Şair Kadir Korkut, Şair Cemil Meriç’i Yazdı!

0
584

KADİR KORKUT

Şair Cemil Meriç¹

Giriş

Şiir, insanlığın ürettiği en eski bilgi türlerinden biridir. Antik çağlarda sanat deyince akla gelen ilk tür olan şiir, toplumsal ve kişisel deneyimlerin hayatın taklidi yoluyla sanat eserine yansıtıldığı bir başlangıca sahiptir. Aristo, Poetika’sında insanların fıtratında olan taklit yeteneğinin şiiri başlatan ana sebeplerden biri olduğunu söyler. Taklit Aristo’ya göre insanları diğer türlerden ayıran bir meziyettir ve insan hayata dair ilk bilgisini taklit ederek öğrenir. Filozofa göre insanın doğasında olan diğer yetenek ezgi ve ölçüdür. Bu iki özelliğe sahip olan insan şiir konusunda bir farkındalığa haizdir.

Aristo’nun bu kadim tanımlamasının üzerinden çok zaman geçmiştir ve şiirin tanımı çağlarına göre değişmiş, her bakışa ve dünya görüşüne göre yeni anlamlar kazanmıştır. Nitekim günümüzde bu tür; hikâye etme, toplumsal problemleri aktarma aracı olmaktan ziyade, metaforlar, imgeler ve çağrışımlar yoluyla yeni anlamlar, usu dönüştüren göstergeler elde etme olarak tanımlanabilir. Valery’nin şiiri dans etmeye benzetmesiyle şiirin bir amaçtan ziyade bir akış, sonunu düşünmeden kendi etrafında bir dönüş olduğunu söylemek mümkündür.

Şiir sadece muhteva yönünden değil biçim olarak da büyük değişiklikler geçirmiş, vezinler ve kalıplar geride bırakılmış, serbest ve yerine göre uzun dize yapılarıyla düzyazı denilebilecek şiirler kaleme alınmıştır. Türk Edebiyatı’na denemeleriyle adını bırakmış Cemil Meriç de özellikle Bu Ülke’deki metinlerinde bulunan iç ahenk ve şairane benzetmeleriyle bu türden sayılabilecek metinler kaleme almıştır.

Cemil Meriç her şeyden önce şiir tutkunu bir genç olarak şiire kafa yormuş, şiirler yazmış ve şiir hakkında fikirler üretmiştir. Özellikle ortaokul ve lise yıllarında edebiyat serüvenine şiirle başladığını öğrendiğimiz Meriç, her ne kadar adını nesir üzerinden duyurmuş olsa da düzyazılarını ince bir şair titizliğiyle işlemiş olmasından, şairlik sıfatını da beraberinde gezdirmiştir.

Cemil Meriç’in Şiirle İlk Teması

Şiirle başladım edebiyata, insanlar kıyıcıydılar kitaplara kaçtım.(2) Şiir onda kendini bir unutuş, toplumdan, incelikten uzak insanlardan kaçış olarak belirir. Meriç yalnızlık duygusunun temellerini dünyaya yeni yeni alıştığı dönemde atmıştır. Kitaplarıyla refakatçisini bulan genç aydın, bu ilişkiyi koyulaştıracak, kitapları neredeyse tek yoldaşı yapacaktır.

Edebiyat tarihine güçlü bir nasir olarak yerleşmiş bir insandan şair olarak bahsetmek Cemil Meriç’ten başka nadir aydınlara nasip olmuştur. Ancak Cemil Meriç’in sadece düz yazılarına bakılacak olsa bile, şüphesiz onu bir tarafıyla şair olarak anmanın gerekliliği ortaya çıkacaktır.

Çocuktum benim için edebiyat şiir demekti. Nabi’ye, Fuzuliye, Nedime aşıktım. Müpheme kavranılmayana karşı duyulan garip bir sevgi. Daha doğrusu hayranlık.(3)

Çocuk yaşta Mehmet Emin Yurdakul’un Türk Sazı eserini okur Meriç. Şiirle bu kitap vasıtasıyla tanışır. İmgesel söyleyişlerin Meriç’i çok genç yaşta etkilemeye başladığını, zihninin fikirlerden ziyade görüntülerle, ifade güzellikleriyle şekillenmeye başladığını daha o yıllardan görebilmekteyiz. Bu da onun Bu Ülke başta olmak üzere hemen tüm kitaplarında kullandığı bol sıfatlı, eylemsiz ve vurucu üslubunun kökünü oluşturmaya henüz çok genç yaşta başladığını göstermektedir.

Her ne kadar şiirin zamanının geçtiğini söylese de şiirden vazgeçemez genç aydın. Defterler dolusu şiir kaleme alır ve bunları dostları ile paylaşır. Hatta ilerleyen yaşında eski dostlarından Kemal Sülker’de rastladığı şiirlerini geri vermesi için ona para teklif eder. Fakat Sülker, Meriç’i anlamlı bir tebessümle reddeder.

Şiirden Düzyazıya Geçiş

Meriç yabancılığını, dışarıda kalmışlığını şiirde unutan bir gençtir. Onun unutmak istediği aslında kendisidir. Ancak zaman içerisinde tür olarak şiire karşı menfi bir tavır takınır Meriç. Şiirin zamanının geçtiğini söyler. Şiir kadim yılların atıl geleneğidir. Şimdi ise bilimin dli olan nesir önceliklidir. Batı’yı Batı yapan nesirdir ona göre. O halde bize de nesir gerektir. Bu süreçte onu şiirden nesre götürecek diğer sebeplerden bir tanesi, şiirin ‘’Ben’’ duygusunu kamçılaması ve bunun insana zarar verdiğini düşünmesidir. Artık kendini unutmanın yeni bir yolunu bulmalıdır. Bu yolu da yoğun mesaide keşfeder. Kalın roman sayfalarında emek vererek biriktirdiği notları, çeviriler, kaleme aldığı denemeler şiirin yerini alacak, garipsediği hayatın dalından düz yazıyla tutacaktır. Bu geçişle Meriç kendi bakış açısına göre şiirin bencil tarafından sıyrılıp nesrin toplum yüzüne yaklaşmış olacaktır.

Şiiri yazmayı bırakışına başka bir sebep olarak Yahya Kemal ve Ahmet Haşim okuduktan sonra şiir yazmanın ebediyen ikinci kalmak anlamına geleceğini söyler. Yine aynı şekilde Nazım Hikmet ve Necip Fazıl da Cemil Meriç’in şiire karşı cesaretini kıran isimler olmuştur. Ayrıca Meriç, şaşırtıcı bir şekilde gençlik yıllarında şiir yazmaktan utandığını, onu kötü bir iş olarak tanımladığını ifade eder. Toplumun ihtiyacı olan başka meselelerin halledilmesi gerekir iken, onu duygusal ve cinsel buhranlarla uğraştırmanın doğru olmayacağını belirtir.

Kendisine şiiri bırakış tarihinizi hatırlıyor musunuz diye sorulduğunda hiç bırakmadığını ima eder. Söyleyemem ki bunu, nesri şiir haline getirmeye çalıştım diyerek şiirden hiçbir zaman kopmadığını itiraf eder.
Telkin etmek ve renkli olarak birkaç cümleyle göz önünde canlandırmak. Tek üslup gayretim bu, ben de bir parça şairim ve tanzimat aydınlarına benziyorum.⁴

Cemil Meriç’in Üslup Kökleri

Necmettin Türinay Cemil Meriç’in şiirsel üslubunu Murat Yılmaz’ın Meriç hakkında hazırladığı kapsamlı kitabında(5) çözümlerken şöyle demektedir: Yaptığı işi ciddiye alan, nesrinde titizlenen biri. Özgün şairlerin mısraları gibi bir cümle ile yazmak! Anlamı ve sentaksı birbirinden ayrıştırılmayacak bir bütünlüğe erdirmek.(6)

Meriç de kendi üslubunu anlatırken ilk atasının Sinan Paşa, sonra Süleyman Nazif, Cenap, Haşim ve Refik Halit olduğunu söylemektedir. Öyle bir ifade yaratmak istiyorum ki Türk insanının uyuşan şuuruna bir alev mızrak gibi saplansın, İsrafil’in suru kadar heybetli bir dil: sanatla düşünceyi kaynaştırmak.(7) Bunun gibi iddialı bir üslubu elde etmeye çalıştığını ancak bir şair söylese gerektir.

1942 yılına geldiğimizde Elazığ Lisesi’nden öğrencisi Ahmet Kabaklı’dan, Cemil Meriç’in Namık Kemal’e karşı bir hayranlık beslediğini öğrenmekteyiz. Kabaklı, Meriç’in belagatli ve yüksek perdeden üslubuna düşkün olduğunu söyler.(8) Bu da daha sonraki Cemil Meriç’te gördüğümüz coşkulu, taşkın ve iddialı sözler söylemek isteyen bir üslubun köklerinden bir tanesini daha bize göstermektedir. Cemil Meriç de tıpkı Namık Kemal gibi bol teşbihli ve istiareli cümleler peşindedir.

Meriç’in tüm bu farklı kaynaklardan beslenmesi, onu ne tam olarak şiire sırt çevirmiştir ne de tam olarak nesre teslim etmiştir. Onun ulaşmak istediği yer nazmın coşkusuyla fikrin olgunluğudur: yani mensur şiir. Bu türdeki ilk akla gelen eseri ise hiç şüphesiz Bu Ülke’dir. Bu Ülke’nin özellikle Baki Kalanlar bölümünde mensur şiire dair güçlü örnekler bulunmaktadır. Yine aynı şekilde Jurnaller ve Mektuplar şiir yüklü düzyazı başlığı altına alınabilecek nitelikte metinlerdir. Meriç’i tüm Türkiye’ye tanıtan yazılarıdır bunlar. Fakat onun edebiyat dünyasına form ve içerik olarak şiir başlığıyla girmeye çalıştığını bilmemize rağmen, o ilk şiirlerden genellikle bahsedilmez. Murat Yılmaz, 2006 yılında Kültür Bakanlığı Yayınları’ndan çıkan Cemil Meriç kitabında Cemil Meriç’in otuzlu yıllarda yazdığı şiirlere onun kendi el yazısıyla yer vermiştir.

Cemil Meriç Şiirinin Genel Özellikleri

Zamanın şairlerine göre zayıf bulunabilecek şiirlerde Meriç iki farklı temayı işlemeye çalışmaktadır. Bunlardan bir tanesi toplumcu gerçekçi çizgiye yakın durmaktadır. Dönemin fakirlik ve savaş koşulları genç şairin hassas dünyasında yer edinmiştir. Bir yanda zenginlerin yılbaşı eğlenceleri, trenlerde viski içerek seyahat etmeleri, diğer yanda açlıkla boğuşan halk çocukları tasvir edilmektedir. İkinci bir içerik kanalı ise aşk, sevgi, hasret, özlem gibi duygusal yoğunluklu bir temadır. Bu şiirlerde tabiat unsurları yer tutmaktadır. Doğa elemanlarının şiirde kişileştirildiği ve bu yolla insani hissiyatların kuvvetle ifade edilmek istendiği görülmektedir. Bu şiirlerde ara ara imge yoğunluğuna başvurulmuştur. Meriç’in o yıllarda şiirde sesi, ritmik özellikleri daha çok önemsediği söylenebilir. Bu da o dönem için Türk şiirinde yer edinmiş Nazım Hikmet etkisini akla getirmektedir. Zira, Hikmet o dönemde yeni bir şiir üretmek isterken şiirinde müzikal kaliteyi yüksek tutmaya gayret göstermiştir. Meriç, kimi şiirlerinde hece ölçüsünden, kimi şiirlerinde kafiye düzeninden yardım alarak şiirini ahenk içerisinde söyleme niyeti beslemiştir. Bazı şiirlerini serbest biçimde kaleme alırken yine aliterasyon ve asonanslar yardımıyla sesi diri ve ritmik tutmak çabasını öncelemiştir.
Sonuç

Her ne kadar Türk Edebiyatı’nda ses getirecek şiirlere imza atmamış olsa da, gerek coşkunluğu gerek imgesel söyleyişe karşı gösterdiği ısrarcı tutumu Meriç’i ilk gözağrısı şiirle hayatı boyunca ilgili kılmıştır. Onun fikir dünyasında attığı adımlar salt felsefi çıkarımlardan ibaret değildir. Meriç düşüncelerini estetik bir çizgide ifade etmiş, bu tavırdan ödün vermemiştir. Bu da onu fikir adamı olmanın yanında sözü güzel söyleyen bir şair tavrına yaklaştırmıştır.

Kaynakça
Cündioğlu, D. (2010) Bir Mabed Savaşçısı . İstanbul: Kapı Yayınları
Meriç, C. (2008) Bu Ülke. İstanbul: İletişim Yayınları
Meriç, C. (2009) Jurnal Cilt 1. İstanbul: İletişim Yayınları
Meriç, C. (2005) Jurnal Cilt 2. İstanbul: İletişim Yayınları
Meriç, C. (1978). Mağaradakiler. İstanbul: Ötüken.
Meriç, C. ‘’Süleyman Nazif’in Mezarı’’, Yeni Devir, s.3, 9 Şubat 1981; aktaran Cündioğlu, D. (2010:210) Bir Mabed Bekçisi. İstanbul: Kapı Yayınları
Yılmaz, M. (2008) Cemil Meriç. İstanbul: T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları

DİPNOTLAR:

(¹)Kültürden İrfana Cemil Meriç Sempozyumu bildiri metnidir.

(2)Meriç, C. (1978:448). Mağaradakiler. İstanbul: Ötüken.

(3)CM, ‘’Süleyman Nazif’in Mezarı’’, Yeni Devir, s.3, 9 Şubat 1981; aktaran Cündioğlu, D. (2010:210) Bir Mabed Bekçisi. İstanbul: Kapı Yayınları.

(⁴)Cündioğlu, D. (2010:219) Bir Mabed Bekçisi. İstanbul: Kapı Yayınları.

(5) Yılmaz, M. (2008). Cemil Meriç. İstanbul: T.C. Turizm ve Kültür Bakanlığı Yayınları

(6)Türinay, N. (2008:152). A.g.e.

(7)Meriç, C. (1978:449). Mağaradakiler. İstanbul: Ötüken Yayınevi

(8)Türinay, N. (2008:157). A.g.e.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here