“Sen Kuş Olur Gidersin Bir Trenle” şiirini çözümledik Zarifoğlu’nun…| Ali Celep | Bir Şiirden

0
807

ŞAİR CAHİT ZARİFOĞLU (1940-1987)

Şiirleri Üzerine Konuşmalar

2c

[‘SEN KUŞ OLUR GİDERSİN BİR TRENLE’]

 Uzun bir geçmişimiz var

Hiç yorulmadan

En azından bir kere

eğlenceli beşik’

 

Böyle başlıyor Cahit Zarifoğlu’nun şiiri.

Hemen her şiirinde okuduğumuz gibi, sözcüklerin anlamı, onu istediğimiz birçok yöne çekebileceğimiz biçimde kamuya salınmış.

Doğrusu şiirin sayfa üzerinde düzenleniş biçimi de tespitimizi destekliyor.

Böyle olunca okur onu her okuyuşunda ucu açık birçok kavrayış alanına çekildiğini fark ediyor.

Bu fark ediş, okuyuşun niteliğine göre iki sonuç doğuruyor:

Birincisi, ifadenin anlamını şiirin bağlamından koparıp yorumlamak.

İkincisi, tespit edildiği var sayılan paylaşılabilir anlamı, şiirin genel havası içinde değerlendirip bir yargıya varmak.

Zarifoğlu şiirlerinin yapısı, son dönemi istisna tutulursa, gerçek bağlamını sadece onun bildiği, okurun ise, olasılıkla yorumlamak üzere bu bağlamdan makul anlamlar çıkarmaya çabaladığı, kendine mahsus bir dünya getirir.

Şiirin daha bu ilk cümleleri bile bizi, hem konuşanın kendisi hem konuşma biçimi yönüyle dolaylı anlamlar planında iş görmeye zorlar.

Konuşanın kendisi açısından mesela, birçok şiirinde o, üçüncü tekil şahıs ağzından konuşur.

Bu şiirde diyalogun biz ve sen ekseninde şekillenmesi de teknik nazarından işleyişi değiştirmez.

Belki iki sebepten o böyle konuşuyor:

Anlattıklarıyla kişisel gerçekler arasına mesafe koyarak imajlara nesnel nitelik kazandırma isteği,

Geleneksel görgünün etkisiyle, örneğin Kâtip Çelebi’nin nesirlerinde yaptığı gibi, dikkatleri deneyimin kendisine çekme isteği,

Şair nazarından ise bu söylediklerimin kıymeti olmasa gerek.

Zira ona göre şiir, çoğul anlamlara müsaade etmeyecek kerte, söyledikleriyle apaçık okurun gözü önünde durmaktadır.

Şu halde onun gözünde apaçık görünen anlam, okurun zihninde dolaylı çağrışımlar üzerinden ne kadar varlık kazanıyorsa bununla iktifa edilmesi gerçeği de ortadadır.

Durum bu ise biz şiirin işleyen yapısıyla okurun zihni arasında beliren olası anlamlar yardımıyla, arka planda işleyen gerçekliğe ilmekler atmaya çalışacağız demektir.

Böylece onun şiirinin karakteristik özelliğine koşut olarak, anlamı çağrışımlar üzerinden kurmaya çalışacağız.

Onun şiirleri hakkında şimdiye kadar yazılanlara bakılırsa bu ‘çağrışım’ sözcüğü genellikle bağlam dışı ‘serbest’ yorumlara açık olarak algılanmış.

Bu algı biçimi ise şiirin sunduğu bağlam bütün olarak görülmediğinden olsa gerek, tek bir okuma tarzının yaygınlaşmasıyla sonuçlanmış.

Mesela 19 yıl önce bir dergide Zarifoğlu’nun bu şiiri hakkında verilmiş bir yargının, 2012 yılında bir vakıf kanalında aynen tekrarlanmasında gördüğümüz gibi, bu durum onun bütün şiirleri adına yaygın ön kabullere müncer olabiliyor.

Biz kısa da olsa bu düzende konuşmama gayretinde olacağız.

(En nihayet onun bütün şiirleri bağlamında derli toplu bir konuşma inşallah yaparız)

Sevilen biriyle ilgili duygular yönetiyor gibi görünüyor şiiri.

Bazı cümlelerde şairin vücut duvarını aşma isteğiyle vurguladığı ‘sen’ hitabı okura bir aşk şiiri okumakta olduğu izlenimi veriyor. Olabilir.

Şiirle ilgili yaygın kanı da bu yönde oluşmuş bugüne dek.

Lakin bütün olarak daha dikkatle şiirin getirdiği dünyaya eğildiğimizde, arka plan içerikte, özde işlenen, sahicilik arayışına ilişkin bir düşüncenin olduğunu görebiliriz.

Bu durumda şiirin gerçekle istek arasında çoğalan bir gerginlikten yol bulduğu söylenebilir.

Şiirin kurucu temi gelip geçicilikten ötelere uzanma isteğiyse, sahicilik arayışı bu temi geliştiren psikolojik bir vasat olarak işlemektedir.

Bu psikolojik vasatın kadrosunda ise aşka birlikte, ayrılık da var ölüm de.

Kuşlar özelde şairin kendi özünü sergilediği, genelde yeryüzünde özgürce konum alışı tanıtan bir semboldür.

Sofra birlikte var oluşu aydınlatır.

Maskeli balo kendine yabancılaşma, olduğun halden başka türlü tezahür etme.

Tren akıp gitmekte olan yaşam yolculuğudur.

Gece ki kaderimizden hakkımıza düşen sır payını saklar.

Sabah da bir gayret umudumuzu besleyen bir levha.

Park yaşam alanıdır, içine herkesin, her şeyin doluştuğu dünyanın doğal yapısıdır.

Eğlenceli beşik, oyalandıklarımız.

Sade bir kahve, hatırladıklarımızdır.

Şairin kendine mahsus hislerini iç gözlemsel olmaktan çıkarıp toplumsallaştıran form ise satır arasında şu dizelerle verilir:

‘ha biz varız

ha biz maskeli balo’

 

ha biz yokuz

ha biz seferde’

 

Bu anlamı yoğun düşündüren cümleler, şiirin de var oluş formunu belirleyen, onu şahsi endişelerin hizasından çıkarıp, bu dünya deneyimini özetleyen, dahası, moral planda varlık hikmetini aydınlatan, yaşamanın gerçek dünyasına açılan bir tavrı temsil eder.

Bir şekil varoluşçu yaklaşım.

Varoluşçu fırça darbeleri diyeceğim.

 

Öte yandan bir gönülden diğerine değen konuşmanın güvenilirliğini ve ikna ediciliğini tahkim eden şey, benzer temi işleyen geleneksel versiyonlardan farklı olarak, birlikte olma arzusuyla ayrı düşme ihtimalini, yaşama bakışımızı zinde tutacak biçimde ele almasıdır.

Konuşma gönülden geçenle akla geleni, duyarlı bir yaklaşımla, ihtimali olana ihtiram gösteren yüksek bir anlayışla kucaklayan zenginliktedir.

Teklifi ve hükmi olduğu kadar duygusal bir ton taşır.

Lütuf da kahır da aynı hoşlukta karşılanır.

Şair nabzında hissettiği şeylerle gönlün kuyusunu kazan olasılıkları, yaşanan gerçek hesabına, hakikatin bir yönü olarak ekler.

‘Ya bu kez ölenleri görmeliysek

Ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle’

‘ya güneşten daha zengin

sofraya diz çökeriz

ya sen kuş olur gidersin bir trenle’

‘oysa sergimize kuşlar gelir uzanır’

Ve böylece konuşma evrensel bir nitelik kazanmış olur.

Nasipse ‘Taş Gemi’de buluşalım.

Devletle.

 

ALİ CELEP

ARİFİYE

SAKARYA

{Eleştiri Haber, 2.02.2018}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here