Şiir Deyince’de Mustafa Uçurum’un Dünya Telaşı’na değindik…

0
421

ŞİİR DEYİNCE – 31 / ALİ CELEP

Şiir Deyince’de bu kez Mustafa Uçurum’un Dünya Telaşı’ndaki bazı şiirler üzerinden bir değerlendirme yapacağım. Kısa olacak. Daha önceki bazı yargılarımda yaptığım değişiklikleri ayrıca kaydediyorum.

Şiirleriyle, denemeleriyle, çıkardığı dergilerle yaklaşık 15 yıldır yazınımızda var olma savaşı veriyor.

Önce bu çabasındaki kararlılığı kutlamak gerekiyor.

Mustafa Uçurum, şiirlerindeki ana çizgiyi değiştirmeyenlerden ve fakat bu çizgiyi giderek toplumsala doğru yorumlama çabası içinde bir şair.

Şair, her ne kadar şiirini sosyalleştirme azmi içinde olduğunu kabul edebileceğimiz bir tutuma yönelmeye başladığını gösteren cümleleri sıkça kullansa da, kişisel yılgınlığı, kendi bedeninden kurtulamama, kişisel de olsa meselelere sıkıntılarından ileri gelen duygusal tepkilerle yaklaşması vs. nedenlerden ötürü şiirimizin lirik kampından seslendiğini söyleyelim.

Onun şiiri genel temler üzerinden çalışır.

Kendi yaşamına eğilişi duygusaldır.

‘Ne çok yol kanattım topuğumdan sızarak

Yapraklar arasından öyle hırslı öyle aç

Başıboş bir kalbe efsunladım kalbimi’

Kendi koşullarına biraz dışarıdan ve objektif bakmaya, nesneyle temasında içine kapalılık çukurundan başını kaldırmaya ve psikolojik deneyim ve ilişki ağını bugüne, somut dünyaya açmaya yönelmeye başladığında, şiirinde ihdas etmeye çalıştığı ‘ben’ tasavvuru ‘vatansızlık’tan kurtulmakla kalmıyor, meramını da seçik bir şekilde anlamamızı kolaylaştırıyor.

‘Beklemekten olmalı uyku sarmış dört yanımı

Sustuğum değil mi ki dağıtmış gençliğimi

Zalimdir kapanan gözüm, gitmeyen ayaklarım

Yani uyur mu dünya kan dökülürken

Yapraklar dökülürken

Titrerken bedenim yerine getirilmemiş sözden

Geçmeden yaşımın devrime yaslı yanı

Daldığım uykulardan dalmalıyım meydana

Rüyası yetmiyor savaşmaların’

Bana kalırsa Mustafa Uçurum’un şiirlerindeki duygusal karmaşanın bir son bulmasının bundan başka yolu olmadığı görünüyor.

Bu duygusal karmaşa ifadesini, sonuçları bağlamında ‘soyut kirlilik’ anlamında değerlendiriyorum.

Şiirde soyut kirlilik dediğim şeyin de teknik ve anlam ölçeğinde olmak üzere iki ucu boklu uzantısı görülür.

Birincisi, belirlilik sıfatını sıkça kullanarak, meramını anlatma boyutunda genel belirsizlik yaratmak (‘Unuttum, tel bir örgünden geçerken yırtılmıştı ellerim’ ‘İnsan hislidir, bir buluttan bile nem kapar çoğu zaman’ ‘Ben bir tarih oldum seni unutturacak’ gibi…),

İkincisi de, içinde yaşadığı toplumla ve dünya ile ve somut insanla az ya da zayıf denebilecek ilişki deneyimi nedeniyle, belirli genel temler üzerinden benzetmelerle destekli belirsizlik yaratarak konuşma kolaylığına sığınmak.

(‘Yoğun savaşma dersleri çıkarılıyor hayatın ikindisinden / İstiyorum çocuk kalbinden çırpınıp duran mevsimleri / Oysa hep yazdır çocuğa mevsimler kahırlı bir tufan gibi / Yankısı ıssız akşamdan çıkan uzayan bir gece sanki / Eskimiş bir cehennem dünya, tel örgülerle çevrili / Babasına benzeyen çocuklar barikat olacak kentli bakışlara’ gibi…)

Böyle olunca, sadece şairin kendi hesabına değil bizim, çevrenin, dünyanın ‘nasıl göründüğü’ne / göründüğümüze dair çok muğlak bir görüntü oluşuyor zihnimizde.

Ve dahası bir şeyler olup dururken, şairin, bizim, dünyanın ‘nasıl olmamız gerektiği’ne ilişkin de net bir kavrayışa ulaşamıyoruz.

Halbuki ‘Dünya Telaşı’ndaki bütün şiirlerde işlenen tem kategorilerinden anlatıcının alıp veremediği hususların, kaygıların, durumların neler olduğunu rahatlıkla tespit edebiliyoruz.

Sözgelimi, şehir, çağdaş dünya halleri, puta tapıcı modernizm, ruhsuz kalabalıklar, aşksızlık…

Modern şiir söz konusu olduğunda bunlar anlaşılabilir tavırlardır. Sorun bu tavırların sunumundan doğuyor. Zira şairin sunumu, aşırı sıfat ve benzetmelerle, dolaylı seslenmelerle, tek tek dizelerle kurulu genel konuşma arzusuyla, fiillere abartılı abanmasıyla anlaşılabilir olmaktan uzaklaşıyor.

Mustafa Uçurum bütün bu takıntıları aşabilecek potansiyeli olan bir şair. Başlıkları farklı olsa da gerçekte tek bir şiirin çoğaltımından oluşan ‘Dünya Telaşı’nda bu potansiyeli işaret eden kesitlerin varlığı beni ümitlendiriyor. İşte tadımlık birkaç örnek:

‘Ne zaman ayakta kalsam acemi şansı diyorlar

İki yanımdan iki melek tutarken omuzlarımdan’

‘Ne çok konuşmak istiyorum Allah diyerek konuşmak’

 

‘Kitaplar kapanır, yollar ıssızlaşır, rüzgar diner

Herkes eve

Yüzüm, gözüm yepyeni bir sefere’

 

‘İçimde bir yangın var içimde bir İbrahim

Ne kadar yol gösteren varsa sağım solum Muhammed’

 

‘Yeni bir geliş arıyorum halkın içinden halkla beraber’

 

Okuyalım Mustafa Uçurum’un şiirlerini.

{Eleştiri Haber}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here