Sinemada Başyapıt Nedir? | Barış Kavas Yazdı…

0
97

BARIŞ KAVAS

BAŞYAPIT

  Bir eser; bir sanat eseri, bir roman, bir sinema filmi ne zaman başyapıt olur? Kalbimizi titrettiği zaman, bir öte alan açtığında ruhumuza, bizi büyük soruların kıyısına taşıdığında, bizi doğru cevapların tatminine kavuşturduğunda.

  Sinema açısında bakacak olursak şunu görürüz. Sağlam bir senaryo, güçlü oyunculuklar bir filmi iyi yapmaya yeter. Ama bu unsurlar bir filmi başyapıt yapmaya yetmez. Bir filmin başyapıt olması için söyleyecek sözü olması gerekir. Eserin ayakları yere sağlam basmalı; yani içinde bulunduğu türün gereklerini yerine getirmeli ve bununla birlikte bir derdi olması gerekir.

  Postmodern tavrın dünyamızın başına ördüğü çoraplarla birlikte, sanat anlayışına getirdiği laubalilik de tartışılmalıdır. Türlerin sınırlarına saygısız, bir meselesi olmayan, absürd tanımının içine sığmaktan başka sığınağı olmayan bir sanat, bir sinema anlayışı. Kadim olan ne varsa klişedir bu tavra göre. Geleneksel dram kalıpları onlar için acınasıdır. Bir sinema eserinin taşıdığı bir anlam yoktur onlar için ve daha da vahimi taşıması gerekli bir anlam da yoktur.

  Sağlam senaryo, büyük prodüksiyon bir filmi başyapıt yapmaya yetmez dedik. Bunu biraz açalım. Matrix’i hatırlayalım önce. Sonrasında Inception (Başlangıç)a bakalım. Matrix senaryodan da önce çok parlak bir fikir üzerine gelişen bir film. Sonrasında senaryo, bir bilimkurgu filminin taşıması gereken tüm özellikler, başarılı oyuncu seçimleri ve elde edilen yeterli oyunculuk performansları… Ve Matrix bunun karşılığını gişede almakla kalmayacak, seyirci de yarattığı heyecan fırtınasıyla da süsleyecektir bu başarıyı.

  Inception’a gelince yine benzer her şey. Memento’yla büyük çıkış yapan, filmleriyle beklentileri yükselten Christopher Nolan’ın beklenen filmi. Di Caprio başrolde. Ve senaryo yine çok başarılı. Film lanse edilirken Matrix’tekine benzer bir heyecan fırtınası yaratacağı öngörülüyor. Ama bu ikisi arasında bir fark var. Ciddi bir fark.

  Senaryoların her ikisi de sağlam. Belki de Inceptıon katmanlı yapısıyla senaryo açısından daha da başarılı. Ama arada çok önemli bir fark var. Birinde “dünya”nın kurtuluşu söz konusu, diğerinde rüyalardan soygunluk yapabilen bir hırsız var. Yani senaryonun giriftliği, başarısı bir filmi başyapıt yapmaya nasıl yetmiyor görüyoruz. Oysa Matrix’te derin bir varoluşsal sorgulama var. Büyük sorular var. Kalbi titreten başka bir tını var.

  Bugün itibariyle Matrix’in felsefeyle ilişkisinin serimlenmeye çalışıldığı neredeyse bir külliyat sözkonusu. “Matrix Ve Felsefe”; William Irvın,Matrix/Kırmızı Hapı Yutmak; Glenn Yeffeth Türkçeye çevrilen birkaç örnek… İşte Başyapıt’ın ne olduğunu idrak ediyoruz. Başyapıt demek yeni bir yol açan sanat eseri demektir. Farklı okumaları mümkün kılacak bir aşkınlığı yakalamak yalnız sanata mahsustur. Ve başyapıt dediğimiz eserler bunu başaran eserlerdir.

   Özetle genelde sanatın, özelde sinemanın varlığa katabileceği, insan gerçeğine katabileceği büyük bir anlam vardır. Sanatta böyle güçlü bir potansiyel imkân vardır. Ve işte başyapıt bunu kuvveden fiile çıkaran sanat eseridir.

[Poetik Haber, Mayıs 2013]

[Eleştiri Haber, Haziran 2019]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.