Sadece ‘8 Mart’ mı, sonsuz kart mı? | Semra Meral

0
488

SEMRA MERAL

SADECE ‘8 MART’ MI, SONSUZ KART MI?..

Sekiz Mart ‘geçti gitti’ değil mi?..

Hiç kadın’a bir gün yeter mi?..

Peki kadın gitti mi, bitti mi, yitti mi?!.

Peki kadın, peki anne biter mi, yiter mi, gider mi?!..

‘Bir güncük’ feda olsun kadın’a; gerisi , veda ile heba mı?..

Bir gün mü anılmalı kadınlar, yoksa Cennet’i ayaklarının altına seren Rabb’imizin armağanı olan anneler sonsuz kere mi?..

Anılmalı mı kadınlar, anlaşılmalı mı?..

Sadece 8 Mart’ta mı öne çıkmalılar; yoksa hep, daima değer verilip, ‘sonsuz kere sonsuz’ mu kıymetleri bilinmeli?..

Yoksa da, 8 Mart’ta hatırları alınıp; sonra da satırlara mı sarılmalı?!..

Efendim, bu soruların cevabının ne olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz, biliyoruz da; Fatma Türkdoğan, öyküsünü yazacak kadar kalemini bileyen kadın yazarlarımızdan…

[“poetikhaber.net sitemiz yazarlarından güzel dostum Fatma Türkdoğan’ a ait Kybele’nin Vârisleri imzalı olarak tarafımıza ulaştı….Nadide armağan’ı için güzide meslektaşıma memnuniyetlerimle birlikte teşekkürlerimi ifade ediyorum…Öykülerini zevkle okuduktan sonra, inş’Allah PoetikHaber Kültür-Sanat Sitesimizde aziz okurlarımızla şevkle paylaşacağımız bir yazı da kaleme almaya gayret edeceğim…”] diye sosyal medyada ifade etmeye çalıştığımız sözümüzü ‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ gibi anlamlı bir günün ışığında yerine getirmenin huzurunu yaşarken;

analara, bacılara; eşlere, sırdaşlara; yazarlara, kitaplara; emeklere, çiçeklere ‘merhaba’ diyelim biz de yeniden, ‘merhaba!..’

Merhaba, ” Kadınlar size, Allah’ın emanetidir!..” diye Veda Hutbesi’nden yükselen ‘o mübarek ses’e gönül verenlere!..

Merhaba, kendisine emanet edilen o narin, o nazik, o naif, o zarif emanet’e sahip çıkanlara!..

Evet kadındır onlar, kadın!..Hem de adın!..

Zira, senin kimliğin yansır yüzüne; sen varsındır özünde, sözünde; hep ‘seni’ anlatır…

Zira kadındır onlar; istersen güldürür seni, istersen ağlatır…

Zira onlar; hem bir ana, hem bir eş, hem bir güneştir!..

Zira onlar; bir can, hem bir canan, hem bir vatandır!. Zira onlar; hem bir diyar, hem bir bahar, hem bir yârdır!..

Peki herkesçe mi bu böyle bilinir?!..

Öyle olsa;

Niye boynun büksün ki Menekşeler?..

Niye kurusun Yasemenler?..

Niye solsun ki Nergisler?..

Niye ağlasın Güller?..

Öyle olsa niçin kalem feryat etsin, kelâm inlesin?!.

Öyle olsa niçin hitaplar nefret okurken O’nu inciten’e;

niçin lânet dokusun ki kitaplar, O’na uzanan ellere?!..

Evet ‘kitaplar solmayan çiçekler’ de; öyle solan, öyle kuruyan çiçekler var ki…

Oysa onlar dalında öyle güzel, yuvasında öyle özel, annesinin kucağında öyle can; babasının ocağında öyle canandılar ki…

Evet kitaplar hitap etse de hem bugüne, hem yarına; ‘ne dünü bulunsun, ne bugünü, ne yarını olsun’ diye çiğnenen öyle çiçekler var ki…

Oysa onlar anne ve babalarının koklamaya kıyamadığı öyle nadide çiçekler ki…Ol/a/masalar da birer kraliçe, hepsi ayrı ayrı birer prenses değil mi ki?..

Şükür ki, ‘elbette’ diyenler ve bu değeri çok iyi bilenler de var…

Şükür ki, bu değerin bilinip işlenilmesi gerektiğine inananlar da var…

Şükür ki, bu değeri bilmekle kalmayıp onun yüreklere nakşedilmesine inananlar da var…

İşte, işte bunlardan biri de Fatma Türkdoğan!..

En yüce görevi ‘annelik’ olan ‘kadın’ı; lâyık olduğu tahtına oturtmak için kelâmı ile de hizmet eden bir anne, bir anneannedir O!..

Bir peygamber mesleği bilinen öğretmenliğine tebeşiri ile hizmet ederken; kalemini de seferber eden bir yazar, bir öykü yazarıdır O!..

Yıllarca eğitirken o güzelim yavrularını;

şimdilerde, bahtsız öyküleri belki de ‘diri diri gömülme seansları’ ile başlatılan kız çocuklarının yeni kuşağına ses olurken; onların tahtsız analarına nefes olmaktır meramı…

Yıllarca su verirken sıra aralarında çiçeklerine;

şimdilerde, Anadolu’nun çalışkan, üretken anasına, kızına;

bacısına, acısına; gelinine, zeliline; yengesine, dengesine; nenesine, ebesine; emesine, ezesine; halasına; bibisine….kısacası hemcinslerine elini uzatarak onlarla hemhâl olmak, dertlerine merhem olmaktır meramı…

Ferfir Yayınları’dan çıkan ‘Kybele’nin Varisleri’ndeki ‘17 öyküsünde de başkahraman hep ‘kadın’ dır, ‘kadın!..’

Kadın çilelidir hep, kadın gizemli…

Kadın yaralıdır hep, kadın, netameli…

Kadın emektardır hep, kadın hizmetkâr…

Kadın gözü yaşlıdır hep, kadın bağrı taşlı…

Hem de Kutsal Kitabımız Kur’ân-ı Kerim’in, ‘Tekvir Suresi 8. Âyet-i Kerimesi’nde: “Diri diri gömülen o kız çocuğuna günahının ne olduğu sorulduğunda…” buyuran Yüce Allah, gerçek dünyada bunun hesabının çok çetin geçeceğine işaret ederken!..

Hem de, o kutsal kitabın indiği Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) “Cennet annelerin ayakları altındadır…” demişken!..

Hem de, Ebul Gazi Bahadır Han, Secere-i Terakime’de, Oğuz ilinde, ‘yedi kızın uzun yıllar beylik yaptığı’nı anlatırken!..

Hem de, Türk töresinde ferman; “Kağan ve Katun veya Hakan ve Hatun buyuruyorlar ki…” diye başlarken!..

Biz böyle hayıflanırken Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş ses verecektir ötelerden: Ve diyecektir ki: “

“…hep bizim yüzümüzden bizim…çünkü;

Biz insanoğlu; kadın, kadınlarımız insan!..”

Oysa kadın ve erkek birbirini tamamlasın diye halk etmemiş midir Yaradan?!..

İşte bunu bildiğinden yazarımız, bilmek istemeyenlerin gözüne gözüne sokmak istemiştir kalemini…

İşte bunu bildiğinden; ‘dur’ demek istemiştir ‘arkadaş, dur!..’

‘el kaldıramazsın bu güzel varlığa..’

İşte bunu bildiğinden, “Şuna inanmak lâzımdır ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir…”diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün dikkat çekmek istemiştir saygısına, sevgisine, ilgisine…

Hem de bunu o kadar başarılı, o kadar güzel tasvirlerle yapmıştır ki; bir ders verildiğinin, bir öykü okunduğunun; bir öykü okunurken bir tanıtım yapıldığının farkına bile varılmadan…

Zaman zaman betimlemeler biraz uzasa da bu okuru asla sıkmamakta, aksine bizzat orada, o ‘yer’de kalınmasına yardımcı bile olunmuştur…

“Bir örnek seçeyim şuraya yeri gelmişken…” dedimse de bir hayli zorlanmadım değil; çünkü ayrı ayrı, her bir öykü ‘kelimelerle resim yapma sanatı’nın hakkını veren birer şaheserlerdi…

Keşke tanıtım yazısında, veya bir önsözde ‘Niçin Kybele?…Niçin Kyble’nin Varisleri’ isminin seçilişi ile ilgili bir açıklama yerinde olurdu diye düşünmedim de değil…

Madem kitaplar solmayan çiçeklerse; Kybele’nin Varisleri ile birlikte içindeki çiçekler de hiç solmasın, hiç kurumasın ki; kutsal ailemiz yeşermeye devam etsin ve inş’Allah koca çınarımız dallarıyla hep var olsun!..

Kıymetli meslektaşım, güzel arkadaşım; dalların hep yeşersin, ellerin dert görmesin!..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here