Sezai Karakoç’un “Yitik Cennet” Kitabı Üzerine Yorumlar | Selma Kavurmacıoğlu Yazdı…

0
227

Selma Kavurmacıoğlu

SEZAİ KARAKOÇ’UN “YİTİK CENNET” ADLI KİTABI ÜZERİNE YORUMLAR

Sezai Karakoç ismini duymayanımız yoktur, desem de inanmayın. Onun büyük bir dava adamı oluşundan, edebiyatımıza inkâr olunamayan katkısından herkes haberdardır, demeyi ne çok isterdim. Ama gözlemlerim böylesi güzel cümleler kurmama müsaade etmiyor, maalesef. Bunda yaşadığım coğrafya, içinde bulunduğum muhit de etken belki, ama nihayetinde insan en çok da içinde bulunduğu ahval ve şartlar altında bir kanıya varıyor.

Kursumun olduğu mahallede onun adına yapılmış bir ortaokul var, dört yıldır hizmet veriyor. Bir vesileyle okulun ismi geçtiğinde sınıfımdaki hanımlara sormuştum; Sezai Karakoç kimdir, çocuklarınızın okuluna acaba neden onun ismi verilmiştir, diye. Soruma “Hayırsever bir vatandaş mı ki?” sorusu yöneltilmişti hemen içlerinden biri tarafından. Bir başkası “Okulu yaptıran kişinin adıdır belki!” demişti. Bir diğeri ise, vefat etmiş kıymetli bir insan olma ihtimali üzerinde durmuştu. Durum hanımlarda böyleydi, mahallelerindeki, üstelik çocuklarının eğitim öğretim gördükleri okulun isminin nereden geldiğine dair bir bilgileri ve dahi öğrenmek için bir ilgileri yoktu.

Aynı soruyu yaz döneminde çocuklara yönelttiğimde de manzarada değişen pek bir şey olmamıştı. Gerçi Mona Roza’yı duyanlar çıkmıştı tek tük, ama onların içinde de okuyan çıkmamıştı. Durum vahimdi. Esasen başkasının gözündeki çapağı görmek her zaman çok kolaydı, zor ve gerekli olan öncelikle kendi gözünde olandan/olmayandan haberdar olmaktı. Çuvaldızı ele batırmak gerekiyorsa da iğnenin ucunu az da olsa kendine dokundurmakta fayda vardı. Bunun üzerine kendime yönelttim aynı soruyu; Sezai Karakoç kimdir? Bir çırpıda “Büyük bir şair, yazar, mütefekkir, siyasetçi…” diyebilmem onu tanıdığıma kendimi ikna noktasında yeterli midir? Bugüne kadar şiirlerinden hangilerini okumuş, hangilerinden etkilenmiş, hangilerinden beslenmiş, hangilerinden sadra şifa bulmuştum? Savunduğu fikirleri, fikirlerini savunurken kullandığı argümanları neydi, biliyor muydum? Hayatını nasıl yaşamıştı, söylemleri ile eylemleri arasında paralellik mi vardı yoksa çelişirlilik mi? Soruları peş peşe daha da sıralayabilirdim, ama bu kadarına bile verdiğim -ya da veremediğim- cevaplar boyumun ölçüsünü almam için iktifa ederdi.

Bütün bunları niye yazdım? Sadece “Yitik Cennet”i okumaya nasıl karar verdiğimi beyan için. Biraz uzun oldu ve gereksiz detaylarla doldu belki, farkındayım; ama itiraf kabilinden olan bazı cümlelerimle karşımdakine de ayna tutmak, ona ayna olmak istedim.

Yitik Cennet, Karakoç’un en çok okunan ve en çok sevilen eserlerinden. Hacim olarak fazla değil, ama Karakoç eserlerinin genel karakteristiği olarak anlamak, diplerdeki mana incilerine ulaşmak için emek isteyenlerden. Öyle ki kimi cümlelere vukufiyet için bütün peygamberler tarihini bilmek, kimi cümleler içinse Yunan edebiyatını devirmiş olmak gerekiyor. Konsantrasyon olmadan anlam denizinde kulaç atmaksa asla mümkün değil, her iki durumda da sonu hüsran olan bir batış ya da yüzeyde kalış olası. Yitik Cennet neyi anlatıyor; Yitik Cennet, Hz. Âdem ve Havva’nın cenneti yitirmesiyle başlayan insanlık yolculuğunu ve yitirilen bu cenneti tekrar kazanma yolunda insanlığın yolculuğunu peygamberler üzerinden anlatıyor. Tabi bütün peygamberler geçmiyor kitapta. Belirli dönemeçlerde nirengi noktası olan, kritik roller üstlenmiş peygamberler yer alıyor.

“Hata yapmak fırsatını Âdem’e veren sendin.” demişti İsmet Özel, hata yapmanın nasıl bir fırsata dönüştüğünün cevabını da Karakoç veriyor, Yitik Cennet’te, Âdem bölümünde. “Yurdunu hangi insan daha çok sevecektir: doğduğu yerden ölünceye kadar hiç ayrılmayan insan mı? Yoksa en genç çağında yurdundan ayrılarak savaşa gitmiş, esir düşmüş, bir daha dönme umudunu tam yitirmişken ansızın esen hızır yeliyle kendisini yine ülkesinde bulan insan mı?” diye soran Karakoç bu kıyas ve soru üzerinden asli yurdundan ayrılan Âdem’in cennete olan iştiyakını idrakimize sunmaya çalışıyor.

Hz. Âdem’den Hz. Nuh’a geçiyor. “Her çağda, şartlar ne kadar ağır ve umutsuz olursa olsun; inananlar için bir Nuh’un Gemisi vardır…” diyor, su serpiyor gönüllere, Nuh’un inkârcılarını yok eden tufana inat. Hz. Nuh ile hakiki inananlar ve iman neferleri için kurtuluşa ermenin ve kendi medeniyetini inşa edebilmenin tek yolunun ihlasla doğrulmak olduğunun altını çiziyor.

Hz. İbrahim’in ateşle sınavı… “Yanıp küle çevrileceğin, yok olacağın yerde var olacaksın.” diyor Karakoç. Nemrut nefs, İbrahim ruh… Nemrut zulüm, İbrahim adalet… Tasfiyenin serüveni arınmanın destanı anlatılıyor bu bölümde.

“Hz. Âdem’le yaratıldık, Hz. Nuh’la yaratılışımızın varoluşuna çevrilişini kesinleştirdik. Hazreti İbrahim’le inanmışlar milletini ve toplumunu kurduk, Hazreti Yusuf’la da devletini kurma ödevi belirdi.” Hz. Yusuf, bir kölenin yalnız rıza-i ilahiyi gözeterek kalplerin sultanı olacağının remziydi. İhanet, iftira, skandal, politik unutkanlık gibi bir devlet adamının karşılaşacağı bütün durumlar onun da başına geldi.

Kendi kudretine tapan hiçbir kişinin unutamayacağı ve narsisizmle dolu hiçbir kavramın hesaba katmaktan yakasını kurtaramayacağı kader ironisidir Hz. Musa’nın Firavun’un sarayında büyümesi. Hz. Musa’nın hikâyesinden öğreniriz, yalnız inanan kişi geçmez imtihandan, inanana inanan da geçer ondan. Toplum kuruculuğuyla, Resulüllah’ın kıyamete dek oluşturduğu ümmet bilincinin bir cüzü olacaktır Hz. Musa.

Hakikat medeniyeti, ‘Devlet’ modeline, ideal devlet formuna Süleyman peygamberle ulaşır. Yahya ruhlara inen kamçıdır, hakikatin kılıcıdır. İsa babayı putlaştıran Roma’ya karşı babasız doğmuştur.

Ve Hz. Muhammed Cennet’in kapısı değil cennetin ta kendisidir… Her peygamber onun bir cephesidir. O âlemlere rahmettir. Yitik Cennet, yeniden bulunmuş cennete dönüşmüştür onda. Ondan uzaklaşmak düşüştür, cehenneme savruluştur; ona yaklaşmak ise diriliştir ve cennete yeniden kavuşmak demektir. Yitik Cennet’ini bulanlardan olmamıza vesile olması niyazıyla…

{Eleştiri Haber, Kasım 2018}

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here