Sizi Okuyan Biri Var | Kadir Korkut | Dergilerde

0
405
Sizi Okuyan Biri Var | Kadir Korkut | Dergilerde

İTİBAR DERGİSİ 42. (MART) SAYISI ŞİİRLERİ II / KADİR KORKUT

“SİZİ OKUYAN BİRİ VAR”

Adem Turan

Geç Kağıdı

Şiirde biraz zorlayarak vasat iki dize buldum. Şöyle:

/Ölmek için yeter biraz toprak ve bir karış kefen insana/
/Ben o yağmura tahammül edemem, beni burada unutun!/

Bu dizelerde bile bir yetmezlik, kısıtlılık var ama diğer dizelerden bir adım daha önde olduğu için seçtim. Yavan bir şiir olmuş açıkçası.

Fatih Kınalı

Birtakım Satırlarım

Yine çok konuşan bir şiir. Şairler bu hevese neden kapılıyor anlamıyorum. İlk sayfada altı çizilebilecek bir dize olarak şunu buldum:

…bense yalnız ve silahsızım
Boş salona oynayan kötü filmler kadar

yalnız kelimesinin eskimiş olduğunu kabul ediyorum. Ayrıca burada şair neden silahsız? Silahsız burayı biraz germiş. Ama devamındaki duyarlılık hoş. Sıradanlığı ilk sayfada bir tek burayla aşabilmiş Kınalı. Şiirin ikinci bölümünde /Hüzünlü bizi yapar kelimeler bazı/ gibi buzda kayan araba misali cümlenin öğeleri tepetaklak edilmiş, böylece şiire varıldığı düşünülmüş maalesef. Oysaki öz olarak vasatın altında giden bir şiir biçim olarak da kesintiye uğramış. İkinci sayfada daha iyi bir yer buldum:

Mevsim kış ve sanki kestiğim şu kablo yanlış
Gibi bir ürperiş içimde
Düşünüyorum seni

Bu bölüm hem cesaret edilmiş hem de başarıya ulaşmış. Hemen devamındaki dize de fena değil: /İnsan bazen dolamaz ya boş bir kontenjan kadar/. Yine, /Sen gerçek denen bir şeyi boğarak gelişirken/  mısraı kendini kurtarmış dizelerden.

Şiirde en güçlü bulduğum yer: /Gözüme çarpmış gibi gözüm//Olmadık bir aynada/

Keşke her yer bu güçle donansa.

Vasatın altındaki havayı aşabilen diğer dizeler şunlar:

/Çünkü mevsim kış ve kurduğum şu gocuk yanlış/
/Ve kırsan diye kafamda şirk kaynamış kemikler/

Bir futbolcuya bir maçta bir kere penaltı şansı verilir ve bir takım maçın sonunda beş penaltıyla rakibini yenmek zorundadır. Ona ayrıcalık tanınarak elli tane penaltı atması sağlanamaz. Şair de o misal, yüz tane mısraıdan on tanesi ele avuca gelebilecek düzeyde ise o şiiri kaybedersin.
Gökhan Ergür

Soğuk Geçecek

Müzikal altyapısı İbrahim Tenekeci olan bir şiir.  Hatta /Golün tekrarına, tekrar sevinen/ dizesi Tenekeci’nin Eksik Metin adlı şiirinin bitişini anımsattı. Nasıl bitiyordu o şiir?

Golsüz biten bir maçı
Seyretmek gibi tekrar
Günler nasıl sıkıcı
Sorun, söylesin taşlar

Ergür’ün şiirinde benim beğendiğim iki tane dize var: /Kanepelerde eskiyor kadın sözleri/ ve /Para cebinde durmaz namaza/.

/İslam kalkıyoruz yine, saat beş/ dizesi güzel bir asist ancak devamı hiç olmamış: /Hayat sandığın kadar güzel mi?/ Ergür’ün dörtlüklerindeki dizeler birbiriyle alakasız, şiir tamam olsun diye kurulmuş hissi doğuruyor. Mesela şu dörtlük:

Acemidir traşlar yetmiş yaşında
Golün tekrarına, tekrar sevinen
Para cebinde durmaz namaza
Hasta koyun kesilmeli, dedi aniden

Belli bir niyeti olan ancak o niyete ulaşamayan bir şiir olmuş.
Muhammed Sarı

Havzıkevser

İçerisinde güçlü dizelerin olduğu ancak yine gereksiz yere sıradan söylenmiş mısraılarla gücünü kendi şairinin elinde yitirmiş bir şiir. Keşke az söylenseydi. O zaman güçlü yerler ayan beyan kendini gösterirdi. Nereleri beğenmişim?

O, sultanın el yazmasında
süslü bir yaprak olduğundan emin

Buranın devamında belediye ve ruhsatsız gibi kelimeler buradaki havayı dağıtıyor.

/Bakışın bende kırışık bırakmaz/ dizesi oldukça güzel. Yanına yıldız da koydum. Belki en güzel ve en içe dokunan yer:

Bilerek bilenerek
Kesildiyse eğer parmağın
Artık kan doğruyorsundur doğruyanlış

dipte çorak sular biriktiğini anlıyorum
ben kesik parmağından.

İkinci bölümde oldukça güç kaybediyor şiir. Yine güzel bulduğum dizeler var ama:

/…Ocakta unutulacak kadar beyazdı süt/ bunlardan biri.
/Kalk öyleyse yıpranan yerlerinden/ ve /durduğum yerden aklım ermiyor ellerine/

Ben böyle güzel dizeleri vasat, ölgün bölümlerin arasından ayıkladıkça üzülüyorum. Bir güzele karşı duygularımı yitirir gibi oluyorum. Eğer şairin nefesi uzun şiire yetmiyorsa, ki en iyi uzun şiirde bile duraksamalar, kesintiler mümkündür, o işe girişmemeli. Yoksa burada olduğu gibi güzel dizeler güzel dize olarak kalıyor. Şiire en iyi ihtimalle vasatı aştırabiliyor.

Enes Talha Tüfekçi

Bir Gülle Asla

Şiirin girişteki enerjisi yüksek.

Sen bütün hüzünlerle bir olabilirsin
Bir gülle asla

Ancak bu bölümdeki diğer dizeler bu girişe eşlik edebilecek düzeyde değil. Bir düşüş var.

Hemen ikinci bölümde /seni bütün yakın yazlar üzebilir/ mısraı oldukça güzel. Bu bölümde buna eşlik edebilecek başka bir dize yok maalesef yine. Güçlü dizeler bölümlerde yalnız kalmış.

Üçüncü bölümde /Sen yüce kirazların etlerini övemezsin/ mısraını da beğendim ve fakat yine bu bölümde tek nefer olarak el sallıyor.  Bu dize kadar güçlü olmasa da bunu destekleyen mısraı da seçilen kelimelerin yarattığı duygu bakımından bir heyecan yaratıyor. Son bölümde /Adını çınlatırsın ceylanların içine/ fark yaratanlardan. Devamında yine güç kaybeden şiir adına ve girişine yaptığı bir göndermeyle derli toplu bitiyor:

Bir kışla veda et etlerine
Bir gülle asla
Edemezsin

Sanki şair her güçlü dizesini bir bölüme serpiştirmiş de bu diğerlerini çeker götürür gibi düşünmüş. Elbette kimse buna niyetlenmez ama benim kalbimde bu his uyandı.

Şiirdeki kimi dizeler bakımından umut verici ancak şiirin genel havası vasat.

Hasan Hüseyin Çağıran

Adıyaman

Şiir, ‘’senin (bir şeyin) var’’ tamlaması üzerine kurulmuş. Bu anlamda devamı kolay getirilebilecek, bereketli bir yaklaşım. İlk bölümde biraz olsun daha güçlü bulduğum iki dize

/senin ücra köylere/ /kurduğun mevzilerin/

İkinci bölümde, /senin denizlerin, allah bilir uzanmış saçlarına/ /benim her seferde kaytaran ağır gemilerim/ /attığın her adımla açılan şiirlerim/ dizeleri güzel. Üçüncü bölümde /senin bir ayağın var iskenderiye’de/ mısraı çağrışıma müsait, insanı saran bir dize.

Son bölümde ele alınan konu her insana hitap eden, ortak duyguları barındırsa da bu konunun ele alınış biçimi vasat olduğu için öne çıkabilecek bir dize bulunmuyor.

Genel anlamda kendi çizgisini koruyan ama o çizgiyi de aşamayan bir şiir.

Cengizhan Konuş

Asansör Boşluğu

Konuş şiirde  iddialı dizeleri bir araya getirmeye çalışıyor. Bu güzel bir girişim. Her şiirden beklediğimiz, her eleştiriyi yaparken beklediğimiz bu şiir mi diye düşündüğümüz çabadır bu. Ancak bu konuda muvaffak olduğunu söyleyemeyiz.

Buna hemen örnek vermek için direkt ikinci bölüme geçeceğiz. Bu bölümde şair /balçığı ademinden ayırır/ gibi çok güzel bir mısraı yakalamış ve devamında ilgisiz ve cılız /bakıyor mu bu işlere devlet/ gibi bir cümle kurmuş. Hem bu cümle hem de bir önceki kafa karıştırıcı, bulanık dize maalesef bu mısraının da gücünü dizginlemiş. O bulanık dizeye bakalım: /bıçağın kestiği haritada kıblesi olmayan nehir/ Ben olsam bunun yerine daha özde vurucu bir dizeyle bu bölümü başlatırdım ki, ikinci dizem ortaya çıksın ve bunun vuruculuğuyla şiirim güçlensin.
İkinci bölümde /kaçacak yer ararken kelebeğe çarpan kar tanesi/ iyi dizelerden.

İlk bölüme dönecek olursak ilk dize ve /gece haydutluğunu deniyor üzerimde/ mısraıları diğerlerinden güç olarak önde, şiirin geri kalanında bize bir şeyler gösterebilen herhangi bir bölüm mevcut değil. Çoğunluğunda maya tutmamış bir şiir.

Erdem Arslan

Can

Enerji olarak, ton olarak bir kıpırdanma var şiirde.

Ben gecenin kalbini kırdım da siyah giydi

Göğsümün kafesinde göksüz tüyler birikti

Vaatkar dizelerden.

İkinci bölümde o bölümün içinde biraz sırıtsa da /Gözlerini üzerime dikiyor bir terzi/ dizesi oldukça güzel. Burada diğer dizelerse bunun aksine oldukça zayıf.

/Bütün zillerine basıyorlar yalnızlığımın/ tam bir İbrahim Tenekeci dizesi. Şair belki bunu fark etmeden, şuuraltından gelen bir buluşla yeni bir dize yazdığını düşünmüştür ama aslında bu dize /Bütün ışıkları yanıyor üzüntümün/ dizesinin yavrusu.

Şiirde son kısım oldukça zayıf.

Kazım Berkay Özkardaş

Omzumda Keşkül

Ritmik olarak bir doğrultusu olan bir şiir. O tonu kaybetmiyor. Ancak içerik anlamında, özde bize herhangi bir derinlik sunamıyor. Beni etklieyen, evet buralar şiir dediğim iki tane dizesi var:

/Biz sıkışalım biraz daha, yayılsın birileri/

/Dünyayı dar edin bize, ahretimiz ferahlasın/

Bu örnek iki dize geri kalan ve gücü temmuzun altında zayıf düşmüş kamışlara benzeyen şiirimsi metinin çok daha önünde.

Zeynep Tuğçe Karadağ

Nar Ruleti

İlk bölümdeki /gördüm taşların nasıl incindiğini/, /bir yüze dair ses tahmini yapılıyordu, duydum/ dizeleri bu bölümün en iyileri. Ayrıca /merhaba dese geçecek aklı elalemin aynasından/ soyut öğeleri birbirine çarptırmak açısından başarılı, en azından kendini kurtaran bir dize olmuş.

İkinci bölümü çok zayıf buldum. Sesi soluğu çıkmayan bir çocuk gibi duruyor ortada.

Son bölümün ilk iki dizesini beğendim:

/olur ya, güz hiç yaşanmaz, kış birden gelir
gereklilik kipine küfreder gibi/

Bu dizeleri elbette harikulade bulmuyorum ancak burada bir cür’et var, şair şiire girişmekten korkmuyor. Gereklilik kipi tamlamasının şiirde kullanılması, Turgut Uyar’ın /ve oturuldu birtakım şeyler söylendi/ /imla kurallarıyla mutsuzluk üstüne/ dizelerini anımsattı.

Son bölümde yine beğendiğim iki dize:

babaların paltolarındaki umarsızlık
çocukların bekleyişiyle onarılır

ancak devamındaki bitiş bu gücün gerisinde, sönük bir kapanış olmuş. Karadağ şiirinde kimi yerler güzel şeylere işaret edebiliyorken kimi yerler ortalama güce bile ulaşmamış durumda.

İbrahim Gökburun

Güz Nöbeti

Şiirin girişi oldukça güzel: /Evin yoksulluğunu gizleyen çiçekler/ Güzün nöbetini tutuyor balkonda/ ancak devamında gelen iki dize bu hoşluğa eşlik edemiyor. Bu iki mısraıyı tamamlayamıyor.

Bunun haricinde şiirde beğendiğim bir dize daha var ki o da ikinci bölümü başlatmış:

Yağmur yağmayı unutmuş kuş uçmayı

Öyle naif ve doğal bir yanı var ki devamı için insan heyecanlanıyor ancak gerisi sıradan imajlarla örülmüş, yeni bir şey söyleyemiyor.

En son tekrar bir göz gezdirdiğimde kendini kurtaran şu iki dizeyi de yazmak istiyorum: /Bu yoksul evlerin iç odalarında/ Ne konuşulursa bilirim, az konuşulur/

Son bölüm ise oldukça bakımsız durumda.

Cevat Akkanat

Dört Şiir

Bu dört alt başlıktan oluşan şiirde geleneksel bir tema var. Aşk, ayrılık, yağmur, şarkı gibi Türk şiirinin vazgeçilmez köşetaşlarından yararlanmaya çalışmış Akkanat. Ancak bunu yaparken herhangi bir yenilik, çarpıcılık, kalbi hızlandırma var mı şiirde? Yok maalesef. Altını çizdiğim tek dize şöyle:


ve hala sonsuz ülkemmişsin gibi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here