‘Rind’e Rindâne Söyle Seyrinde’ye Bir Bakış Denemesi | Mustafa Nurullah Celep | Bir Şiirden

0
378

Mustafa Nurullah Celep

‘RİND’E RİNDÂNE SÖYLE SEYRİNDE’YE BİR BAKIŞ DENEMESİ (*)

Divan Şiiri müktesebatından beslenen bir şiir damarı var Rüstem Ahmet Gözübüyük’ün. Divanların daha çok teknik hususiyetlerinden faydalanıyor ve ses ve eda olarak yansıtıyor şiirlerine. Şiirlerde daima aşk ve elem libasına bürünmüş dervişane bir lirik özne konuşuyor ve söz alıyor. Aşktan vurgun yemiş kederli bir öznedir bu. Şiirlerin tümü olmasa da büyük bir kesimi, muhayyel bir sevgiliye bir nida ve sesleniş olarak yazılmış desek yeridir. Şiirde konuşan özne, Melami bir hâl ve etvar üzeredir:

“Zulmet’ime

Ki o gecedir gözlerin deydi

Gülüşün düştü, sündüs’tü

Perde-i hicâbın

 

Tanışıp

Bilişmekle dilşâd olduğum

Ey!” (s.43)

Ey nidaları bile Melami bir hâl içredir bu şiirde. Şiirlerin genelinde bu hâl ve hâllenmeler, Divan şairlerindeki rindlere has bir atmosferde cereyan ediyor. Aynı cihette aşk karşısında rahmet ve merhamet dileyen Melami ve melankolik bir hâli de cereyan eden bu iklime ekleyelim: Gözübüyük için şiir, bir terennüm ve bir temennadır.

“Mağma’lar ayaklansın

Rûh’umda…

 

Yıldızlar

Tutunsun dudaklarına gülümse…

Gel ey gecem ay gözlerinle.

 

Dizlerinde uğurla beni

Nefes’imi say gözlerinle.” (s.65)

Şair-Nakkaş, Hat Ustası Rüstem Ahmet Gözübüyük

Gözübüyük’ün bu kitabında daha çok Divan Şiirinin mazmunlarıyla çalıştığına tanıklık ediyoruz. Mazmunları Modern Şiirin dil-içi imkânlarıyla geliştirmekten ve tazelemekten uzak bir edebi tutum içindedir şair. Şiirlerdeki yapısal çalışması tümüyle Divan gereçlerini genişletmekle sınırlıdır. Aynı zamanda kitap boyunca şairin aşırı bir kuyumculuk örneği sergilediğini de görüyoruz. Oysa şunu seçik olarak ifade etmek gerekirse, Gözübüyük’ün şiirlerinin önemle/hususiyetle sadeleşmeye, yalınlaşmaya ihtiyacı vardır. Var olan ve hep kullanılagelen mazmunlara, takılara, kelimelere, tamlamalara, cinas-kafiye gibi teknik özelliklere bu aşırı tutkunluk ve aşırı eğilim, şairin meramının sarahatle sunulmasının ve şiirde gerçekliği seçik bir bilinç ve biçim/biçemle dile, ifadeye kavuşmasının önündeki en büyük engeldir. Bunun için iki ayrı şiir örneği vereceğim. Biri Louis Aragon’un “Elsa’nın Gözleri” adlı aşk şiiri, diğeri söz ve yazı konusu Rüstem Ahmet Gözübüyük’ün “Mihmân” adlı yine bir aşk şiiridir. İki farklı aşk şiirine dair bu örnekler, biri kelime tasarrufundaki sadelik; diğerinin de eskil/arkaik kelimeleri kullanmasındaki karmaşayı ve boğukluğu gözler önüne seren örneklikler olarak bize bir mukayese imkânı sunacaktır.

ELSA’NIN GÖZLERİ

Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de

Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm

Orda bütün ümitsizleri bekleyen ölüm

Öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde

 

Uçsuz bir denizdir bulanır kuş gölgelerinde

Sonra birden güneş çıkar o bulanıklık geçer

Yaz meleklerin eteklerinden bulutlar biçer

Göklerin en mavisi buğdayların üzerinden”

(…)

(Çev: Orhan Veli Kanık)

Şimdi ise Gözübüyük’ün Mihmân şiirini alalım. Aralarındaki vokabüler farkını görelim, Gözübüyük’teki yoğun duyarlığın bir verimi olarak kelime haznesindeki ve gereçlerindeki zenginliği fark ederek elbette. Bu şiirde eskil/arkaik kelimelere aşırı tutkunluğun şairin aşkı ve gerçeği ele alışındaki belirsizliği ve soyutluğu daha da artırdığına tanıklık ediyoruz:

MİHMÂN

Yazgımdır eksen’in

Itrı lâle’nin menekşe’nin

Sendedir

 

Kulak ver ricâ’ma câma çıkıver

Işığınla yol alır bu âmâ çıkıver

 

Düşürüp

Müşgân’a çekme perdeleri ne olur

 

Dön, dön ay yüzlüm bir hâle bırak Şems’ine

O ruhı pâk’ın ki mihmân’dır şems sîne”

(…)

(s.81)

Bu örnekler kitap boyunca elbette çoğaltılabilir. Buradan hangi sonuca varıyoruz? Ancak şunu da ifade etmekte yarar var: Şiirlerin geneli itibariyle muhayyel/romantik bir atmosferde şekillendiğini söyleyelim. Günlük hayattan uzak bir şiirdir Gözübüyük’ün şiiri. Bu dünyaya ve bu hayata ait değil sanki. Oysa günlük konuşma diline dayalı olarak gündelik hayatın içinden kotarılan kanlı-canlı ve taze duyarlıklı şiirlere de ihtiyacı var Gözübüyük’ün. Nitekim bu şiirler soyut bir iç âlemde ve soyut bir koridorda yürünerek yazılmış ve Divan şairlerinin ikliminde teneffüs edilerek oluşturulmuş şiirler intibaı uyandırıyor okuyucunun gözünde. Hemen birçok yazımda hep tekrar eder dururum: İçinde yer aldığımız dünyada yaşadığımızı hissettirmeli bir şiir. Giderek bir çağ duyarlığını/çağdaş bir duyarlığı da taşımalı bünyesinde. Bu anlamda Gözübüyük’ün şiirlerine, çağına özgü bir duyarlık yerine gelenekten el alan, gelenekten beslenen ve geleneğin zengin gereçler dünyasında vücut bulmuş bir duyarlık hâkimdir. Oysa yukarıda da ifade ettik, geleneği yenileme bilinciyle tazeleyen, modernleştiren yenilikçi bir edebi tutumdan da uzak kalınmıştır. “Şimdi ve burada” bilinciyle yazılmış bir şiir değildir Gözübüyük’ün şiiri, başka bir dünyaya, başka bir âleme aittir. Yok mudur yalın şiirleri şairin? Vardır elbet. Örneğin “Akdeniz” şiirinin birinci bölümü değilse de ikinci bölümü sade/yalın bir duyarlığın ürünü olmakla güzel ve etkileyici bir şiirdir:

“Yaslara yaslanmalı

İmgelere sarılmalıyım

Almamalıyım ağzıma adını

Bir sen olmalısın dilimde

Akdeniz demeliyim

 

Bir Akdeniz bir de sen dilimde” (s.31)

Şair Rüstem Ahmet Gözübüyük’e âcizane önerim: Modern Türk Şiirinin toprağından geçmesi yönündedir. Hatta giderek ona Garip üçlüsünü bile tavsiye etmek isterim. Yalınlıktan, sadelikten kastım biraz da budur. Yani Gözübüyük’ün şiirinin zamanla, insan ve hayatla irtibatlı kılınması gerektiğini düşünüyorum. Âşık-maşuk ilişkisinde somut davranış biçimlerine yer verebileceği gibi imgelerini, şiirsel kavrayışını alabildiğine gündelik hayatın hay huyu içinden geçirebilirse Günümüz Şiirine, çağa, zaman ve hayata yaraşır bir şiir birikimi/kültürü ortaya çıkarabilecektir. Zaten var olan gelenek bilgisiyle birlikte Yeni’ye de kapı aralaması, hayrınadır Gözübüyük’ün.

En derin hürmetlerimle ellerinden öpüyorum.

Selam ederim…

(*) Rüstem Ahmet Gözübüyük, Rind’e Rindâne Söyle Seyrinde, Artos Kitap, Ekim 2017, Bursa.

[Eleştiri Haber, 26.05.2018]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here