Öykücü Ömer Kaya’dan fotoğraf altı “Mikro Öyküler”

0
434
Eleştiri Haber Öykü Yazarı Ömer Kaya

ÖMER KAYA’DAN MİKRO ÖYKÜLER

YALNIZ ZAMAN

O mevsim geçti. Sonra mevsimler… Her hâlini iyi tanıdığı çokça kayıtsız günler. Birer birer. Peşi sıra bazen. Hissettirmeden. Kimi zor saatler. Can çekişen bir koca boğanın uzadıkça uzayan ölüm anları. Hepsi oldu. Neler neler. Kolay mı? Şimdi, bunca yalnızlığına insanın, hayretle bakıyorum, diyor üstelik takvimler herkese aynı günü gösterirken.

***

KAKOFONİ

Ne büyük gürültüdür dünya; sessizliğin söylediğini duyana.

***

HEPSİ BU

Hiç bakamadı onun da yüzüne uzun uzun. Yalancılar, güvensiz olanlar, hasta insanlar gibi.

Nasıl anlatsın… Yükü gözlerindeydi işte (elinde değil) hepsi bu.

***

KISMET

Yönü çoktan belirlenmiş yolların sıradan yolcuları benzer sonları yaşar, kulaklarında hep aynı sesle: kısmet.

***

FAYDASIZ MERAK

Günün rengini, gecenin hevesini, her dile aşk ezgisini unutturan insan; yolun sonunda senin de hatırladıkların olacak mı?

***

KÜS

Umut, tavşan; güneş, dağ. Haberler her akşam.

***

YABANCILAR

Hep yabancısıysa dünyanın, kestiremediği yolların duraklarında nasıl soluklanır insan(?)

***

KAYIP

Yaşadığın yıllara, geçtiğin yollara rağmen arayacak olursan öksüz çocukluğunu bugün buralarda, metin olmalısın; çünkü adın bile yok.

***

RAZI

Kurtulamıyordu. Sağ ayakla çıktığı halde hezimete uğramış yolculukların tekrarındaki bayağılıktan. Ayniyet içinde, beyhude geçen senelere, mağrur maskeli neden sorma saplantısından. Dünyaya isteyerek geldiğine inananlara has, bir gün muhakkak biricik olma tahayyülünden doğan acizlikten… Kurtulamıyordu. “Bildim bileli kendimi…” diye başlardı söze. “Ben kendimi bildim bileli hiç…” Kazanamadıkları, kaybettikleri, hak ettikleri, hak etmedikleri… Sahiden ona mı aitti?

Bir vakit geldi ki günle gece arası, yoksunluğun tam ortasıydı.

Söylediklerinin duyulmaz, uğraşlarının görünmez, ananevi ezberlerinin beş para etmezliğiyle kalmadı artık derdi. O an bildi kendini. Yarattığı; cılız, faydasız, yarım nefesle gitti gidecek, titrek bir mum alevinin zoraki yürek çarpıntısı etrafından çekerken boyundan büyük, biçimsiz ümitlerini, bu tenevvüre binlerce kez şükretmeye razıydı. Çünkü o, bir asi değildi.

***

ZAMANLA

Hayatın, insanların yaralarını sarmak gibi bir endişesi olmadığını -nihâyet- idrak ettiğinde gitmeye karar verdi. Giderken uğurlayanı, vardığında bekleyeni olmayanların; kaybetmiş, âciz ve aptal sayılamayacağını hazmetmesi de elbet zaman alacaktı.

***

YARALI

Dünyaya gelenlerin şanslı olduğunu düşündü. Ne var ki o, dünyaya düşmüştü. O günden bu yana hiç kaynamadı kemikleri.

***

DERT

Hüznünü dert edindiği evler vardı. Hiç ağırlanmadığı.

***

PAY

Sokağa lamba, Dünya’ya Güneş. Ekseriyetle karanlıktaki vicdanın payına nadiren el feneri düştü.

***

KEDERLİ BAKİYE

Bankada -çalışmaya lüzum bırakmayan- para, lüks iki daire, bir zeytinlik. Birkaç imzayla aldı kalanları. Cebi doldukça sözde geniş aile arabasındaki yan koltuk daha da boşladı, arkadakileri düşünmeyi ise hiç kaldıramıyordu. Sevene kadar yaşadığından belki, ölene kadar sürmekte bir sakınca görmedi.

Foto: Ömer Kaya

{Eleştiri Haber, Kasım 2018}

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.