Sizi Okuyan Biri Var | Dergilerde | Kadir Korkut

0
431
Sizi Okuyan Biri Var | Dergilerde | Kadir Korkut

SİZİ OKUYAN BİRİ VAR / KADİR KORKUT

Hüseyin Akın Birçok

Hüseyin Akın bu şiiri bir özdeyiş havasında yazmış. Ki son yıllarda daha kısa dizelerle örülü, minik bir ritim çevresinde dönen şiirler yazıyor Akın. Şiirde ritmik havayı öne çıkarmayı seven şair insanın dünya hallerini konu ediniyor. Akın dünya ile alıp veremediği olan bir şair. Bu, şiirdeki duyarlıklarına, ince dokunuşlarına yansıyor. Tematik olarak o manevi iklimi, dünayanın geçiciliğini kendine bir kalkan olarak kullanıyor. Bu duruş, hem eleştirisini yaptığımız bu şiire hem de Hüseyin Akın’ın genel anlamdaki şiir serüvenine sirayet etmiş durumda.

Şiirde beşliklerin belli bir kafiye düzenine oturtulmaya çalışılması bizce şiirin özünden götürmüş. Ayrıca bana böyle şiirler sesi kısılmış gibi geliyor. Ne söyleyeceğinden ziyade nasıl söyleyeceği öncelenmiş hissi doğuruyor. Aslında şiir başta olmak üzere, tüm sanat dallarında ne söylediğinle beraber nasıl söylediğin de çok önemlidir. Bunu inkâr edecek değiliz fakat öz itibariyle, içerikte uzak yerleri gösteremeyen şiirler şayet kafiye ile ifade ediliyorsa orada ses, kafiye düzeni şiirde başat öğe olarak sırıtıyor ve şiiri cılızlaştırıyor. Bu şiirin kimi yerlerinde böyle bir aksama mevcut.

Şiirde imgesel güç anlamında önü açık, çağrışıma müsait iki yer var. Şairin bir arayış içerisinde olduğunu gösteren, dünyada oluşuna bir mana katmaya çalıştığı bu dizeler şöyle:

Karış karış gezdim de dünyayı köşe bucak

Varamadım içimde heves denen kuşa

Niye geldik dünyaya? Damatlık beğenmeye.

Bunların haricinde nispeten iyi olan iki dizeyle şiir bitiyor:

Hayat daracık sokak, ömür cadde-i kebir

Bu berzahta ey şair, bir sen kaldın sadece

Nurettin Durman

Ahir Zaman Meseli

Aslında Akın’ın şiiri için söylediklerimizi Nurettin Durman için de söyleyebiliriz.

Durman şiir dünyamızda istikrarlı çizgisiyle adından söz ettiren bir şair. Onun şiirlerindeki tutarlılık ve aynı doğrultudaki ısrarı ona bir saha açmış gibi görünüyor. Durman’a benzettiğim ve onunla beraber zihnimin aynı odasına oturttuğum bir başka şair Berat Demirci. Detaylıca çalışılsa mutlaka farklar bulunacaktır ama konu akrabalığı, duruş yakınlığı olarak birbirine benzettiğim şairler bu ağabeyler. Şiirin özeline dönecek olursak,

Ben özellikle bu şiirde ‘’yersiz bir muğlâklık’’ seziyorum. Şiir çoğu zamanlarda ‘’doğru muğlâklığı’’ hissettirebildiği oranda derinleşir, çağrışım ve sürtünme gücü artar. Fakat burada şair belirsizlik derecesini muhayyilemizin haz duyacağı sınırların ötesine çekiyor ve şiir karmaşık bir semt pazarının kalabalığında kayboluyor. Bu şiirde beni tutup silkeleyecek bir dize bulamadım. Söyleyişinin güzelliği ve yerine tam oturmuşluğu açısından şu dizeyi ayırıyorum:

Ben burada ne desem ağır gibi kaçacak

Hasan Akay

Başka Ne Var ki Kayda Değer

Hasan Akay şiire güçlü bir giriş yapıyor ve beni heyecanlandırıyor.

Ey emin belde!

Nerede ceylanların?

Nerede zarif aydınlığı, Müslümanların?

İslami hassasiyetleri konu edinen şair, bir ümitsizlik, bir yeis içinde sadece Allah’tan yarar umulabileceğini, etrafımızı çeviren kötülüklerden yalnızca ona sığınılabileceğini vurguluyor. Bu temayı işlerken gerçekten, yukarıda da alıntıladığımız gibi heyecan dolu bir giriş yapmış. Başlangıçtaki o dizelere baktığımız zaman ümitsizlik içindeki hayıflanma durumlarının bile insanda heyecan uyandırabileceğini görüyoruz. Peki, bu ters etkiyi yapan nedir? Elbette kelimelerin gücü. Onların yerinde, birbirine yakışan ve birbirini tamamlayan şekilde kullanılmış olması. Bence bu bölüm şiire kafa yoranlar için iyi bir örnek.

Akay devamında aynı yeniliği, kelime seçimlerindeki titizliği devam ettirememiş. Bu üç dizeden sonra şiir, herhangi bir fark yaratmadan bilindik kelimelerin eski kıyafetleriyle sunumuna dönüşmüş. Şöyle ki, ‘’güzel’’, ‘’parıldayan’’, ‘’sevinç’’, ‘’hüzün’’, ‘’keder’’, ‘’ima’’, ‘’iman’’ gibi günlük yaşamda sıklıkla karşılaştığımız ve yüzyıllarca süren şiir geleneğimizin ayrılmaz parçaları olan kelimelere yeni bir tat katmadan, farklı bir buluşa işaret etmeden şiir sadece kendi derdiyle yakınarak bitmiş.

Meryem Kılıç

Seslerin Tamiri

İçerisinde beni etkileyen, sağlam dizelerin de olduğu bu şiir akacağı yönü, söyleyeceği şeyi bulamamış gibi görünüyor. Girişteki ilk dört dize bende herhangi bir heyecan uyandırmadı. Fakat devamındaki üç mısraı çağrışım potansiyeli olarak güçlü bulduklarımdan:

kapı deyince anla sessiz sessiz güç denemesi

kaldırıp tüylerini ellerinle dalın kenarına koy

aklımı çelen şimdi ay ışığı oluyor

İkinci bölümde yine başarılı bulduğum dizeler var:

bu kadar bakır yeterli bu kadar yenik ordu

her şey fazla merdivenden çıkarken yaşlanması kadının

kuru bir ovadan başlayarak aksın nehir tam da bunun gibi

gibi kısımlar şiire elverişli bir zemin oluşturuyor fakat devamındaki mısralar ve özellikle son bölüm bu dizelerin gösteriş gücünden uzak durumda. Bu manada güçlü dizelerin azınlıkta kaldığı bir şiir olmuş fakat yine de o dizelerin varlığı insanı şairin gelecek şiirleri açısından umutlu kılıyor.

Adnan Metin

İyi Kötü Bir Gün

Adnan Metin şiirinde dize sonlarında ve sadece bir yerde ortasında, parantez içinde bazı ifadeler vermiş; o dizeyi tamamlamak ve pekiştirmek adına yapmış olabilir bunu ancak bana kalırsa o ifadeler dizelerin gücünü kırmış ve onları gereksiz bir uzamışlığa sevk etmiş.

Ben ilk üç dizeyi güzel bir başlangıç olarak görüyorum:

Vakit varsa da bir camı kırmak için var (ilk defa)

Camda bir kırmızı boyanın soru işareti gibi duruşu

Hep kesilme anlarındaki cam, hep daha küçük parçalarda

Bu dörtlüğü tamamlayan son dize bu seçtiklerim gibi çağrışıma müsait değil. O yüzden bu bölümü tamamlayamıyor.

İkinci bölümü bitiren dizeleri daha çok sevdim orada:

Siyah bir kumaş nasıl açılırsa öyle tuttum zamansızlığımdan (öyle ki)

İyi kötü bir ünüm vardı (istem dışı), cam kırıklarına bastığımdan

Üçüncü bölümdeyse tek bir dize göze çarpıyor ben şiirim diye:

Bir palto giyiyordum ne kadar uzun sürüyordu

Bence bu dize şiirde salt anlama yaslanmadan, sürekli anlamlı şeyler söylemeden de bir hissiyat yaratılıbileceğinin bir göstergesi. Böyle dizeler avucunuzun içindedir ama tarif edemezsiniz. Bu sadece bir şiir halidir. Yeryüzünde başka hiçbir yerde rastlayamazsınız. Bunu sezemeyenler, ruhsal bahçeleri buna müsait olmayanlar anlmasız bulabilir. Ama öyle değil. Gayet derinlikli.

Son iki bölümde beni heyecanlandıran, yeni bir şeyler gösterebilen herhangi bir yan bulamadım. Sağlam dizelerin azınlıkta kaldığı bir şiirle karşı karşıyayız yine.

Şafak Çelik

Yaz Tortusu

Ben şiirleri değerlendirirken farklı zamanlarda en az yedi-sekiz kez okuyorum. Bu şiiri bundan belli bir zaman önce okuduğumda üst tarafına şunu yazmışım:

Güçlü dizeler, ikilikler var. Bu dergide şu ana kadar rastladığım en iyi mısralar diyebilirim, Meryem Kılıç’la birlikte.

Bir yaz halini ve ondaki o dip duyguları açığa çıkarmaya çalışıyor Şafak. Genel hava itibarıyla da bunda başarılı olmuş.

Şiirin girişi kendini kotarır güçte:

güneş bir adım daha yakın

nefesindeki ılık nemi duyduk

konuştuk uzun gün boyu

yükü yele yapışmış

sarı ve koyu sıcak

Yine

yazdı

yükseliyordu şehirler

tozla tutundu

güne yapışkan balçık

beğendiğim bir dörtlük.

Bu şiirin en güçlü dizeleri bana göre şöyle:

yazdı

bahçeyi özlemiş leylekleri

kandıran bir yaz

İyi şiir zorlamadan da sonuç alıyor. Nasıl oynayacağını bilen bir futbol takımı gibi hiç kasmadan ve yormadan. Bu üstteki üç dize buna çok iyi bir örnek.

Şiir boyunca yazı anlatan şair şiiri ekseriyetle diri tutmayı başaramasa da sade ve bir o kadar güçlü dizeleriyle o kırılganlığı unutturuyor, şiiri arayan ruhumuza akvaryumdaki yeme koşan balık hali yaşatıyor.

Beğenmediğim, altını çizmediğim bölümlerini paylaşmadığım eserin diğer güçlü kısımları şunlar:

yazdı

bahçelerde yemyeşil kum

….

sarılıp örtülere

rahat bir yaz için beklediler

Sümeyra Yaman

İki

Bugünlerde Osman Özbahçe’nin Sağlam Şiir (Ebabil Yayınları, 2006) kitabını okuyorum. Özbahçe’nin ısrarla söylediği ve günümüz şiirinin başını derde sokan en büyük etken, şairinin tam olarak söyleyecek bir şeyi olmadan, hakkıyla dertlenmeden şiire kalkışması. Mevzubahis şiirde böyle bir durum sezinliyorum. Çünkü şiir nereye işaret edeceğini henüz netleştirememiş. Bir yeri gösteriyor, oradan vazgeçip başka bir yeri gösteriyor. Şiirin devamını getirmek için onu zorlamak, onda farklı duygulanımlarla ısrar etmek ondaki ana iskeleti de bulandırıyor. Evet, şiir çalışmak işidir, emek işidir ama duyulmadan, ısınmadan yazılan dizeler çalışılsa da bir yere kadar dayanıyor. Bu yazdıklarım Yaman özelinde ifade edilmiş düşünceler değildir. Benim de içinde olduğum tüm şairleri ilgilendiren ve dikkate alınması gereken hususlardır.

İlk bölümde tabiat eksenli bir tema hâkimken birden son üç dizede iki kardeşten bahsetmeye başlıyor şair ve bir dağınıklığa sebep oluyor. Ayrıca bu bölümde yapısal sorunlar da mevcut. Şiirin ritim yönünden de bir akışa ihtiyacı var.

Öne çıkardığım, nispeten ümitvar bulduğu dize şöyle:

Gözlerime kirlenmeyi böyle öğretti zaman.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here