Şehrin aralığından dünyaya aşk ile bakan bir şair: Ahmet Bahadır Sarıkaya

0
627
Lirik şair Ahmet Bahadır Sarıkaya

Mustafa Nurullah CELEP

ŞEHRİN ARALIĞINDAN DÜNYAYA AŞK İLE BAKAN BİR ŞAİR:

AHMET BAHADIR SARIKAYA’NIN ‘LEYLİFER’ ADLI İLK ŞİİR KİTABI ÜZERİNE (*)

Ayrıntıya odaklı bir duyarlığı, bir bakışı var Ahmet Bahadır Sarıkaya’nın. Şiirde ayrıntıya dikkat çekme, imge ve görüntü oluşturma tekniğiyle birlikte el ele veriyor; ortaya okurun estetik duyargalarına seslenen güzel-duyusal bir şiir çıkıyor.

Büyülü bir ırmak gibidir Sarıkaya’nın şiiri. Mısralarına büyüsellik katan temel unsur, onun imgeciliğidir diyebiliriz. Irmak gibidir evet, doğal, kıvamında, akışkan, zorlama tek bir mısraa rastlamadığımız, türlü çeşitli mısra kurma/kırma atraksiyonlarından uzak, kendiliğinden doğal, insanın duyumcu ve lirik tabiatına hitap eden bir şiir.

“Pandora” adlı şiirinden bir bölüm, yukarıdaki açıklamalarımıza örnek teşkil edecek cinste bir şiirdir: “bir kargayı, ağzında otlarını yan yatırıp ıslatan/güvercini boğarken görüyordum/kalbim geniş bir kafesteydi/kulağımda masmavi ırmak/kılcal damarlarımdaki akışıydı/sevgin çelenk gibi sarmıştı vücudumu”

Düşçü bir şiir Sarıkaya’nın şiiri. Ama tümüyle malihulyaya dalan, muhayyilenin katlarında tutuklu-takılı kalan, hayalci bir şiir değildir bu. Örneğin “Tamamı Doğru” adlı şiirde Gazze’de, Batı Şeria’da, Ramallah’ta işgalci İsrail tarafından zulüm gören Filistinlileri de konu/k eder şiirine Sarıkaya. Mesela “Tamamı Doğru”da sanılanın aksine, mesaj yönü ağır basan, 70’li yılların poetik jargonuyla ifade edersek, “slagonik bir şiir”le de karşılaşmayız. “geldim içine girdim medyanın/silah sesinden irkilmeyeceğime inandırdım annemi” derken de şiirde gerçekliği estetik olanın içinde eriten bir yazınsal tutum sahibidir şair. Zaten olması gereken de budur. Ama günümüz şiirinde/Türkiye edebiyat atmosferinde bunun bu şekilde çoğun yapılmadığına tanıklık ediyoruz. Tanığı olduğumuz şey, realistlerin şiirde anlama, şiirin mesaj/ileti kaygısına aşırı abanarak ortaya tamtakır, kuru ve estetik duyarlıktan yoksun bir yığın çıkarmaları gibi, şiirde biçim/yapı kaygısını öncelikli bir yazınsal bir tutum belleyerek dış dünya duyarlığından yoksun, tümüyle harf, kelime ve mısra üzerinde yapısal oyunlara dayalı, biçimsel varagele kapılan, gerçeklik bilincinden uzak yapma/yapay ve sahte bir duyarlığa hizmet eden biçimci anlayışın ürünü şiirler yazıldığı üzere, iki uca aşırı abanarak Turgut Uyar’ın “Çıkmazın Güzelliği”ni sürdürdükçe sürdüren/süründüren melez/karmaşık bir ortamdır tanık olduğumuz.

İşte böylesi kompleks bir edebi ortamda Sarıkaya, son derece yalın ve yüklü bir gerçeği hatırlatır edebi kamuya: “bir insanı öldürmek, insanlığı öldürmektir/hatırlat” (s.22)

Sarıkaya’nın şiirlerindeki lirik özne, duyduğu yalnızlıkla birlikte “dünyanın katılığının” farkına varmış bir estetik şiir bilinciyle konuşur, söz alır: “içimizdeki çocukla yumrukluyoruz/gökyüzünü durmadan, dünya küçük/dünya avucumun içinde saf çelikten” (s.25)

Sabahattin Ali’nin bugünlerde artık ezbere bildiğim şu vecizesini burada hatırlamak yeridir: “İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.” Sarıkaya da dünya içre yolculuğunda ruhundaki “iyilik özü”nü çocuklarla doldurmuş bir yoğunluğun ve inceliğin içinden konuşur şiirinde: “dünya. uslu bir çocuk/göğsüme tutunarak inen” (s.25)

Ahmet Bahadır Sarıkaya’nın Leylifer adlı şiir kitabının alameti farikalarından biri de “romantik bir hüznün dışavurumu” diyebileceğimiz bir şiiri/duyarlığı belirginleştirmesidir. Örneğin “Acil Çıkış” şiirinin yoğun duygusal atmosferinden kopan ilk iki mısra çağrıştırdığı şiirsel iklim itibariyle de “romantik bir duyarlığın” ürünüdür: “içinde sokak lambalarının kaybolduğu kentlerde/hüzün süzülür mazgallara.”

“Yine Hayaliydi Bardaktaki Okyanus” başlıklı şiirin son mısraı bize dolukmuş bir duygusallığı ve yoğunluğu duyurur: “koca bir okyanus göz pınarlarımdan akardı.”

Ahmet Bahadır Sarıkaya, Leylifer, Mühür Kitaplığı

Lirik bir iç dünya şairidir Sarıkaya. Leylifer’in genel olarak alameti farikalarından biri de budur. Şiirlerin genelinde lirik bir şiir dünyasının anlam evrenine ait kelimeler, imler, imgeler, izler, izlekler ağırlıkla yer tutar; bunlardan ‘kalp’, ‘yürek’, ‘çocuk’, ‘yağmur’, ‘hüzün’, ‘yalnızlık’, ‘ayrılık’, ‘aşk’ ve ‘sevgi’ gibi kelime ve imgeler işlenen bir şiir damarını, okurun lirik tarafına seslenen bir duyarlığı dışlaştırırlar. Misal: “yağmur bu kez işaretledi bizi/bizimle beraber yürüsün dedin kent/karanlık bir düş görüyordu bulutlar/delice bir hüzün dokuyorlardı gözlerine” (s.17)

Şiirlerdeki çocuk izleği ve duyarlığı Lirik Şiirin anlam hanesine yazılsa gerektir. Ama çocuk duyarlığını, yani çocuğu saf ve iyilik özlü bir cevher kılan anlayışla çocuksuluğu birbirinden ayırt etmek gerekir. Çocuksulukta çocuğun algı ve duygu seviyesine inilerek bir duygudaşlık, empatik bir hal vardır. Oysa çocuk/luk, şairlerin kıyıcı dünyanın zulmünden kaçtıkları ve sığındıkları bir liman, zengin bir memba olmuştur her zaman. Şairin çocuk duyarlığı, çocukçalık değil, insandaki safiyet özlemini dışlaştırmak içindir. Örneğin “Temmuz Sıcağı” ve aşağıya mısra öbeklerinden aktardığımız birçok şiir, yukarıdaki açıklamalarımızı ispatlar niteliktedir:

“kırmızı pençeli evlerde çocuğunu büyüten/annelerin karın boşluğuna yaslamışlar seni” (s.11)

“gazzeli çocuklar/her sabah evlerinde kurşuna dizilirken/hayatımız işgal edilmiş bitki örtüsünden ibarettir” (s.13)

“arkadaşıyla çikolatasını paylaşmış çocuğun/kanatlı ata dönüşmesi, zincirleme/titretmişti kalbini bir zaman” (s.12)

“Göğsünü gere gere büyüyebilir tebessüm/düşün ki meyvesini/yetebilir tüm çocuklara” (s.16)

“dilsiz çocuğum soğur diye yüzüm/soğur diye ellerimi göğe açtım” (s.16)

“oyuncağına kan bulaşınca babalarının tabutlarıdır artık çocuklar” (s.22)

“içimizdeki çocukla yumrukluyoruz gökyüzünü durmadan” (s.25)

“dünya. uslu bir çocuk/göğsüme tutunarak inen” (s.25)

“bir çiçek, büyümekteyken toprakta/ “bu çocuk ne zayıf Allah’ım!” dedim / direniyor yokuşa” (s.38)

“resimde durduğu gibi duran o çocuk /neden yaprak gibi titrer/neden namazda/kocaman ölümü düşünür” (s.39)

“kalbim çocuk hızında yalnız” (s.40)

Leylifer’in alameti farikalarından, öne çıkan özelliklerinden bir diğeri de tabiat ögelerinin şiirlerde sıklıkla karşımıza çıkmasıdır. Şehrin detaylarla örülü aralığından tabiata/dünyaya doğru aşk ile bakan bir şairdir Ahmet Bahadır Sarıkaya. Aşk ile evet, şiirlerinin öz niteliklerinden biri de aşktır Sarıkaya’nın. Sanki tüm şiirleri aşk için yazılmış gibidir. Şair öznenin varoluş gerekçesi aşktır. Örneğin şu mısralar, hem tabiattan öz suyuyla beslenen, hem de aşk ile özünü gürleştiren bir lirik şairin duyumcu duyarlığına güzel bir örnektir:

“güneş yitip bitmiş/şemsiye dolusu yağmur birikirken damlarda/ağaçlar şimdi memesi verilmiş çocuktur” (s.32)

Hasılı kelam, güzel mısraların, güzel bir duyarlığın, güzel ve güzelleştirilmiş bir dünyanın şiiridir Leylifer. Yaşanmışlık içeren, dünya ile derdi olan şiirler…

Leylifer’de en çok “Tamamı Doğru” adlı şiirini sevdim, beğendim Sarıkaya’nın. Yalanla-dolanla, hırsızlıklar ve yolsuzluklarla, kıyımlar ve zulümlerle dünyanın ve insanın büyüsünün bozulduğu bir çağda/Türkiye ölçeğinde, şiir de bize, estetik donanımı ve biçimlenişi ile ‘tamamı doğru’ olan şeylerden/gerçeklerden bahsetmeli değil midir?

Şiir, şeddeli bir doğru’nun estetik dışavurumu değilse nedir?

________

(*) Kim kaldı bizden başka “Lirik Şiirler” üzerine yazan? Dergilerdeki 3-5 kısa yazının dışında Lirik Şiiri ve şiir kitaplarını mesele edinen “Eleştiri Haber”den başka bir yayın platformu kalmadı. Lirik kitaplar üzerine yazmaya devam edeceğim. Bu da bir tercihtir sonuçta. Bu yazınsal tercihimiz de umarım yeni açılımlara gebe olur, yeni anlamlara kapı aralar diyelim. Hayrolsun…

{Eleştiri Haber}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here