Şair Cahit Zarifoğlu’nun “Taş Gemi” Şiiri Üzerine Şair-Eleştirmen Ali Celep Yazdı…

0
421

ŞAİR CAHİT ZARİFOĞLU (1940-1987)

Şiirleri Üzerine Konuşmalar

‘İŞARET ÇOCUKLARI’

2d

[‘TAŞ GEMİ’] 

‘biraz yukardan

taş et

ot mu yoksa

taşetot

alır şaşmadan

gündüzden geceye geceden gündüze

ve bütün geleceklere

çağırır şimdiden ve el koyar

ne varsa

ne dökülse küreden’

Altı bölümden oluşan şiirin ilk bölümünden bir kesitle başlayalım.

Cahit Zarifoğlu’nun ilk dönem şiirlerinin bariz niteliklerinden biri de anlatılmak istenen şeyin, zamansız ve mekânsız bir aralıkta gerçekleşmesi, daha doğrusu, sözcüklerin, şairin iç evreninde yarattığı zamansız ve mekânsız bir ‘şimdiki an’ içinde kendince devinmesi, onca karmaşık bir düzen sunmalarına karşın, anlatmak istediği şeyin bir arka planı olduğu hissini uyandırması olduğu söylenebilir.

Bu durumda şiirin kaydettiği görüntüler de, gerçeklikten uzak,  gelişi güzel ve birbirleriyle ilintisiz gibi dururlar.

Doğrudan gerçeklikle meşgul bir dile alışkın okur nazarından veya bir şeyleri çözmek ereğiyle metni anlamaya koyulan şiir okuru katında bu durum yadırgatıcı olmakla birlikte, metnin kendi bütünlüğü ve şairin özge yaşamı dikkate alındığında açıklanabilir bir mahiyet kazanabilir kanımca.

Önce bir tespitle başlayalım: şiirin kaydettiği bir görüntüden diğerine anlık geçişlere bakılırsa ilk dikkat çeken şey, yapı kuran ifade birimlerinin tek tek ele alındıklarında birbirlerini anlam bağı yönünden desteklemedikleridir.

Bütüne yönelik ilgi ise tek başına varlık kazanmış birkaç dizede toplanmıştır.

‘yaşamakla erkekçe kaybediyorlar’ ‘hangi putun önünden geçmektesiniz’  gibi.

İkincisi, şairin sözcüklerle yaptığı şey bizim alışık olduğumuz varlık düzenine her defasında başka bir açıdan bakması ve bu ontik yapıya kendi varoluş pratiği içinden özel yanıtlar vermesi ve bu yanıtları hızlı dizelerle, sezgisel yoldan vermesidir.

Sanki o, bu düşük dünyadan yalnız kendisinin seyredebildiği başka bir dünyaya irtifa kazanırken edindiği içsel deneyimlerini, başka türlü imkân bulamadığı için elindeki sözcüklerle aktarmak zorunda kalmış gibi bir şiir davranışı sergilemektedir.

Böylece onun alışık olduğumuz bu dünya görüntülerine yukardan baktığı ve oradan âlemdeki yerini kurcaladığı veya taş (cemadat) ot (nebatat) ve et (hayvanat) gibi İlahi Kudret tarafından yaratılmış diğer varlık kurulumları yanında kendi yerini arayış halinden psikolojik tablolar resmettiği söylenebilir.

Şiir boyunca bu yaklaşım, empatik planda ve kişileştirme tekniği kullanılarak gerçekleşir.

‘güneşi çıkarırken toprak

Bir de süsler koşturur insanoğlunun

Bir günlük atını’

 

‘ve seslenir yüce dağ’

serin

toplar kartalı yılanıyla’  …

Dikkat edilirse şair bu tekniği kullanırken bir taraftan da yerleşik varlık düzeninin bütün yapılarıyla canlı diyaloglar kurar ve giderek ontik dünyadan ontolojik plana geçişin zeminini hazırlar.

Taş taş olmaktan, ot ot olmaktan, et et olmaktan çıkmış, önce doğa içinde olması gereken karşılıklarına kavuşmuş ve nihayet Hazreti Peygamber’in yağmurlu bir günde hırkasını üstünden çıkarıp yağmura tutması ve ashabının merakı üzerine ‘şu an yağmurun Rabbimle yaptığı sözleşme, benim Rabbimle yaptığım sözleşmeden daha tazedir’ sözünü ifade ederkenki halini hatırlatan veya yine Hazreti Peygamber’in ‘Uhud dağı beni sever, ben de onu severim’ sözünü hatırlatan diyalojik bir forma girmiştir.

Bu, varlık âlemini dolduran her bir oluşumla canlı iletişim, nesneleştirmeden konuşma biçimi, Cahit Zarifoğlu şiirinin bütününü kat eden bir özelliktir.

‘koşunuz ak saçlı bulutlar’

‘rüzgâr da koşar’

‘damarlarında koşan toprakla süslenip’

Taş Gemi, şiirin genel havası dikkate alınırsa, fani dünya veya bu dünya yüzünde insanın varlık resmi olarak algılansa yeridir.

Nihayet dünya bir baş dönmesi, insan da bu baş dönme anaforunda ‘yaşamakla erkekçe kaybeden’ soylu bir yapı değil midir?

‘biz işte hep soylu yapılar

 

ıslak taş gemide huysuz

uzakta ilk gülün akrebiyle sevişmekten

bir tek sarı ve sarsılmaz sesine güvendiğimiz

kanaryayı katlettik’

Bir de şu var, son olarak: ancak iyi bir şair konuştuğu zaman kendisi gibi konuşabilir.

Konuşmanın canlılığı, varlık düzeniyle içten kurduğu diyalojik yaklaşımdan el alır.

Cahit Zarifoğlu’nun konuşma tarzını biricik kılan da kendi fıtratına muvafık kalma ısrarı ve olana gözünün nuruyla bakarken tecrübe ettiği sahicilik ilkesine sadakati olsa gerektir.

Çok kez dağınık da olsa insanın başını canlı cenaze, yaşamını da canlı bir tabut olmaktan muhafaza eden dinamik bir varlık dikkati olarak okunabilir bir şiir ‘taş gemi’

‘rüzgâr da koşar

nasıl sever misiniz

ya kimbilir hangi sevincin

hangi gerçeğin çiçeği

göz nuru

hangi hangi geleceğin

ağacı gelir dize

çılgınlık gibi mutlaka

ışıklı imkân içinde’

Bir sonraki konuşmamız ‘zamana yay gerip ok atmak’ olsun nasipse.

Eyvallah.

23 Mart 2019

Arifiye

Sakarya

ALİ CELEP

{Eleştiri Haber}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.