Şiirin İnsan Hayatındaki Yeri ve Önemi Üzerine Yorumlar | Mustafa Nurullah Celep | Poetik Kültür

0
314

Mustafa Nurullah Celep

ŞİİRİN İNSAN HAYATINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ ÜZERİNE YORUMLAR (*)

1. Ders

Octavio Paz, “Şiir ve Şiirsel Eylem” adlı Modern Şiirin doğasına ilişkin yazdığı makalesinde, şiirin ‘bilgi’, ‘güç’ ve ‘terk ediş’ oluşu çerçevesinde tanımlamasından sonra; şiir sanatının mahiyetine yönelik belirleyici bir tespite bulunur:

“Dünyayı değiştirebilecek güçte bir eylemdir şiir, doğası gereği devrimcidir.”

Milletlerin oluşumuna ve tarihsel serüvenine baktığımızda şiirin belirleyici/nüve oluşturucu öz faktörünü görürüz. Bu bapta Türk Şiirinin Atası Yunus Emre’den bahsetmemek olmaz elbette. Nitekim Türk Milletinin mayasının ve ruhunun teşekkül etmesinde Yunus Emre’nin temel koyucu bir işlevi ve yeri vardır. Türk Milletinin Ruhu Yunus Emre’dir. Paz’ın cümlesinin yan cümleciğine bakacak olursak, hakikaten de şiirin doğasında “özdevinim” anlamında dinamik bir hareket, devrimci bir öz ve ruh vardır. Çünkü şiirin kaynağı ruhtur da ondan. Şiir, kaynağını, membaını, çıkış yerini ruhtan alır da ondan. Çünkü şairler, içinde yer aldıkları dünyaya “aşk” ile bakarlar da ondan. Dünyaya aşk ile “aşkın” pencereden bakan şairin ruhu daima devinimlidir, harekete meyyaldir, dipdiri ve capcanlıdır. Çünkü şiir, insanoğlunun canından taştığı noktada varlık bulur. En nihayetinde kâinatı çekip çeviren temel duygu, “aşk”tır. Kâinat aşka sebep yaratılmıştır, aşktan dolayıdır, kâinatın özünde aşk vardır.

Bu anlamıyla şiir, bir edebiyat biçimi değil bir varoluş biçimidir. Şairler dünyanın katı gerçekliği karşısında daralıp bunaldıklarında ruhlarında bir başka dünyanın arayışına girerler. Nitekim Paz da “Şiir bu dünyaya anlam kazandırır, onu yüceltir; bir başkasını yaratır”, diyecektir. İnsanoğlu içinde yer aldığı dünyayı anlamlı kılmak, anlamlandırmak istiyorsa şiire başvurmak durumundadır. Hayatın anlamsız kalmaya teşne insanlık durumlarında şair için şiirsel eylem; sağlam bir dayanak, bir tutamak, bir sacayağıdır artık.

Şiirin edebiyattaki yerinden ziyade hayatımızdaki öneminden bahsetmeliyiz derim. Şiirin söz sanatları içindeki yeri, teknik bir hüner gösterisinden ibaret değildir. Söz sanatlarından söz sanatlarına giden, metinle sınırlı, estetik bir biçim değildir şiir. Şair, gerektiğinde ‘söz’ün içindeki öz hayatı, yaşamsallığı keşfeden adamdır.

Ne diyordu Paz, devam edelim:

“Şiir ayırır, birleştirir. Yolculuğa davet, yuvaya geri dönüştür. Esin, soluk alma, bedenin eğitilmesi. Hiçliğe yakarış, yoklukla yapılan söyleşi: sıkıntı, acı ve ümitsizliktir onu besleyen. Dua, pişmanlık, tövbe, ilahi güce boyun eğiş, huzur bulma. Sihir, büyü, efsun. Yücelik, kabulleniş, bilinç dışının yoğunlaşması.” (…) “Deneyim, hissediş, duygu, sezgi, yönlendirilmemiş düşünce. Değişimin sonucu, hesaplamaların meyvesi. Üstün biçimde konuşma sanatı; ilkel dil. Yasalara boyun eğiş; öbürlerinin yaratışı. Çok eskinin taklidi, gerçeğin kopyası, İdea’nın kopyasının kopyası. Çılgınlık, sevinç sarhoşluğu. İnsanın tanrılaşması. Çocukluğa geri dönüş, cennet ve cehennem nostaljisi, unutulma isteği, sürgün arzusu. Oyun, iş, çile. İtiraf. Doğuştan gelen deneyim. Görüntü, müzik, simge.”

Benzeşim ilkelerine göre O. Paz, Modern Şiirin farklı farklı görünümlerini tanımlama düzeyinde belirleyici tespitlerde bulunuyor bu paragrafta. Bu minvalde Modern Şiirin zengin bir gereçler toplamı, Modern Şairin de aynı cihette zengin ve yoğun bir iç dünyaya sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Evet, bittabi gündelik hayatımızda şiirin ayırdığına da birleştirdiğine de tanıklık etmişizdir. Baudelaire’in “Yolculuğa Davet” şiiri, hakeza A. Rimbaud’nun “Sarhoş Gemi” şiiri de insanoğlunun sınırlarından bıkmışlığının ve varoluş sıkıntısının soyut/somut şiir göstergeleridir. Nitekim Baudelaire, mensur şiirlerinden birinde (Paris Sıkıntısı) öz varlığına/kendiliğine ‘dünyasında neresinde’ yaşamak istediğini sorar, şairin monolog biçiminde aldığı cevap, modern şairin arayışa yazgılı varoluş yönsemesini müşahhas bir biçimde dile getirir:

“Dünyanın dışında olsun da neresi olursa olsun!”

Şiir, şair için hayatın katı-sert kuralları içinde esinlenme, soluk alma ve nefeslenme imkânıdır da aynı zamanda. İlhamını doğadan devşiren şairlere pastoral/doğacıl şairler dediğimiz gibi ilhemını kendi iç dünyasından alan, duygulara yönelimli ve odaklı şairlere lirik şairler, ilhamını doğa manzaralarından izlenimler halinde alan ve imgeleme dayalı coşumcu şairlere romantik şairler, ilhamını toplum gerçeklerinden alan, içinde yer aldığı toplumu, toplumun değerler evrenini savunan şairlere toplumcu-gerçekçi şairler, ilhamını tarihten, tarihte yaşanmış bir olaydan, savaşlardan, kahramanın savaş içindeki mücadelesinden, yapıp etmelerinden alan şairlere klasik epik şairler demiyor muyuz? Tüm bu şiir türleri de şairin dünya içre arayışının, dünyaya yönelik açtığı pencerelerin çeşitliliğini ve zenginliğini göstermiyor mu?

Şairin, yalnızlığın yoksunluğunda var olma çabası, Hiçliğe bir yakarış; şiir sözleri de yoklukla yapılan bir söyleşi değilse nedir?

Şiir aynı zamanda duadır, içten yapılmış bir dua… Nitekim Eski Türk Edebiyatındaki Naat ve Münacatların yazılış gerekçesi de şairin acz içre varlığını yakarış biçiminde dile getirmek, dil düzleminde var kılmaktır.

Topraktan yaratılmış, gönül gözü toprak ile yoğrulmuş, yüreği toprak kadar geniş şair için şiir edimi, dua eylemi olduğu üzere; Paz’ın deyişiyle “pişmanlık, tövbe, ilahi güce boyun eğiş ve huzur bulma”dır. İşte dünyevi olanın ruh körelten çengeline takılı kalmış modern şair için şiirin bir de bu vasfı vardır: Bir ruh serinliği, bir dua derinliğidir şiir.

Dünya ile aklımız çelindiği için şiirin dua olma niteliğini yitirdik. Dünya ile uzak diyardaki dua dağları arasına şairin sayrıl benliği girdi. Şiir, şairin çirkef benliği ile tekebbür ehli halleri arasında bir merkezileşmedir artık; içe, ruha doğru açılan derin ve dipsiz kuyulardır.

Modern Şiirin en belirgin vasıflarından biri de okuyucuyu estetik bir büyülenmeye uğratmasıdır. Ne demişti Paz, şiir için: “Sihir, büyü, efsun.” Kelimelerin etkili dilsel formlarla ve söz sanatlarının/söz oyunlarının da yardımıyla şiir okuru, sihir yüklü bir büyülenme alanına, bir tür sanal bir iklime/atmosfere girer. Bunda şairin simyager olma özelliği de vardır. Arkaik devirlerde de şiirin büyü oluşturucu, şairin de büyücü niteliklerinden bahsedilir. Bu elbette Modern Şairin kelimelere yüklediği estetik duygusal yüklerle alakalıdır. Tüm bunlar da Modern Şiirin estetiğin sınırları ve kapsamı dâhilinde öne çıkan gözenekleri, insana ve dünyaya açılan farklı pencereleridir.

Buraya kadar konuştuklarımız yine de soyut, spekülasyona açık, insan zihninin elastikiyeti bahsinde söze konu edebileceğimiz durumlardır ve zihnî bir sınırlanmışlık içerir. Somut bir ele alıştan, somut eylem biçimlerinden, somut olarak bir şey eyliyor olmaktan uzak konulardır ve zihinseldir.

Modern Şiir zihinseldir, zihne dairdir.

Vatanımızın içinde bulunduğu kritik durumların ve sorunların yanında bu kıstırılmış ve sınırlı zihinselliğin ötesine geçmek gerektiğini düşünmüşümdür hep.

Ama önce Şiir Sanatının farklı farklı pencerelerini, bakış açılarını içeren “şiir türleri”ne dair yorumlarımızı paylaşalım…

2. Ders: Şiir Türleri

Aristoteles’in belirleyici eseri olan Poetika’sında sınıflandırdığı gibi şiir sanatı kendi içinde 5 türe ayrılır. Poetika’dan bugüne bu türler yüzyıllardır küçük farklılıklar ve çeşitliliklerle aynı 5 tasnife tabi tutulmuştur. Klasik bir sınıflandırmadır ama bugünün dünyasında bu türlerin yeni ve modern veçhelerine de tanıklık etmekteyiz. Örneğin Modern Lirik Şiirden bahsedileceği gibi Modern Epik veya Neo Epik veyahut Yeni Destanlar Şiiri adlarıyla bu türe yeni tanımlar getirilmiştir.

Şiir türlerine yönelik tanımlar getirmek, Aristoteles’in Homeros örneğini verdiği gibi bir “meşrep ve mizaç” meselesidir. Yani her şair kendi şiirsel mizacına dayalı bu şiirsel türlerden birine uygun olarak ürünü ortaya koyar. Şiirimizdeki modernleşme hareketiyle birlikte “türlerarası” bir geçişkenlikten de pekâlâ bahsedilebilir. Örneğin Epik bir duyarlıkla yazılmış şiirlerde pek tabii lirik ögeler de yer alabilir, gibi.

Hakeza “lirik bir destan”dan bahsedebilmek de mümkündür. Mesela günümüz lirik şairlerinden Bünyamin Gürel’in “15 Temmuz Destanı” adlı şiirsel çalışması lirik-epik karışımı bir şiirdir. Biz buna “lirik bir destan” diyoruz. İçeriğinde duygusal ögeler yer aldığı üzere savaştan ve mücadeleden bahseden yönüyle klasik epik bir duyarlığı da vardır vs.

90 sonrası Türk Şiirinde klasik epiği bugünün dünyası içinde gezindirerek yenileyen/tazeleyen çalışmalara da tanıklık etmişizdir. Yani tarihte bir kahramanın modern dünya içinden geçerek günlük konuşma diline dayalı söz söylediği tavır aldığı tutum belirlediği epik karakterli şiirlerin yenilikçi versiyonudur bu: Modern Epik veya Neo Epik Şiir… Yani demek istediğimiz, söylemeye çalıştığımız husus, türler arasında kesin ve mutlak bir ayrıma gitmemek gerektiğidir. Son zamanlarda şunu düşünüyorum: “Türler karşısında kesinlikçilik ve mutlakıyet, zulüm doğurur.” Bir dönem kesin-kesinleşmiş ilkelerle hareket eden şairler, belli bir süre geçtikten sonra şiirsel sabitelerinde yumuşamaya ve uyumculuğa gidebiliyorlar. Buna da günümüz şairleri tarafından bir çözüm yolu ve reçete bulunmuş. Her poetikadan faydalanan, birden fazla poetikanın araçsal zenginliğinin işe koşulduğu, farklı poetikaların buluşma yeri olarak “Hetero-Poetika” diye tanımlanan (poetikalar arası poetika) şiir anlayışlarına, günümüz şiirine yeni bir açılım anlamında yansımalar olmuş,  olmaya devam etmektedir.

Şiir türlerini sınıflandırmalı olarak yineleyecek olursak;

  1. Epik, 2. Lirik, 3. Dramatik, 4. Didaktik, 5. Pastoral şiir, artık klasikleşmiş türlerdir.

Ben, poetik zihne yeni açılımlar katabilmek adına bu beşli kategoriyle sınırlanmamak gerektiğini düşünüyorum. Modern/Postmodern bir evrende, küresel bir dünyada yaşıyorsak-‘eleştiri dikkati’ni göz ardı etmemek koşuluyla- pekâlâ bu kategorize edilmiş türlerin yeni versiyonlarını da düşünmekten yanayım. Klasik anlamda ‘duygu’nun belirleyici olduğu Lirik Şiirler yazılmışsa pek tabii içinde yer aldığımız dünyada yaşadığımızı bize hissettiren, bize yeni şiirsel duyuşlar, özgün deyişler, taze duygulanımlar ve duyarlıklar da getiren Modern Lirik Şiir de yazılabilir, yazılmalıdır diyorum.

Konuşmamın başında da belirttiğim gibi yana yakıla ilerleyen hayatımız için şiiri de şiir türlerini de bir imkân, bir zenginlik ve nefeslenme alanı olarak düşünebiliriz. Tek bir şiir türünde diretmek, tek bir şiir türünü ‘kavgacı bir bilinç’le dayatmak; tedavisi mümkün olmayan kırgınlıklara, tarifi yetersiz yaralara sebebiyet verebilir.

Büyük bir şair için şiir türleri, farklı farklı cinste hipodrom koşusu yapan hararetli atların gürültülü bir heyecanla sanatının içinde koşturması gibi bir çoğunluk, bir çoğalma, bir çeşitlilik ve zenginlik duygusu yaratır.

R. Wellek-A.Warren, Yazın Kuramı’nda şiirsel türlere dair yoruma açık bir tanım getirirler:

“Yazınsal türlere, yazarı kendine uymaya zorlayan, daha sonra da yazar tarafından zorlanan kurumlaşmış ilkeler olarak bakılabilir.”

Bir kere şiir türlerine yönelik belli-belirlenmiş ilkeler ortaya koyan şairler, onlara uymak zorundadır. Ben meselenin ikinci boyutuyla ilgiliyim daha çok; şairler tarafından da şiirsel türlerin sınırlarının zorlanması gerektiğini düşünüyorum. Meselenin birinci boyutunda bir açık olduğu kesin, tutarlılık ve bütünlüklü olma noktasında birinci boyut açık veriyor… Ben hep şuna inandım: Şiir sanatında her türlü kesin bir mutlakçılık, beraberinde kötücül ve çelişkili şiir davranışlarını getirir.

Burada, şiirsel türler bahsinde, nihai amaç Türk Şiirinin içinde bulunduğu çıkmaz durumlarına hal çaresi aramaktır, diye düşünüyorum. Katı yargılar şiire ve insana bakışımızı katılaştırır veya yozlaştırır. Yozlaşmanın, kağşamanın, gevşemenin olduğu yerde, tıkanmaya teşne durumlarda şiire yeni pencereler açarak taze söyleyişlere varmak gerektir. Şiir türlerine yeni bir biçim vermekten bahsediyorum. Bunun yolu ise şiirsel bağnazlıkta diretmek değil, şiirsel türlerde yeniliklere açık olmaktır…

Beni dinleme sabrı ve dirayeti gösterdiğiniz için hepinize teşekkür ediyorum…

Kaynaklar:

  • Wellek-A. Warren, Yazın Kuramı, Adam Yay, Ekim 2001, İst.
  • Erdoğan Alkan, Şiir Sanatı, İnkılap Kitabevi, 2005, İst.
  • Octavio Paz, Şiir Nedir? Yay ve Lir, Era Yay, Eylül 1995, İst.
  • Hakan Arslanbenzer, Neo Epik Şiir, Okur Kitaplığı, Eylül 2012, İst.
  • Hakan Şarkdemir, Kahramanın Dönüşü, Modern Epik Şiir Üzerine, Ebabil Yay, Nisan 2008, Ank.
  • Servet Şengül, “Modern Türk Edebiyatında Epik Şiir”, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Yüzüncü Yıl Ün. 2016, Van.
  • Hakan Şarkdemir’le Söyleşi, Kaygusuz, Cilt: 4, Kasım-Aralık 2017.

 

 (*) Bartın Anadolu İmam Hatip Lisesi “Yazarlık Okulu” çerçevesinde gerçekleşen konuşmanın metin bağlamında yeniden ele alınmış halidir.

[Eleştiri Haber, 19.05.2018]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here