Şiirde Üç Bağıntı | Hüseyin Cöntürk | Poetik Alıntı

0
309

 

 

 

 

 

 

 

Hüseyin Cöntürk (1918-2003)

ŞİİRDE ÜÇ BAĞINTI

Biz şiirde üç bağıntı görüyoruz. Biri şiirin evrensel çevrin (context of universe) ile bağıntısı, ikincisi şiirin kendi iç bağıntısı, üçüncüsü şiirin okurla bağıntısı.

Şair her şeyden önce evrensel çevrin içindedir ve onun bir parçasıdır. Öteki bireyler de böyle olduğuna ye uygarlıklarını birlikte yarattıklarına göre, şairin bu uygarlığa olan bağlantısı oranında şiiri evrensel çevrine bağıntılanacak demektir.

Evrensel çevrini biraz dar anlamda alırsak ona “yaşam” diyebiliriz. Yaşam kollektif bir kurumdur. Birçok büyük şairlerin yaşama olan bağıntıları (bu bağıntının “iyimser” tipte olması şart değildir) şiirlerinde pırıl pırıl parıldar ve birçok kuşaklara mutluluk kaynağı olur. Fakat bir şiirin iyi bir şiir olması için yaşamla (yani yaşamın görünüşteki haliyle) bağıntı kurması şart değildir. Çevrin içindeki unsurların gerek teker teker görünüşlerini gerekse bu unsurların aralarındaki ilintilerin görünüşlerini aşan ya da onların altında kalan bir “iç-görünü” (inscape) vardır. (Hopkins)

Görünüşteki çevrinin nerede bittiği ve içgörününün nerede başladığı, bu ikisi birbirine organik bir şekilde kaynamış bulunduğundan, bilinemez. Ve bu yüzden de şairin şiiri çok defa bu ikisine de bağlantılı olur. Bazı çağlarda da şairin şiiri hemen hemen sadece iç-görünülere bağıntılı olduğu için çoğunluk onu garip veya soyut bulur. Malzemesini ister görünen ister görünmeyen evrensel çevrinden alsın, şair, şiirine koyduğu her unsura bir düzen vermek zorunluğundadır. Buna şiirin iç düzeni diyoruz.

Şiirin iç düzeni yazılan ilk kelime ile başlar, ve yalnız şiire özgü bir iç mantıkla gelişerek kurulur. Bu bakımdan şiir ile bir geometri teoremi arasında uzun boylu fark yoktur: Nasıl geometri teoreminin çözümlenmesi ön-varsaymalara dayanan gelişmeler sayesinde mümkün oluyorsa, şiir de şairinin bize başlangıçta empoze ettiği bazı unsurlara, kabullere dayanarak gelişir. Bu unsurlar ya dış-görünüsel ya da iç-görünüsel çevrinden alınmıştır. Her iki çevrindeki unsurları bize tabii hallerindeki ilintileri ile yansıtıp yansıtmamak, veya onları yeni bir ilinti sistemi içinde sunmak şaire kalmış bir iş ise de, bu işi şairin şiirden başka kurumlarca yapılamayacak bir şekilde yapması şarttır. Bu zorunluluk, onu, dışgörünüsel çevrindeki ilintilerle (sanattan başka kurumlarda rastlanan ilintilerle) bize tanıtılan mantıklardan ayrı bir mantık kurmaya iteler. Buna şiir mantığı denebilir.

Şairin şiirinde iç bağıntı vardır demek, şiire giren unsurlar, bir şiir mantığına göre birbirini tutar şekilde bağlanmışlardır, demektir. İç mantık deyimini biraz somutlandırmak için bir misal vermek faydalı olabilir: Güneşi yuvarlak olarak ve insanları günlük yaşamda gördüğümüz gibi bize tanıtan bir şiir, rüzgâr sağdan esiyorsa dumanı da sağdan estirmek durumundadır.

Dış-görünüleri değil de iç-görünüleri yansıtmak isteyen bir yazar sağdan esen rüzgârın dumanını soldan eser gösterebilir. Fakat bu takdirde, şiire arkadan soktuğu unsurları da bu rüzgâr-duman ilintisinin mantığına uygun bir mantıkla birbirine bağıntılamak zorunluluğundadır. Böyle bir şiirde, örneğin, insanlar ayakları ile değil de, başaşağı yürürlerse daha tabii olur, bize önceden empoze edilen şiir mantığına daha uygun düşer. (WAGENKNECHT, 1954).

Böylece her şiirin ayrı bir mantığı, iç bağıntısı olabilecek demektir. Her şairin unsurlarını iç ve dış görünülerden istediği gibi seçmesi, ve onları istediği bir iç mantıkla kurması şiirinin özgürlüğünü ve başka kurumlara göre bağımsızlığını göstermesi bakımından şiirden yana bir not gibi görünürse de, aslında, bu kadar özgürlük insanı ancak “kaos” a götürebilir. Kaosa meydan vermemenin en iyi çaresi de şairin okuyucu ile bağıntı kurmaya çalışmasıdır.

Şairin nazari olarak sınırsız olan özgürlüğü, iyi şairlerde, okuyucuya “bir şey anlatmak, iletmek isteği ile frenlenir” (BURKE, 1931, Birinci Bölüm).

İşte bu frenlemedir ki şairle okuyucu arasındaki bağıntıyı kurar. Bu bağıntı kurulamadığı takdirde şiir daha çok “ekspresiyonist” olur. Esasen okuyucuya bir şey iletilemezse şiirde bir iç bağıntı bulunup bulunmadığı anlaşılamayacağından, şiir-okuyucu bağıntısı daha da önem kazanır. Bu vesileyle bizdeki “yeni” şiir ürünlerinin durumu hakkında konuşmak gerekirse, denilebilir ki bu şiirlerin büyük bir kısmı bağıntılarını hem dış, hem de iç-görünüsel çevrinle kurmuşlardır. Kuruluş tipleri, düzenleri, yüz güldürecek kadar çeşitlidir. Fakat bu kuruluşların güzel bir içsel bağıntı gösterip göstermediği, okuyucu ile güzel bir bağıntı kurulamadığından, anlaşılamamakta, sonuç olarak da, şiirler değerinden çok yitirmektedir.

Şair istediği istemediği her şeyi yazabilir, yazarken her mantığı kullanabilir, yeter ki yazdığını okuyucuya iletebilecek yolu, tekniği bulsun. Bizce, yeni şiirimizin asıl imtihanı da burada.

(Çağının Şairi )

Kaynak: Türk Yazınından Seçilmiş Eleştiri Yazıları, Derleyen: Memet Fuat, Adam Yay., Ağustos 1993, İst. s. 26-28.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here