Selçuk Küpçük, Mustafa Nurullah Celep ile “7 Epik Figür ve Nabız Vuruşları” Adlı 3. Şiir Kitabı Üzerine Konuştu…

0
144

Selçuk Küpçük, Mustafa Nurullah Celep ile “7 Epik Figür ve Nabız Vuruşları” Adlı 3. Şiir Kitabı Üzerine Konuştu…

“Yeni Akif’ler Yetiştirmek Gerekir, ama…”

1-Şiirinin sert bir politik dil taşıdığını düşünüyorum. Oysa şiir ve politika ilişkisi estetik kaygılar gereği tartışmaları da beraberinde getirmiştir hep. Sen nasıl bakıyorsun bu meseleye?

1-“Politik dil” ifadesi yerine “siyasi şiir” tabirini kullanmayı daha uygun buluyorum. Şiir ve politika yerine şiir ve siyaset veya estetik ve düşünce gibi. Politika kavramının geçmişten bugüne gelen kötü çağrışımları var. Kelimenin kökeni itibariyle de çokyolluluk, çokdillilik, çokyüzlülük vb. anlamları muhtevi. Oysa şiirde siyaseti, siyasi bilinci gözetmek; doğruluğun ve dürüstlüğün, daha doğruca bir deyişle doğrucu davutluğun ve en önemlisi de gerçekçiliğin bekçisi olmayı gerektirir. Şiir ve siyaset, çünkü Türk Şiirinin karakteristik vasıflarından biridir. Büyük Türk Şiirinin öne çıkan belirgin niteliği, gerçekçiliktir. Namık Kemal’den bugüne akan ana akım bir ırmaktır bu. Fikret-Akif-Nazım’da zirvelerini yaşar; İsmet Özel’de yeniden güncellenir, Hakan Arslanbenzer’le bugünün bakış açısı gereğince taze bir çehreye bürünür. Ben şahsen/bireysel olarak, yani kişisel gayretlerimle bu 3. şiir kitabımla birlikte siyasi-gerçekçi şiiri biçim ve içerik açısından en uç noktalara kadar götürdüğümü düşünüyorum. Bugünün gerçekçilerinin dolayısıyla benim şiirlerimin de yumuşak karnı/zayıf noktası, estetik duyarlıktan, dili-üslûbu estetize etmekten yoksun oluşudur. Bugünün yeniden gerçekçileri, gerçekliğin ele alınışı ve belirginleştirilmesi noktasında dili-içi imkânları ve toplumsal duyarlılık noktasında da bütün mümkünleri deneyip değerlendirdiler, kullandılar. Artık estetik bilinçle gerçekliği birleştiren, ethos ve pathos damarı Milletin çizgisinde buluşturan yeni çalışmalara imza atmak gerekiyor. Salt estetik mahreçli şiirde diretmek, kendi kör, sağır, dilsiz dil hapishanesi ve batakhanesinde kalakalıp kapalı kapılar ardında tükenmektir. Yalnızca gerçeğin kavranışına hizmet etmek ise şairi tellallığa, gazete muhabirliğine ve slogana sevk edecektir. Bugün vuku bulan ise iki aşırı uca abanmalar şeklindedir daha çok. İfrat ve tefrit arasında biçim-içerik dengesini gözeten daha dengeli şiirler yazmak, bugün önümüzde yürüyeceğimiz tek çizgi ve belirleyeceğimiz tek seçenektir.

2-Kendi kişisel öykün ile Türkiye’nin meselelerine çokça gönderme yapılan şiirin iç içe geçiyor. Tarihin bir öznesi haline geliyor adeta kişiliğin. Ne dersin bu konuda?

“Türkiye” adında bir derdim var…

2- Şair kendi kaderini mensubu olduğu Milletin kaderiyle bir ve aynı düşünmüyorsa geriletici bir şiire emek veriyordur. Ona tek celsede “gerici” bir şair diyebiliriz. Bugün Millet şuurundan yoksun sayrıl oluşlarıyla ortalık/edebiyat ortamı gerici şairlerle dolup taşmaktadır. Salt biçimci/deneyselci şairler, nasıl ki Türkiye’den bihaber bir yayın etkinliği içindelerse, lirik tabiatı haiz şairler de “Türkiye” adında bir derdi, bir meselesi olmayışları üzere, aynı bir duyarsızlığın ve çıkmazın içindeler. Şair, milletine kanıyla, canıyla, ruhuyla yapışıktır. Biz Sezai Karakoç ve İsmet Özel’den bunu öğrendik. Yazdıklarımızın, bir şeye, ama önemli bir şeye değinip dokunması gerekir. Yoksa diğer türlü bu da bir başka çıkmazın labirentlerinde debelenip durmak, yitip gitmek demektir.

3-Deli Dumrul, Köroğlu, Battal Gazi gibi epik tarihimizin isimlerini güncel meselelerle irtibatlandırarak adeta onlara yeniden ruh veriyorsun. Bu kahramanlarla günümüzü açıklamak mümkün müdür?

3- Epik tarihimizin bu isimlerini bugünün dünyası içinde yeniden güncelleme, konuşturma gayretinde oldum. “Köroğlu, bugün dünyada yaşasaydı nasıl konuşurdu?” sorusunun cevabını aramaya çalıştım. Yani tarihte yaşamış bir kahramanı bugüne, bugünün evrenine, bugünün Türkiye’sine taşıdım. Bunu yaparken de konuşmasını, bugünün konuşması gereğince güncelledim. Günlük konuşma dilini kullandım. Bugünden tarihe, tarihten bugüne yeni şiirsel pencereler açmak, Modern Epik Şiirin kahraman anlayışına ve kahramanın bakış açısına uygun bir yaklaşımdır. Bu kahramanlarla günümüz Türkiye’sine, günümüz Türkiye’sinin meselelerine yeni şiirsel bakış açıları kazandırmak pekâlâ mümkündür. Salt bir imge veya mazmun malzemesi olarak değil ama, klişeleri yenileyen günlük konuşma dilini kullanarak mümkün olur bu ancak. Oysa mesela bugünün lirikleri Peygamberler tarihini ele alırken ve Divan şairinin mazmunlarını kullanırken klişeci bir tutuma bel bağlayarak iş görüyorlar, bir yazım tarzı belirliyorlar. Lirik şairler, kahramanın yeni sözünü, yeni konuşmasını değil, bir süsleme aracı olarak, bir imge/hayal/görüntü oluşturma veya sadece duygusal bir aksiseda, bir izlenim olarak, bir duygu lirizmi olarak kullanıyorlar, Geleneğin bu zengin membaını.. Mesela İsa figürünü, mesela Musa figürünü, mesela sıkça kullanılan Yusuf ile Züleyha figürünü… Bu tarihi şahsiyetleri, bu kahraman figürlerini bugünün caddelerinde, sokaklarında, mahallelerinde gezindirmek, onlara “Günümüzün Konuşması” gereğince yeni ve taze bir ruh vermek gerekiyor. Bunu yapmaya çalıştım.

4-“Nabız Vuruşları” şiirinde geçen “Ellerimde Türk düşüncesi” (s.57) ifadeni de hatırlayarak, günümüz Türk şiirindeki son yıllarda öne çıkan bir “Türklük” vurgusu var. Senin şiirin bu Türklük’ün neresinde?

“Türkçe Edebiyat” değil, kanlı canlı anıtsal bir Türk Edebiyatı var!

4-  Günümüz şiirindeki Türklük vurgusu, bir millete mensup oluşumuzdan kaynaklı, biraz da İsmet Özel eksenli bir etkilenmedir. Mehmet Akif’ten bugüne var olan, akmakta olan bir damar Türklük Şiiri. Modern Türk Şiirini Millet eksenli bir okumaya tabi tutmaktan mülhem bir kavramlaştırmadır. İsmet Özel, Türklük şuuruyla günümüz şiirini aslî rayına oturttu. Parçalılık, dağınıklık, çokdillilik, azınlıkçılık gibi Postmodernizm’in edebiyata yaptığı fenalıkları göz önünde bulundurduğumuzda, Türkiye’de yaşayan, Türkiye’nin dağlarında, ovalarında, şehirlerinde yaşamış, Türkiye’nin ekmeğini yiyen, Türkiye’nin yağmurunda başı ıslanmış bir şairin, Türklük şuurunu taşımayışı onun ancak köksüz ve ruhsuz oluşunu gösterir. Bir yerde duramayan, bir yer ile merbut olmayan, bir yer ile duyamayan ve hissedemeyen, bir yerin ruh köklerine aşinasız, zemini kaypak bir şair olduğuna kanaat getirebiliriz onun. Bunda şüpheye mahal yok. Benim şiirim Türklüğün özünden doğan gür bir şiir. Biz kötü beslenmeden mütevellit, Türk Edebiyatı diyemiyoruz, onun yerine Türkiye Edebiyatı veya Türkçe Edebiyat diyoruz. Oysa tamlamanın adı Türk Edebiyatıdır. Özüyle sözüyle bir, halis muhlis kanlı canlı Türk Edebiyatı.. Başka tanımlamalar ve başkalarının adlandırmalarıyla yaşamak, çokça Postmodern Batı Kültü/rü/nün kötü tesirinde kalmaktır. Bu da bir aşağılık kompleksi ve kendine güvensizlikten kaynaklı bir köksüzlüktür.

5-“Muhsin Yazıcıoğlu yeniden dirilir” (s.62) diyorsun bir şiirinde. Yazıcıoğlu ile Türk şiirinin ilişkisini nasıl kurmak gerekli?

Meselesiz şair geleceğe kalmayacaktır!

5- Muhsin Yazıcıoğlu’nun yeni ve taze bir ruhla yeniden dirilmesi Türklük şuuruyla alakalı bir husustur. Ota-böceğe, kağşamış bir dil ve üslûpla güle-çiçeğe şiirler yazıldığı bir dönemde Muhsin Yazıcıoğlu’nun günümüz Türk şiirine girmesi kadar doğal bir şey olamaz. Muhsin Yazıcıoğlu, doğruluğu ve dürüstlüğü ile Türk siyasetine yeni bir aşı vurmuş güzel yürekli bir adamdı. Türk şairi de sıkı-sağlam bir ahlaki bilinçle siyasi şiir muvacehesinde insanımıza ve karakteristik vasıflarıyla Modern Türk Şiirine bir başkalık, bir özgünlük ve farklılık getiren ruh ve gönül adamı olsa gerektir. Bu bir mükellefiyettir. Bu yükümlülüğümüzün şuurunu edinemeyen, dış dünya algısından yoksun, meselesiz şair geleceğe kalamayacaktır. Pekâlâ çok sevdiği arkadaşına, pekâlâ sevgilisine dost güzellemesi yapabilir. İraptan mahalli yoktur.

6-3.şiir kitabını yayınlayan bir şair olarak günümüz Türk şiirini nasıl değerlendiriyorsun?

Klişeden uzağız, “taze söz”e ihtiyacımız var…

6- Günümüz şiiri, iki farklı kanaldan bugüne akan iki ayrı ırmak görünümündedir. Millet eksenli şiirle, biçim merkezli şiir diyebiliriz bu iki damara. Bugün bu iki damarı, milletin konuştuğu dilde, milletin geleceğine açılan kavuştak noktasında estetik bir aşıyla donanımlı hale getirip birleştirip bütünleştirmek gerekir. Zira çünkü Reisi Cumhurumuz da zaten “Yeni Mehmet Akif’ler yetiştirmek” gerektiğinden bahseder. İşte Modern Türk Şiirinde “Yeni Bir Mehmet Akif”in doğup yeşermesi de bu iki ana damarı, yani estetik ile düşünceyi, şiirle siyaseti Milletin anlam evrenine tekabül edebilecek bir edebi şiir işçiliği ile tamamlayan şairler sayesinde mümkündür. Açıkça konuşmak gerekirse, günümüz lirikleri klişe temler ve klişe imgelerle çokça vakit harcayan bir çıkmazın içinde çırpınıp duruyorlar. Modern Lirik Şiire, “Günümüz Konuşması” gereğince “taze söz” aşılayan şairlere ihtiyaç vardır. Bugünün şairi günlük konuşma dilini esas almıyor. Yani doğru düzgün konuşmuyor bile. Mırıldanıp duruyor. Sürekli kendi soyut iç acısını yontup parlatmakla meşgul. Epik/Popülist duyarlıklı şairler de estetik hassasiyetleri ihmal ediyor oluşlarıyla bir başka çıkmazın içindeler. Günümüz deneyselcileri ise metinperest oluşları ve biçim üzerinde saplantılı duruşları ve diretmeleriyle bir başka açmazın içindedir. İç-dünya/dış-dünya, biçim-içerik, estetik-düşünce ve şiir-siyaset dengesini göz ardı etmeyen, yeni bir edebiyat bilinci ve davasını kavgacı bir ruhla savunan, tuttuğunu koparan cinsten cesaret yüklü şairlerin yolunu gözlüyorum. İşte ancak böylece Yeni Bir Mehmet Akif’in yeniden doğumunu müjdeleyebiliriz. Ama günümüz edebiyat ortamının ve edebi toplulukların sıkılaştırılmış/tahkim edilmiş sınırları buna müsaade etmiyor. En nihayetinde belediyeleri etkinlik bazında parselleyen bir çeteci şairler/öykücüler topluluğunun etkisiz etkinliklerine tanıklık ediyoruz uzun zamandan beri. Küçük küçük edebi topluluklara ayrılmış bugünün edebiyatında bu mümkün müdür? Yeniden doğuş, şair ağabeylerinin şemsiyesi altına sığınmayan, bağımsız karakterli şairler eliyle olacaktır. Özgüven, sabır, irade, kararlılık, çalışkanlık, sebat, doğruluk, dürüstlük ve dinmek bilmeyen bir şiirsel enerji ve sıkı-sağlam bir ahlaki bilinçle yeniden doğuşların günü yakındır.

“Doğrudur gebe kaldığım coşkulu bir ırmaktan…”

Teşekkür ederim.

 [Eleştiri Haber, Temmuz 2019]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.