Şiire Kanat Vuran Atmaca | Erdal Noyan | Eleştiri

0
1028
Erdal Noyan
Şiire Kanat Vuran Atmaca

Şiire Kanat Vuran Atmaca

Erdal Noyan

Bundan yirmi beş yıl kadar öncesi.

Güneysu Dergisi çıkıyordu Osmaniye’de. Kırağı Dergisi’ne götüren yol ayrımına gelinmemişti.

Yereldi. Yolu büyük kente, kalmak amacıyla henüz düşmemişti. Sesini arıyordu. Kalitesiz çok ürün sunmak yerine, ses getirecek, yarınlara kalacak şiirler söylemek hevesindeydi.

Osmaniye’de 1980 yılında basılan Hüzünlerin Düğünü, hevesinin ilk ürünü.

Yine Osmaniye’de Bahrat adıyla bir seçki 1983 yılında yayımlanır.

On üç şairin Osmaniye Merkez Ortaokulu’nda bir hafta süreyle sergilenen ürünleri kitaplaştırılan Bahrat’ta, Atmaca’nın da beş şiiri var.

Şimdilik sonuncu kitabı, Temize Çekilmez Ömür Defteri ise 2017 yılında Ankara’da yayımlandı.

İşin ilginç yanı, ilk ve son kitabını kendi parasıyla bastırması. (Her ne kadar bir yayınevi eliyle çıkmış gibi görünse de.) Şaşırtıcı değil elbette. Soruna dışarıdan bakanlar, demek ki yeterince iyi şiirler yazamamış diye muhakemesiz hüküm verebilirler. Oysa nice anlı sanlı şairler şiirlerini kitaplaştıracak yayınevi bulamıyorlar. Yayıncılar alıcısı çok çok az olduğu için şiir kitapları basmaktan kaçınıyorlar.

Hüzünlerin Düğünü, kimisi serbest, kimisi ölçülü şiirlerden oluşuyor. Hece ölçüsüyle yazılanların çoğunun bazılarının son dörtlüklerine Tayyib Atmaca mahlasıyla giriyor. Bir şiirde ise yalnızca ön adını kullanıyor. Hüzünlerin Düğünü, kitabı Keven ve Nergis başlıklı dörtlükle başlıyor:

“Mutluluk mor dağlarda açan bir nergis ise

Ben kel bir dağın yöresinde biten keven

Gönlüm karanlıkta alışıktır zaten sise

Benim olmadı olmayacak ta hiç sevenim.”

Şiirde geçen “keven”, Ben başlıklı şiirde de geçecek ve Atmaca’nın bırakamadığı sözcüklerden biri olacak. Ben bu kevenin, Atmaca’nın, döş sözcüğüne kapılmadan önceki kırsal yanını ortaya koyan sözcüklerden biri olduğunu düşünüyorum.

Atmaca’nın 1993 yılında Osmaniye’de bastırdığı Külüngün Taşlara Çizdiği Nakış, benim için en kayda değer kitabıdır.

Çoğu on birli hece ölçüsüyle ve zengin uyaklı yazılmış şiirler barındırıyor. Atmaca, henüz ölçü girdabına kapılmadığından, azımsanmayacak sayıda ölçüsüz, uyaksız şiir de var.

Sevdiğim şiirleri bu kitapta duruyorlar. Önemsiyorum oradaki rahat söyleyişleri.

Külüngün Taşlara Çizdiği Nakış adlı kitabındaki Yol Ayrımında, Vaktimi Teslim Al Başım Belada, Külüngün Taşlara Çizdiği Nakış başlıklı şiirler benim beğendiklerim.

Şöyle başlıyor Yol Ayrımında:

“Bana engel olma kararım kesin

Bu gece ülkeni terk edeceğim”.

Şöyle diyor dizeleri akar giden Külüngün Taşlara Çizdiği Nakış başlıklı şiirinde:

“İlk senden öğrendim kazma tutmayı

Kayaya külüngü töllü vurmayı

O gündür, bugündür aşkı anınca

Kafeste kuşumun gözleri parlar

Ah usta bu işler ne güzel işler

Şimdi bu mesleği kaç kişi düşler”.

Şu dizeler ise Vaktimi Teslim Al Başım Belada başlıklı şiirden:

“Hasretim kabından dışına taştı

Uyudum uyandım gündemde sensin

Gönül stüdyon’da sevda resmini

Çekmek için daha ne bekliyorsun

Hasretim kabından dışına taştı.”

Mendilsiz Veda başlıklı şiirdeki şu dizeleri de anmak istedim:

“Sen Leyla adına özür beyan et

Benim mecnunluğum bila nihayet”.

Sonra bir şiir kitabı daha yayımlandı: Külüngün Taşlara Çizdiği Nakış adlı kitaptaki bazı şiirleri de içeren Sarı Kitap 1997 yılında basıldı. Ruanda, Bir Yıkık Handa Buldum Seni ve Tehcir dışındakiler hece ölçüsüyle yazılmışlar.

Sarı rengi ve hüzün duygusunu,

Yağmur ve Sonrası başlıklı şiirde,

“Topla hatıranı, kapıda hüzün

Sarı mendiliyle seni bekliyor”;

Sarı Hüzün başlıklı şiirde,

“Beklemek bir sarı hüzünmüş meğer” dizelerinde buluşturuyor.

İstanbul’da 2004 yılında yayımlanan Bende Yanan Türkü Sende Sönüyor içindeki şiirler de Osmaniyeliler.

Bir ara paldır küldür İstanbul’a göçtü.

Denilebilir ki gerçek güz günlerine gitmişti! Dahası kış vurdu vuracaktı!

Sarı Kitap’ta yer alan İnsansızlık başlıklı şiirdeki,

“Çıldırmak normaldir metropollerde

Mecnun olduğunu kimse anlamaz” dizeleri yetmemiş ki yaşayarak öğrenmeyi diledi sanırım.

İlk düzyazı kitabı İstanbul’da kaleme alındı.

İkisi de 2004 yılında İstanbul’da basılan, şiir kitabı Susarak Konuşsan Gözüm Dinlese ve deneme türündeki Med Cezir Vakitler İstanbul’da geçen günlerinin ürünü.

Atmaca’nın ürünlerinin çoğunda bir yakını havası açıksa duyumsanır ama İstanbul’da kaleme aldıklarında daha öteye geçerek bunalım takılır. Bir panik havası duyumsanır. Örneğin Döş Defteri’nde aynı ağır hava sezilmez.

Biriyle, birileriyle konuşup, didişip duruyor İstanbul’da.

Neyin nesiyse, bir serçeyi alır gibi almış avucuna Atmaca’yı! (Yadırgamayalım, sonuçta atmaca da bir kuştur.)

Konuştuğu bir kişi midir, kişiyse erkek midir, dişi midir, arkadaş mıdır, sevgili midir? Belki de bir düş yaratığıdır. Gelişiyle mutlandıran, gidişiyle kederlendiren.

Şöyle diyor Med Cezir Vakitler’de: “Söylemek istediğin her şeyi söyle, beni yüreğinden tehcir eyleme”. Şunu söylüyor Susarak Konuşsan Gözüm Dinlese’de: “Ben senden dışarı adım atmadım.” Atmaca’nın da nazlandığı, kederlendiği oluyor ancak atalar buna, “kendi kendine gelin güvey olmak” diyorlar.

Gerçekte kendi kendisiyle cedelleşmektedir.

Konuşup durduğu kişiyi (varlığının bir parçasını), dost bildiği yüzlerden yüz bulamayınca, zorunluluktan söz arkadaşı yapmıştır.

Kendini ilişkilendirdiği, büyük olasılıkla iyilikler umduğu dindarlarla arasına aralık girmektedir. Med Cezir Vakitler’de, “Beş vakit elini yüzünü yıkayan insanların da yüzlerindeki kir midemi bulandırıyor.” diyor. Haklı mıdır? Bilmem, benim sorunum değil. İnanca yönelik sıfatları çoktandır referans saymıyorum…

On birli hece ölçüsüyle yazdığı dizeleri Susarak Konuşsan Gözüm Dinlese’de devam eden tümceler gibi bir biri ardına sıralamayı denediği ve denemekle yetinmeyip Hece Taşları’nda da sürdürdüğü tarzı ben sevmedim. Üstelik şekli (ölçüyü ve bir ölçüde uyağı) yüceleştiren birinin, bütünü küçük harflerle yazılmış ve hiçbir noktalama işareti içermeyen şiirler yazması kendi içinde zıtlık oluşturuyor.

İstanbul’da tutunamadı, Eskişehir’i boyladı.

Ne parasal ne de duygusal umduklarını bulamamıştı.

Eskişehir’de Ardıç adlı dergiye emek verdi.

Yayımlamayı sürdürdüğü Hece Taşları isimli elektronik dergiyi 2015 yılı Mart ayında Eskişehir’de başlattı.

Döş Defteri, Uzun İnce Bir Türkü, Âşıklar Meclisi, Söz Açarı adlı şiir kitapları ile Gece Vardiyası, Ebemkuşağının Altında, Eskişehrin Eskimeyen Yüzleri adlı deneme kitapları Eskişehir’de geçirdiği yılların ürünleri.

Eskişehir’de 2006 yılında yayımlanan Döş Defteri’ndeki şiirlerin tümü hece ölçüsüyle bağlanmışlar. On dörtlü ölçüye uyan Bekçi başlıklı iki dizelik şiir dışındakiler on birli hece ölçüsüne uyuyorlar. Uyaklar, redifler esirgenmemişler.

İstanbul’da 2010 yılında yayımlanan Uzun İnce Bir Türkü’deki şiirlere baktığımızda anlıyoruz ki Atmaca’nın şiiri ölçülü sürecektir. On birliden vazgeçmemiş, on dörtlüyü yaygın kullanır olmuştur. Uyaksız şiirlere de çokça rastlıyoruz.

İçimdeki Sancıyı Çıkaramam Dışıma başlıklı şiirden alalım örneği:

“Savurmayı denerken içimdeki külleri

Bir çıngılık ateşi görmezlikten gelmişim”

İstanbul’da 2014 yılında basılan Âşıklar Meclisi’nde dönemin siyasette ön almış kişileri birbirleriyle on birli ölçü çerçevesinde ve uyaklı bir şekilde atışıyorlar.

Açılış Şiiri’nden sonra ilk sözü Âşık Sülo almış.

“Göbeğini okşayarak gezersin

Rastlanmaz dünyada eşine senin

Hem âşıksın hem gaztede yazarsın

Taktım şeytanları peşine senin” diyor Âşık Hasan Celali’ye.

Celali de karşılık veriyor kuşkusuz…

Ankara’da 2014 yılında basılan Söz Açarı adlı kitap, Tayyib Atmaca’nın Mehmet Gözükara ile ölçülü, uyaklı atışmalarından oluşuyor.

Atmaca söylüyor:

“Atmaca yaşımız elliyi geçti

Beden sağlam ama içimiz geçti”

Bir dörtlük biri söylüyor, bir dörtlük diğeri. İlginç bir yapıt ortaya çıkmış. Dudakdeğmez atışması bile yapmışlar. Heceli, uyaklı söyleyeceksin bir yandan, iğnenin dudağına batmaması için bazı harfler bulunmayan sözcükler seçeceksin diğer yandan. Diğer dudakdeğmezcileri bilmem, sordum öğrendim, Atmaca ve Gözükara dudaklarının aralarına iğne koymamışlar.

Eskişehir yılları düzyazı kitaplarına da kaynaklık etti.

Eskişehir’de 2006 yılında yayımlanan nesir kitabı Gece Vardiyası, Eskişehir’in gece yarılarına da tanıklık ediyor.

Yine konuşuyor, kendisiyle, düşşel birisiyle…

Naz, sitem, tehdit, suçlama. Gelmem, gel, gelme, niye gelmedin, git, niye gittin gibi. Yine umduğu karşılığı bulamıyor: “Yıkanan ve kuruyan bu kaçıncı mendil”.

Hâlâ İstanbul günlerinin hesabını görmeye uğraşmaktadır. Dev Kent’te yittiğini düşündüğü biriyle konuşmaktadır. Sonuç: Kendiyle vuruşuyor.

İstanbul’da 2010 yılında basılan Ebem Kuşağı’ndaki birer paragraflık yazılara başlık olarak sıra sayıları konulmuş.

Ebem Kuşağı’nda karşımızda Leyla kimliğinde somutlaştırılmış bir birey var. Leyla’yla konuşana içerikten esinlenerek Usta diyelim.

Bir başlığı altında söze başlıyor Usta. İlk tümcesini alalım: “Ah Leyla sesin soluğun sanki bir adım ötemde gibi o kadar yakın o kadar sıcak ki.”

İki başlığı Leyla’nın. Oradan da bir tümce: “Ben her akşam yüreğimden sofra seriyor can paremin canı ne isterse onu hazırlıyorum.”

Üç, dört, beş diye gidiyor. Usta arada bir şiire başvuruyor. Yüz yirmi beş sayılı bölüm zaten şiir olarak yazılmış ve Leyla susmuş.

İstanbul’da 2014 yılında yayımlanan Eskişehrin Eskimeyen Yüzleri kitabının adı içindekileri belli ediyor.

Eskişehir’e kültür ziyareti yapacakların önceden okumaları önerilir.

Kitabın ilk yazılarının başlıkları içerik hakkında biraz fikir oluşturacaktır: Akarbaşı Değirmeni, Atatürk’ün Makinisti, Atlıhan, Ben Devrime Devrim Demem Devrim Bende Olmayınca.

Şimdiki durağı Kahramanmaraş.

Bir gün başlıklı şiirinde, “Eskişehir’de nasibi kesilir de uçar bir gün” dediği yerden ayrılmış; Ben Burdayım Reis başlıklı şiirde, “Canımın yarısı Maraş’ta bekler” dediği kente kapağı atabilmişti.

Belki kalıcıdır, belki gidicidir!

Son eseri bir şiir kitabı, Temize Çekilmez Ömür Defteri.

Tahmis, Atışma, Muaşşer, Muhammes, Nevruziye, hiciv türlerinde şiirlere de yer verilmiş.

Kanımca iki tür şiir yazıyor Atmaca.

Birinci tür, Külüngün Taşlara Çizdiği Nakış adlı kitabındaki Yol Ayrımında, Vaktimi Teslim Al Başım Belada, Külüngün Taşlara Çizdiği Nakış başlıklı şiirler. Hece ölçüsünden ödün vermemiş, uyağın peşine düşmemiş. Bu tarzdaki şiirlerini tek cümle gibi okuyabiliriz.

Temize Çekilmez Ömür Defteri’ndeki şu şiirleri özgünlük arayışına yeniden dönüş isteği sayıyorum: Yüzüme Tünemez Yağmur Kuşları, Bulut Avı, Dükkân Kapanıyor, Dünya Sahnesi, Gönlünle Toprağa Batiğin Zaman, Her Canlı Ölünce Birazlar Biter, İnsan, Tarih Düşme Vuslata, Yoğun Bakim Odası, Yol Arkadaş.

İkinci tür, zengin kafiyeli, diğer türe göre belki daha akıcı ama basit, sayısız benzerleri bulunan şiirler. Belki bunlar daha çok alkış alıyorlar.

Temize Çekilmez Ömür Defteri’ndeki şu şiirleri ikinci türe örnek gösteriyorum: Dudakdeğmez, Gönül Kuşum Havalanır Tutamam, Gün Tükendi Vakit Artık Geç Oldu, Kavgadan Korktukça Yumruğum Büyür.

Hece ölçüsünü artırarak kullanmayı sürdürüyor. Bu konuda istikrarlı davrandığını söyleyebiliriz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here