Şiirin Söylediği-1 | Bir Evliya Çelik Şiiri | Ölüm İyiliği | Nevzat Akyar Yazdı…

0
129

Nevzat Akyar

Şiirin Söylediği-1 | Bir Evliya Çelik Şiiri

[Ölüm İyiliği]

“ah sevgilim /

cumartesiye bakan bir evin balkonunda /

toprağı kurumuş saksılar gibiyim”

Böyle başlıyor “Ölüm İyiliği” şiiri. İlk bakışta cumartesiye bakan ev, balkon imgesi şiirin tamamını hem de birçok kez okumadan anlamsız? Gibi gelse de şiirin bütünlüğü içinde ve hissettirmek istediği duygulanımlar adına müthiş bir giriş olarak şairin iç dünyasının kapılarını açıyor bize. Hissettiğimiz şey tam da evcimen bir yalnızlık şiiri. İnsan, şair, dünyanın dağdağasından tek sığınağı olan evine bağlı, evini seven, özleyen, ne ki evinin korunaklığından dünyaya bakmak isteyen biridir. Hafta boyu dünya telaşıyla geçen hayatını evinin balkonunda geçireceği bir hafta sonu ile sağaltmak, yaralarını iyileştirmek derdindedir. Bütün yalnızlar arkadaşlık etmek/sevmek için evlerinde birkaç çiçek bulundururlar. Ancak kısa sürede çiçekler de bu yalnızlıktan, ilgisizlik ve ışıksızlıktan solmaya başlayınca kendilerini balkonda bulurlar. Zamanla orada daha da solup toprağının çatlaması, yapraklarının sararıp dökülmesi kaçınılmazdır.

“her akşam /

birkaç adım düşünüp taşınıyorum buraya /

kağıt bardaktan çay /

faturalardan su damlaya damlaya”

Şair, her akşam iş dönüşü hiç şaşırmaksızın evinin otoparkına kadar gelir. İster otomobille ister toplu taşıtlar ve sonrası yayan olarak gelinen ev girişlerinde, yalnız kişi mutlaka bir şeyler düşünür, hemen girivermez evine. Gündüzün telaşı bitmiştir, ev ise soğuk ve sessizdir. Kapıyı kendisi açacak, varsa çantasını girişe bırakacak, boş odaları selamlayıp en çok kullandığı odadaki bir çekyatın üstüne yığılıp odaların sessizliğini dinleyecek, posta kutusundan aldığı faturaları tezgâhın üstüne gelişigüzel atacak,  işyerinde içtiği özensiz çaylar kahveler aklına gelirken her gün sabah ayrılıp akşam “taşındığı” evini yine de sevecektir.

Burada şairin her seferinde düşünerek evine girmesi hâli, evde ailesi olan birinin yaşayacağı duygulanım hâli değildir. Bu ancak yalnızlara ait bir düşünüş anıdır.

“ah sevgilim /

bugün baktım, çok baktım bir vitrinden içeri /

yalnızlığıma göre bir ceket bulsam /

alacaktım”

Sevgilinin yokluğunda şair o kadar yalnızdır ki bunu bir ceketle bile olsa paylaşmak istemektedir. Şairin gerçekten insan / kadın bir sevgilisi yoktur. O kadar yalnızdır ki onu balkonuna taşıdığı saksıdaki bir çiçek de giderememiş, sonunda toprağı çatlayıp gitmiştir. O, devamlı yanında, üzerinde taşımak istediği bir şey arayışı içindedir. Buradaki ceket imgesi, hem taşınacak, ilgilenilecek, hem kendisini ısıtıp saracak, dış dünyaya ait tehlikelerden koruyacak hem de bir diğerine karşı gösterilecek övünülecek bir obje, bir ideadır. Ama yine de kendi yalnızlığına cuk diye oturacak bir ceket bile bulmaktan acizdir.

“her akşam /

gideceği yeri bilmeyen atların soluğunda/

burada, bu balkonda olmak/

ölüm iyiliği gibi geliyor bana”

Günün telaşını bitirip evine ulaşan bir yalnız, tıpkı evlerine girmeden evvel bir süre düşündüğü gibi, o akşam için de paha biçilemez planlar yapar. Dünyayı / kapitali kurtarma ödevi bir süreliğine bitmiş, önünde günün üçte ikisi kendisi için hazırlanmış mükellef bir yaşam aralığı onu beklemektedir. Yalnız / şair yerinde duramayan, çitleri açılmış atlar gibi heyecanlı, kasları gergin ve bir an evvel dünyanın / insanın doğasına doğru atılmak istercesine kurgular içindedir. Gece yaşanılacak, arkadaşlarla buluşulacak, şehrin/dünyanın tadına varılacak koca bir zaman dilimi önündeki yalnız, sonunda bütün planlarından vazgeçerek “yalnızlığının hüküm sürdüğü” evine sığınıp balkonundan dünyaya bakmaya devam edecektir. Çünkü yalnız / hele de yalnız şair her zaman evcimendir, evine bağlı dünyaya yabancıdır. O, yalnızlığını bir bohem yalnızlığına çevirmek yerine evine ve gönlüne yöneltmektedir. Dünyanın eğlencesi, dağdağası onu her ne kadar kendisine çekse de bu, sadece içinde bir heves olarak kalmaya mahkûmdur.

Ölüm geldiği an, nasıl bütün yalnızlıklar sona eriyor, herkes bir diğeriyle aynı oluyorsa, herkes annesinden doğduğu kadar yalnız ve o kadar korunaksız ama o korunaksızlığın içinde “Bir” olanın güvenlik alanında bulunuyor ise, evinin balkonunda olması da o huzuru vermektedir şaire.

Bölümler halinde irdelemeye çalıştığım şiire genel olarak baktığım zaman, şairin “ Ölüm İyiliği” şiirinde müthiş bir yalnızlık portresi çizdiğini söylemek isterim. Şiirde yalnızlık imgeleri olarak kullanılan, cumartesiye bakan evler, her gün yaşadığı kendi evine “taşınmak”, yalnızlığa uygun ceket, gideceği yeri bilmeyen atların soluğu imgeleri bu kadar kısa şiire o kadar büyük derinlikler katmış ki sadece alkışlamak istiyorum. Belki de aynı hisleri çok yaşadığım,  bu şiirin her kelimesinde kendimden bir parça bulduğum için kıskanmak değil ama gıpta ettiğim bu şiir adına şair Evliya Çelik’i kutluyorum.

[Eleştiri Haber, Nisan 2019]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here