan beyninden/ gibi dizeler o aceleci şiire dur demiş ve ben bir şiirim sen istediğin yere git.

Raşit Ulaş

Kavga Başlıyor

İlk iki bölümü güçlü buldum. Umutlandım. Sağlam bir şiir okuyacağım diye. Ancak üçüncü bölümle birlikte çağımızın şair hastalığı lafsakınmazlık, ben istediğimi söylerimcilik, kelimeler arasındaki sürtüşme gücünü, uyumu görmezden gelmezcilik baş göstermiş. Şiir imge şiirinden popülist şiire kaymış. Hele dördüncü bölüm. Şairin adını kapatın, İsmail Kılıçarslan yazdı sanabilirsiniz. Devamı da bir şeyler anlatmadan ‘gösterebilme gücü’ bakımından aynı cılızlıkta devam ediyor.

Ben Ulaş’ın yerinde olsam ilk iki bölümün üstüne, acele etmeden gelecek ilhamı biraz kaşıyıp yeni bir şiir yazmak için ter dökerdim.

Abdullah İlhan

Ağıt

Bu şiirde de ilk bölümü diri buldum. Özellikle /Yaşlandım döküldü yüzüm epey çirkinim/ dizesi bir şiiri başlatacak, kıvılcımı çakacak düzeyde. Bu bölüm kendini kurtaracak orta seviye dizelerle örülü. Burada diğer öne çıkan mısraı: /Seni görebilecek denli güzel değil gözlerim/

İkinci bölüm de aynı renk tonuyla ilerlemiş. Sırıtmıyor. Buranın öne çıkan dizesi: /El ele tutuşursak kanatlarımız olabilir/

Üçüncü ve dördüncü bölümde şiirin buzları çözülüyor, o ritim sıradan söyleyişlerle kesiliyor.

Geri kalanında da tekrar o güce ulaşamıyor, aşağıdaki mısraılar hariç:

Modası gelmeden geçiyor çocukluk
Kollarıma uzanmayan kazaklar kadar kısa

Leyla İpekçi

Kandil

Bir ihtimal alıntı yapıp buraya koyabileceğimiz tek dize:

/Çağrıldığım isimler silinir bir bir benden/

Beni heyecanlandıracak, şiirin derisini zorlayacak herhangi bir estetik sivrilik yok şiirde.

Adem Turan

Geç Kağıdı

Şiirde biraz zorlayarak vasat iki dize buldum. Şöyle:

/Ölmek için yeter biraz toprak ve bir karış kefen insana/
/Ben o yağmura tahammül edemem, beni burada unutun!/

Bu dizelerde bile bir yetmezlik, kısıtlılık var ama diğer dizelerden bir adım daha önde olduğu için seçtim. Yavan bir şiir olmuş açıkçası.

Fatih Kınalı

Birtakım Satırlarım

Yine çok konuşan bir şiir. Şairler bu hevese neden kapılıyor anlamıyorum. İlk sayfada altı çizilebilecek bir dize olarak şunu buldum:

…bense yalnız ve silahsızım
Boş salona oynayan kötü filmler kadar

yalnız kelimesinin eskimiş olduğunu kabul ediyorum. Ayrıca burada şair neden silahsız? Silahsız burayı biraz germiş. Ama devamındaki duyarlılık hoş. Sıradanlığı ilk sayfada bir tek burayla aşabilmiş Kınalı. Şiirin ikinci bölümünde /Hüzünlü bizi yapar kelimeler bazı/ gibi buzda kayan araba misali cümlenin öğeleri tepetaklak edilmiş, böylece şiire varıldığı düşünülmüş maalesef. Oysaki öz olarak vasatın altında giden bir şiir biçim olarak da kesintiye uğramış. İkinci sayfada daha iyi bir yer buldum:

Mevsim kış ve sanki kestiğim şu kablo yanlış
Gibi bir ürperiş içimde
Düşünüyorum seni

Bu bölüm hem cesaret edilmiş hem de başarıya ulaşmış. Hemen devamındaki dize de fena değil: /İnsan bazen dolamaz ya boş bir kontenjan kadar/. Yine, /Sen gerçek denen bir şeyi boğarak gelişirken/  mısraı kendini kurtarmış dizelerden.

Şiirde en güçlü bulduğum yer: /Gözüme çarpmış gibi gözüm//Olmadık bir aynada/

Keşke her yer bu güçle donansa.

Vasatın altındaki havayı aşabilen diğer dizeler şunlar:

/Çünkü mevsim kış ve kurduğum şu gocuk yanlış/
/Ve kırsan diye kafamda şirk kaynamış kemikler/

Bir futbolcuya bir maçta bir kere penaltı şansı verilir ve bir takım maçın sonunda beş penaltıyla rakibini yenmek zorundadır. Ona ayrıcalık tanınarak elli tane penaltı atması sağlanamaz. Şair de o misal, yüz tane mısraıdan on tanesi ele avuca gelebilecek düzeyde ise o şiiri kaybedersin.

Gökhan Ergür

Soğuk Geçecek

Müzikal altyapısı İbrahim Tenekeci olan bir şiir.  Hatta /Golün tekrarına, tekrar sevinen/ dizesi Tenekeci’nin Eksik Metin adlı şiirinin bitişini anımsattı. Nasıl bitiyordu o şiir?

Golsüz biten bir maçı
Seyretmek gibi tekrar
Günler nasıl sıkıcı
Sorun, söylesin taşlar

Ergür’ün şiirinde benim beğendiğim iki tane dize var: /Kanepelerde eskiyor kadın sözleri/ ve /Para cebinde durmaz namaza/.

/İslam kalkıyoruz yine, saat beş/ dizesi güzel bir asist ancak devamı hiç olmamış: /Hayat sandığın kadar güzel mi?/ Ergür’ün dörtlüklerindeki dizeler birbiriyle alakasız, şiir tamam olsun diye kurulmuş hissi doğuruyor. Mesela şu dörtlük:

Acemidir traşlar yetmiş yaşında
Golün tekrarına, tekrar sevinen
Para cebinde durmaz namaza
Hasta koyun kesilmeli, dedi aniden

Belli bir niyeti olan ancak o niyete ulaşamayan bir şiir olmuş.

Muhammed Sarı

Havzıkevser

İçerisinde güçlü dizelerin olduğu ancak yine gereksiz yere sıradan söylenmiş mısraılarla gücünü kendi şairinin elinde yitirmiş bir şiir. Keşke az söylenseydi. O zaman güçlü yerler ayan beyan kendini gösterirdi. Nereleri beğenmişim?

O, sultanın el yazmasında
süslü bir yaprak olduğundan emin

Buranın devamında belediye ve ruhsatsız gibi kelimeler buradaki havayı dağıtıyor.

/Bakışın bende kırışık bırakmaz/ dizesi oldukça güzel. Yanına yıldız da koydum. Belki en güzel ve en içe dokunan yer:

Bilerek bilenerek
Kesildiyse eğer parmağın
Artık kan doğruyorsundur doğruyanlış

dipte çorak sular biriktiğini anlıyorum
ben kesik parmağından.

İkinci bölümde oldukça güç kaybediyor şiir. Yine güzel bulduğum dizeler var ama:

/…Ocakta unutulacak kadar beyazdı süt/ bunlardan biri.
/Kalk öyleyse yıpranan yerlerinden/ ve /durduğum yerden aklım ermiyor ellerine/

Ben böyle güzel dizeleri vasat, ölgün bölümlerin arasından ayıkladıkça üzülüyorum. Bir güzele karşı duygularımı yitirir gibi oluyorum. Eğer şairin nefesi uzun şiire yetmiyorsa, ki en iyi uzun şiirde bile duraksamalar, kesintiler mümkündür, o işe girişmemeli. Yoksa burada olduğu gibi güzel dizeler güzel dize olarak kalıyor. Şiire en iyi ihtimalle vasatı aştırabiliyor.

Enes Talha Tüfekçi

Bir Gülle Asla

Şiirin girişteki enerjisi yüksek.

Sen bütün hüzünlerle bir olabilirsin
Bir gülle asla

Ancak bu bölümdeki diğer dizeler bu girişe eşlik edebilecek düzeyde değil. Bir düşüş var.

Hemen ikinci bölümde /seni bütün yakın yazlar üzebilir/ mısraı oldukça güzel. Bu bölümde buna eşlik edebilecek başka bir dize yok maalesef yine. Güçlü dizeler bölümlerde yalnız kalmış.

Üçüncü bölümde /Sen yüce kirazların etlerini övemezsin/ mısraını da beğendim ve fakat yine bu bölümde tek nefer olarak el sallıyor.  Bu dize kadar güçlü olmasa da bunu destekleyen mısraı da seçilen kelimelerin yarattığı duygu bakımından bir heyecan yaratıyor. Son bölümde /Adını çınlatırsın ceylanların içine/ fark yaratanlardan. Devamında yine güç kaybeden şiir adına ve girişine yaptığı bir göndermeyle derli toplu bitiyor:

Bir kışla veda et etlerine
Bir gülle asla
Edemezsin

Sanki şair her güçlü dizesini bir bölüme serpiştirmiş de bu diğerlerini çeker götürür gibi düşünmüş. Elbette kimse buna niyetlenmez ama benim kalbimde bu his uyandı.

Şiirdeki kimi dizeler bakımından umut verici ancak şiirin genel havası vasat.

 Hasan Hüseyin Çağıran

Adıyaman

Şiir, ‘’senin (bir şeyin) var’’ tamlaması üzerine kurulmuş. Bu anlamda devamı kolay getirilebilecek, bereketli bir yaklaşım. İlk bölümde biraz olsun daha güçlü bulduğum iki dize

/senin ücra köylere/ /kurduğun mevzilerin/

İkinci bölümde, /senin denizlerin, allah bilir uzanmış saçlarına/ /benim her seferde kaytaran ağır gemilerim/ /attığın her adımla açılan şiirlerim/ dizeleri güzel. Üçüncü bölümde /senin bir ayağın var iskenderiye’de/ mısraı çağrışıma müsait, insanı saran bir dize.

Son bölümde ele alınan konu her insana hitap eden, ortak duyguları barındırsa da bu konunun ele alınış biçimi vasat olduğu için öne çıkabilecek bir dize bulunmuyor.

Genel anlamda kendi çizgisini koruyan ama o çizgiyi de aşamayan bir şiir.

Cengizhan Konuş

Asansör Boşluğu

Konuş şiirde  iddialı dizeleri bir araya getirmeye çalışıyor. Bu güzel bir girişim. Her şiirden beklediğimiz, her eleştiriyi yaparken beklediğimiz bu şiir mi diye düşündüğümüz çabadır bu. Ancak bu konuda muvaffak olduğunu söyleyemeyiz.

Buna hemen örnek vermek için direkt ikinci bölüme geçeceğiz. Bu bölümde şair /balçığı ademinden ayırır/ gibi çok güzel bir mısraı yakalamış ve devamında ilgisiz ve cılız /bakıyor mu bu işlere devlet/ gibi bir cümle kurmuş. Hem bu cümle hem de bir önceki kafa karıştırıcı, bulanık dize maalesef bu mısraının da gücünü dizginlemiş. O bulanık dizeye bakalım: /bıçağın kestiği haritada kıblesi olmayan nehir/ Ben olsam bunun yerine daha özde vurucu bir dizeyle bu bölümü başlatırdım ki, ikinci dizem ortaya çıksın ve bunun vuruculuğuyla şiirim güçlensin.
İkinci bölümde /kaçacak yer ararken kelebeğe çarpan kar tanesi/ iyi dizelerden.

İlk bölüme dönecek olursak ilk dize ve /gece haydutluğunu deniyor üzerimde/ mısraıları diğerlerinden güç olarak önde, şiirin geri kalanında bize bir şeyler gösterebilen herhangi bir bölüm mevcut değil. Çoğunluğunda maya tutmamış bir şiir.

Erdem Arslan

Can

Enerji olarak, ton olarak bir kıpırdanma var şiirde.

Ben gecenin kalbini kırdım da siyah giydi

Göğsümün kafesinde göksüz tüyler birikti

Vaatkar dizelerden.

İkinci bölümde o bölümün içinde biraz sırıtsa da /Gözlerini üzerime dikiyor bir terzi/ dizesi oldukça güzel. Burada diğer dizelerse bunun aksine oldukça zayıf.

/Bütün zillerine basıyorlar yalnızlığımın/ tam bir İbrahim Tenekeci dizesi. Şair belki bunu fark etmeden, şuuraltından gelen bir buluşla yeni bir dize yazdığını düşünmüştür ama aslında bu dize /Bütün ışıkları yanıyor üzüntümün/ dizesinin yavrusu.

Şiirde son kısım oldukça zayıf.

Kazım Berkay Özkardaş

Omzumda Keşkül

Ritmik olarak bir doğrultusu olan bir şiir. O tonu kaybetmiyor. Ancak içerik anlamında, özde bize herhangi bir derinlik sunamıyor. Beni etklieyen, evet buralar şiir dediğim iki tane dizesi var:

/Biz sıkışalım biraz daha, yayılsın birileri/

/Dünyayı dar edin bize, ahretimiz ferahlasın/

Bu örnek iki dize geri kalan ve gücü temmuzun altında zayıf düşmüş kamışlara benzeyen şiirimsi metinin çok daha önünde.

Zeynep Tuğçe Karadağ

Nar Ruleti

İlk bölümdeki /gördüm taşların nasıl incindiğini/, /bir yüze dair ses tahmini yapılıyordu, duydum/ dizeleri bu bölümün en iyileri. Ayrıca /merhaba dese geçecek aklı elalemin aynasından/ soyut öğeleri birbirine çarptırmak açısından başarılı, en azından kendini kurtaran bir dize olmuş.

İkinci bölümü çok zayıf buldum. Sesi soluğu çıkmayan bir çocuk gibi duruyor ortada.

Son bölümün ilk iki dizesini beğendim:

/olur ya, güz hiç yaşanmaz, kış birden gelir
gereklilik kipine küfreder gibi/

Bu dizeleri elbette harikulade bulmuyorum ancak burada bir cür’et var, şair şiire girişmekten korkmuyor. Gereklilik kipi tamlamasının şiirde kullanılması, Turgut Uyar’ın /ve oturuldu birtakım şeyler söylendi/ /imla kurallarıyla mutsuzluk üstüne/ dizelerini anımsattı.

Son bölümde yine beğendiğim iki dize:

babaların paltolarındaki umarsızlık
çocukların bekleyişiyle onarılır

ancak devamındaki bitiş bu gücün gerisinde, sönük bir kapanış olmuş. Karadağ şiirinde kimi yerler güzel şeylere işaret edebiliyorken kimi yerler ortalama güce bile ulaşmamış durumda.

İbrahim Gökburun

Güz Nöbeti

Şiirin girişi oldukça güzel: /Evin yoksulluğunu gizleyen çiçekler/ Güzün nöbetini tutuyor balkonda/ ancak devamında gelen iki dize bu hoşluğa eşlik edemiyor. Bu iki mısraıyı tamamlayamıyor.

Bunun haricinde şiirde beğendiğim bir dize daha var ki o da ikinci bölümü başlatmış:

Yağmur yağmayı unutmuş kuş uçmayı

Öyle naif ve doğal bir yanı var ki devamı için insan heyecanlanıyor ancak gerisi sıradan imajlarla örülmüş, yeni bir şey söyleyemiyor.

En son tekrar bir göz gezdirdiğimde kendini kurtaran şu iki dizeyi de yazmak istiyorum: /Bu yoksul evlerin iç odalarında/ Ne konuşulursa bilirim, az konuşulur/

Son bölüm ise oldukça bakımsız durumda.

Cevat Akkanat

Dört Şiir

Bu dört alt başlıktan oluşan şiirde geleneksel bir tema var. Aşk, ayrılık, yağmur, şarkı gibi Türk şiirinin vazgeçilmez köşetaşlarından yararlanmaya çalışmış Akkanat. Ancak bunu yaparken herhangi bir yenilik, çarpıcılık, kalbi hızlandırma var mı şiirde? Yok maalesef. Altını çizdiğim tek dize şöyle:


ve hala sonsuz ülkemmişsin gibi.

SİZİ OKUYAN BİRİ VAR! / DERGAH-303

Esra Köse

‘’Beri.’’

Esra Köse şiiri rahat söylemeyi seviyor. Başlardaki o rahatlık insana hoş geliyor, akıcı bir kıvamda şiir yolunu bulmuş hissini doğuruyor. Ancak bu sözsakınmazlığın da bir sınırı olmalı.  Şair bu üslubu o dereceye vardırıyor ki bazen bu bir şiir mi nesir diye duraksıyor insan. Ağdalı, aheste şiirden yana değilim ancak bu rahatlık da bir yerden sonra ‘’aleladelik’’ halini alıyor.  Örnek verecek olursak,

kırmızı pantolon giyen kahveci İsmail abi var bir tane köyde
onun sardığı neidüğü belirsiz cigarayı da severim
köpeklerden gereksizce korkarım ama onları da severdim

Şimdi biz bu mısraıları bir düzyazıya dönüştürsek, bunlardan hiçbiri ben buraya sığmıyorum, ben bir dizeyim, beni bir aşağıya kaydır diye bağırabilir mi?

Sonlarına doğru dizeler kısalsa da şiirin hakikati gösterme derecesinde herhangi bir artış olmuyor.

Murat Çeşme

Bahar

Bir dörtlükten ibaret şiirin ilk iki dizesi daha iyi.

Pembe mordan bir esenlik sarmalanmış erguvan:
Son nefesten sonra ilk nur, ilk tesellidir bahar.

Burada şair bizi hemen imge yüklü bir dünyaya, metafizik mevsime sokuveriyor.

Şair hemen başlangıçta şiirin kaynağına ulaşmış da şiirin akacağı yolu uyak düzenine, sese yaslanarak kesmiş gibi. Bir de son iki dizede, o ilk girişteki metafizik dünya didaktik bir tercihle sınırlandırılmış, mesaj verme kaygısı yerine doğadan güç alınarak şiir devam edebilirmiş.

Mustafa Köneçoğlu

Yorulunca Devre Arası Deriz Şiir De Biter

Mustafa Köneçoğlu şiiriyle Furkan Çalışkan şiirini benzetiyorum. Şair her mısraıda başlıbaşına bir şiir söylemek istiyor, bu da haliyle daha dağınık ve göstermek istediği şeyi bulanıklaştıran bir etki yapıyor. Bu yolla şiir kurmak isteyen bir insanın belki de tek şansı var: hemen her dizeyi çarpıcı kılmak. Bunu başaramadığınız zaman şiiriniz hem dağınık hem vasatı aşamamış oluyor. Oysa derli toplu ve vasat bir şiir daha çok tercih edilir. Bu şiirde Köneçoğlu’nun nispeten  çarpıcı kıldığı dizeler şöyle:

/Şairiz oysa bir bıçak kadar bile teskin edilmedik/ ve /Yahut bu acıyı al güvenli bir yer bulana kadar bekle /

Şayet her mısraı bu güç ile örülebilseydi o zaman şiirdeki çoklu imgelem düzeni göze batmayabilirdi. İnsanlar çarpıcılığın heyecanıyla bir alttaki mısraıya atlar ve bunun bir alttakine etksini araştırmazdı. Suda seken bir taş gibi şiir akar giderdi. Ancak dize gücünüz biraz zayıflayınca, şiirin dağınıklığı ayanlaşıyor.

Ertuğrul Tiryaki

Zarif Ölüm

Tiryaki’nin şiirlerini kısa öz ama anlatımı kısalığını aşan güçte buluyorum. Mesela :

ahenk içinde
bu ne zarif ölümdür
ey sarı yaprak

çok yer kaplamaz
incedir kelebeğin
anı defteri

Almadığım diğer üçlükler bunlardan daha az güç barındırıyor. Şair Dergah’ın duruşuna uyan dizeler kurmuş. Tabiata, taşraya, geleneğe dönük bir yüz, sırtını kalabalığa, şehre ve gökdelenlere vermiş.

Elbette çok iddialı, büyük dizeler dile getirmiyor ama sınırlarını bilerek ‘’hoş’’şiir yazmayı başarıyor.

Hüseyin Karaaslan


Gazel

Ben niyeyse modern zamanda yazılmış gazel biçime karşı bir önyargı taşıyorum. Hakkını veren bir içerik, derin gösterme gücü ile örülmüş şiirler müstesna. Karaaslan’ın şiiri ekseriyetle vasatı bulamamış dizelerle kurulmuş. Bu da gazel’i, sadece şeklen bize sunmuş. Ancak iyi bulduğum dizeler de mevcut. Şöyle:

/Sevdaya sürülürken kırılan bir kibritim/ mısraı çok yönlü çağrışıma müsait ve şiiri şiire yaklaştıran tek dize. Bunun haricinde en azından vasatı bulmuş iki tane dize buldum. Onlar da şöyle:

/Kara büyülü kemend ak boynunu incitir/, /Gecenin potasında pişen kurşundur kahır/ ve
/Her bir zerremi sıkan kızgın mengene bu dert/

Ancak bu en iyi dize ve onu destekleyen vasat dizeler şiiri kurtaramıyor. Geleneğe yaslanan bir biçim ona eşlik edemeyecek bir içerikle sıvanmış.

İbrahim Yolalan

Kayıp Hırka İlanı

Dergah 303, Mayıs sayısında benim en beğendiğim şiir İbrahim Yolalan’ın. Bu şiir diğerlerine göre daha az sözle daha çok şey söylemeyi becermiş. Özellikle ilk dörtlük oldukça diri:

/ama kemanın telleri kopmuştu/ /küf harbinden dönüyordu şairler/ /hırka kaybolmuş su soğumuştu/ /annem yağmurdan korkar olmuştu/

Bu bölümün son dizesi belki tek başına ele alındığında zayıf gibi durabilir ama önceki üç dizeyi tamamlayıcı bir öğe olarak, yumuşaklığıyla şiire hoşluk katıyor.

İkinci dörtlük nispeten bir düşüş gösteriyor ama yine de şiirin o diri havasından çok ödün vermiyor.

İlk dörtlükten sonra en güçlü bulduğum iki dize:

bulanık ırmaklar akmış buradan
yorulmuş kavaklar ten yorulmuş

ancak devamındaki iki dize şiirdeki en zayıf iki mısraı aynı zamanda.

Şiirdeki son dörtlük bana bir İsmet Özel şiirini hatırlattı: Akdeniz’in Ufka Doğru Mora Çalan Mavisi. Orada şiir şöyle bitiyordu:

Kara yaz! Karanlık yaz! Kararan vücutlardan
rıhtıma varmayan ceset elbette hatırlanmaz.

Buna esinleme de demeyebiliriz. Çünkü insan çok seneler önce okuduğu bir şiirin sesiyle kendi halini anlatmış olabiliyor ve bazen bunu kendisi de fark etmiyor.

Son iki dizede hiç akla gelmeyecek öğelerden, ayet numaralarından şiir duygusuna erilmiş.
Bu dizeleri de sade ve başarılı buldum. 

Uğur Cumaoğlu

Şiryan

Oldukça uzun bir şiir. Uzun şiirlerde bir yavanlaşma, ritim tekrarı, o çemberi kıramama gibi zafiyetler de oluyor genelde. Bu şiiri de bu kategoriye sokabilirim. Aşağıdaki mısraılar biraz olsun o çemberi kırabilmiş güçte:

/Aklın köşelerini dolaşsa da bir tabut/,  /Yine gürbüz bir şafağa akacak mahşerin nehirleri/

/Bir susayış saracak telaşlı ve solgun kemikleri/ ve  /Tırnaklarımızı arzularımızın sırtına saplamış suçlularız biz/

 {Eleştiri Haber}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here