Sinema alanında söyleyecek sözümüz olmalı | Barış Kavas Yazdı…

0
565
Sinema Yazarı Barış Kavas, Selimiye'de...

Barış KAVAS

İYİ OYNAYAN KAZANSIN

Al Pacino’nun kariyer zirvesi “Carlito’nun Yolu” filmiyle ilgili eleştirilerden birinde şöyle bir ifade vardır: “Pacino ekranı ateşe veriyor.” Evet, bu filmde gerçekten Pacino ekranı ateşe vermiştir. Ekranı ateşe vermekten kasıt oyunculuk performansının çıtasının yüksekliğinden kinayedir. Oyunculuk bir filmin önemli ögelerinden biridir. Dramatik etkiyi senaryoyla birlikte oluşturan unsurdur. İyi bir filmin yüzde 80’i senaryo, yüzde 20’si oyunculuktur denir.

Oyunculuk bir tür yorumdur esasında. Tıpkı bir şarkının seslendirilmesi gibi. Söz ve beste şarkıyı oluşturur. Ama bunu bir sanatçı yorumlar. İşte sinemada da senaryo bellidir, replikler bellidir ama bunu bir sanatçı ortaya koyar. Bu sanatçı müzikte ses sanatçısı, yorumcu; sinemada da oyuncu, aktör, aktristir. Bizim bir şarkı dinledik dememiz için ortada bir bestenin olması yetmez, bu şarkıyı söyleyen biri olmalıdır. Dramatik sanatlarda da başlangıçta bir metin vardır. Ama bu metni, senaryoyu oynayan birileri olmazsa bu metnin ortaya konması mümkün değildir

Sinemanın bir sanat olduğunu biz bugün tartışmıyoruz artık.

Oyunculuk da bu sanatın içinde bir sanattır. Ortaya konulan performans çok önemlidir. Bir şiir için, bir roman için geçerli kriterler sinemada geçerli değildir. Bu sanatlarda metin yeterlidir, ama sinema için metin yetmemektedir. Sinema bir sanat olarak özgünlüğünü biraz da bu yetersizliğe borçludur. Denkleme bir değişken daha girmek zorundadır. Bu değişken oyunculuktur.

Denklem Sonuç=Metin’den Sonuç=Metin+oyunculuk’a evrilir.

Şunu da göz ardı etmemek gerekir ki sinemadaki metin diğer sanatlardaki metinden farklıdır. Bir roman metniyle bir film metni farklıdır. En önemli farklardan biri senaryo bir edebi form olmaktan çok bir tür matematiktir. Bir matematik ama kuru bir matematik değil, filmin dokusunu oluşturan, filmin genel tonunu belirleyen ince ve yumuşak bir matematik.
Hem romancı kimliği olan hem senaryolar da kaleme alan Atilla İlhan bu farkı şu şekilde ortaya koyar: Biri görmektir biri okumaktır der. Yani okumak için ekstra bir çaba gerekirken, izlemek için ekstra bir çaba gerekmemektedir. Görmek yeterlidir izlemek için. Yani sizin bir roman okuyucusuyla bir film seyircisini aynı kefeye koymanız mümkün değildir. Bu farkları çoğaltmak mümkündür.

Evet, sinemanın mahiyeti diğer tüm türlerden çok farklıdır. Diğer türlerden çok daha genç bir tür olmasına rağmen bugün egemen tür sinemadır. Bunun olumlu tarafları vardır, olumsuz tarafları da vardır. Okuma alışkanlıklarına sekte vurması, izleyicinin daha tembel bir entelektüel konuma indirgenmesi olumsuzluklardır. Bununla birlikte film okumalarının çeşitlenmesi, sinemanın psikoloji gibi felsefe gibi ekollerle ilişkilerinin çözümlenmesi olumlu gelişmelerdir.

Biz Müslümanların bu alanda söyleyecek sözleri olması lazımdır. Bir kıpırdanma yok değildir. Fakat bu alandaki tüm çabaların belki defalarca inandığımız değerler bütününe göre test edilmesi lazımdır. Romanda başımıza gelen sinemada da başımıza gelmemelidir. Bunalım bize göre değildir, buhran bize göre değildir. Bunlar bizim şarkımız değildir. Biz inanmış insanlarız, biz Kuran nuruyla iman nuruyla hayatı ışıtmaya talip insanlarız. Dolayısıyla bizim muhtevamız farklı bir muhteva olmalıdır.

Hasbelkader bu alana ilgi duymuş, alaylı veya mektepli bu alanda yürümeye azmetmiş Müslüman gençler, sorumluluklarının farkında olmalıdır. Bu sanatın kendine mahsus, renkli koridorlarında yol alırken pusulamız ana kaynaklarımız olmalıdır. Bu terkip sağlandığında diriltici bir nefesle yorumlanmış bir şarkıyı, şarkıların şarkısını dünyaya armağan etmemiz mümkün olacaktır.

[Poetik Haber]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here