Şiir Deyince-25: İdris Ekinci

0
694
Şair-Eleştirmen İdris Ekinci

ŞİİR DEYİNCE -25 / ALİ CELEP

[‘Ters İstikamet’] [İdris Ekinci] [Karagöz, 12.sayı] [2010]

‘Çünkü çağa bulaşmak abdestimi bozuyor

Kendimden kaçınca yolum karışıyor, kırışıyor gölge münasebetleri

Hayretimle kalıyorum usta bir dilsizlikle, tadil-i erkan hak getire

Kalbimde bir leke varsa ölüm için başka bir bahane aramıyorum

 

Yine de ayakta durmanın dayandığı şey mübah kılındı bize

Yeter ki otağını kurmasın çağ kalbimize

Ama kimin tuttuğu nasıl tuttuğu önemli

O hünerli aynayı cesareti kağşamış yüzümüze’

 

İdris Ekinci bugüne iki şiir kitabıyla gelmiş: ‘Uyku Kuşu’ ( Ebabil, 2010) ‘Son Üç Dakika’ (Ebabil, 2013)

Bir de eleştiri kitabı var önceki yıl çıkan: ‘Poetik Fiiller’ (Ebabil, 2015)

Anlaşılan, şiirle eleştirel çabayı birlikte kotarma niyetiyle yol alıyor Ekinci.

Şiir ve eleştiri etkinliğinin birlikte yürütülmesi, ikisinin hayrına ilerleyen bir süreci desteklediği kerte, şairin gelişimini hızlandırır.

Bu sürecin, şairi nereye götürdüğünün sağlamasını ise üçüncü şiir kitabıyla geldiği noktayı gördüğümüzde daha sağlıklı yaparız.

Ön düşüncemiz, İdris Ekinci’nin iki yolun imkânlarını birbirine şartlamadan, gelişimine katkı verecek biçimde kullanmasından yanadır.

Bakalım.

Burada ‘Ters İstikamet’ şiirinden konuşacağım.

Üçüncü şiir kitabından sonra da genel bir değerlendirme yapmayı düşünüyorum nasipse.

Anlatımcı, giderek açıklamaya dayalı bir şiir ‘Ters İstikamet’

Anlatım açıktan fiillerle örgütlendirilmiş.

Hemen her şiir cümlesini fiiller yüklenmiş, o kadar ki şairin, meramını anlatma yolunda bir şiir cümlesini iki üç fiille çattığı sıkça görülür.

‘Taze ekine kırağı vurdu, kelam buza kesti, adresim değişti’ cümlesinde olduğu gibi..

Böyle cümleleri birbirine bağlayarak konuşma tekniği, noktalama işaretleri yersiz kullanıldığında şiirin hızında aksama yaratabilir.

İdris Ekinci şiirin bazı bölümlerinde bu sıkıntıyı aşmış görünüyor, bazı bölümleri de var ki noktalamadan vazgeçse daha akarı olan bir şiir olabilirdi dedirtiyor.

Bazen kişileştirme yapıyor: ‘sakalıma sordum’ ‘cesareti kağşamış yüzümüze’ ‘asabiyet gelip tutsun elinden’ gibi,

Bazen özdeyiş andırır bir tekniğe başvurduğu oluyor: ‘tanımadığının kapısını vuracaksın, bu kuraldır/tanıdığının kapısını vuracaksın, bu edeptir’ gibi

Bazen de ifadeyi bathostlaştırarak başka bir etki yaratmaya çalışıyor: ‘Ben Cebrail, dört büyüklerden/Her an yorulmadan şampiyonluğa koşan’ gibi

Kişileştirmelerin kimisi meramı açan nitelikte, amaca hizmet ederken,  kimisi bağlantısız duruyor.

Özdeyiş andırır ifadeleri okurken Özdemir Asaf’ı hatırladım, o bu tekniğe çok eğilirdi.

Şiiri büyüten öğelerden biri olacaksa, özdeyiş tekniğini dolaşıma sokmak faydalıdır. Sezdirir, düşündürür okuru.

Hele bu şiirde olduğu gibi, kavramsal düzeye çok çekilmiş şiirlerde.

Fakat özdeyişin kurgusallığa, düşünselliğe dayanmaması koşuluyla, aksi kuru etki yaratır çünkü.

Artistik, aforizmatik söylemin aşırı yürürlükte olduğu şiirlerin yapay/kurgu ürünü izlenimi doğurması bazen de oyun etkisi verir.

Öldürür şiiri.

Bathosçuluk (buna düşüklük diyorum ben dürüstçe) son yıllarda özellikle gençler arasında furya oldu.

Sözcüğü bulunduğu ham halden uzaklaştırıp, bazen ifadeyi çarpıcı kılmak, bazen ironi yapmak, bazen de gerçekten dalga geçmek gibi saiklerle başka bağlamlara çekmek üzere kullanılan bu tekniğin artık bayatladığı söylenebilir.

Şiirin bütün olarak organik yapısını güçlendiren bir unsur olmadığı sürece bu tip düşük ifade kalıplarından kaçınmak gerekir.

İlahi bağıntı popüler algı içinde değersizleştirilince belki ironik bir hava yakalayabilirsiniz.

Fakat bu anlık bir etkidir, uzun vadede şiirin çabuk tüketilmesi sonucu doğurur.

Önceki konuşmalarımda buna değinmiştim, uzatmayacağım.

Ekinci, dünkü dilin ses perdelerinden de yararlanıyor.

Başarılı da oluyor.

Bu da teknik geliştirme yollarından biridir.

Rahatlatır şairin konuşmasını, nefes aldırır şiire.

‘Bir gün anlamsız gelecek bütün bunlar

Söyletme derunumda ne yareler var’

Söyletme deyince 1847’de vefat etmiş şaire Leyla Hanım’ın bir şarkısı dilime düşüverdi.

Bu güzelim aşk şiirinin koşalarının ikinci mısralarına ‘yareler’ sözcüğünü eklemiş Ekinci.

Bu vesileyle Leyla Hanımın şarkısını da birlikte dinleyelim:

 

 

LEYLA HANIM’dan bir şarkı

Pür ateşim açdırma sakın ağızımı deyyâr
Zâlim beni söyletme derûnumda neler var
Bilmez miyim ettiklerini eyleme inkâr
Zâlim beni söyletme derûnumda neler var.

Aşkınla yürek yaralarım işler, onulmaz,
Meydanı  mahabbetde bu hicran unutulmaz
Âşık sana çoksa bana dilber mi bulunmaz
Zâlim söyletme beni derûnumda neler var.
Bedçehre rakîbi aceb âdem mi sanırsın

Bir gün gelir ondan dahi ey şûh, usanırsın,

Ettiklerine nadim olursun, utanırsın,
Zâlim söyletme beni derûnumda neler var.
Her dercine  ben  sabr edeyim  şûhı cihanım
Leylâ’ya cefâ âdetin olsun yine canım
Te’sir eder elbet sana bu âh u figanım
Zâlim söyletme beni derûnumda neler var.

 

Kişisel tarihine angaje bir şair İdris Ekinci.

Topluma, çağa yöneldiği durumlarda bile, kişisel bir tavır sergiliyor.

Bu eğilim kaçınılmaz olarak onu duygusallığa itiyor.

Konuşmamızın başında yaptığımız alıntıda görülebileceği gibi, çağa muhalefet tarzı duygusal temelden güç alıyor.

Bu duygusallık onun hemen bütün şiirlerini kuşatmıştır.

Şahsi yaşantıdan ileri gelen sıkıntılarına, dertlerine, meselelerine nesnel yaklaşmaya çalışsa, şiiri daha bir büyüyecek, eminim.

Kişisel tarihinin öyle uykusundan uyanmak, ilk adım olabilir.

Bir yanda duygusallık, öte yanda kafa şiiri yazmak güç iş.

Hem kendinde olacaksın, hem topluma, çağa, olaylara bilinçle varacaksın, kolay değil bu.

Umutluyum Ekinci’den ben, bu zorun üstesinden gelebilecek yetenek var onda.

Üçüncü şiir kitabını bekliyorum.

Zamanın şairden yana çalıştığına inanmak istiyorum.

Mevlam görelim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here