Osman Nur’un ‘Kur’an Açıklaması’nın Anlam ve Önemi Üzerine Bir Çerçeve Denemesi

0
405

Mustafa Nurullah CELEP(*)

OSMAN NUR’UN ‘KUR’AN AÇIKLAMASI’NIN ANLAM VE ÖNEMİ ÜZERİNE

BİR ÇERÇEVE DENEMESİ

Kur’an’ın doğru, iyi, açık ve net bir biçimde anlaşılıp özümsenmesi, insanın, modern hayatın karmaşası ve kaosu içinde var olma cehdi gösteren insanın, ilahi irade yönsemesinde yaşamasını mümkün hale getirir. Bu ise dünyaya bir hedef ve gerekçeyle gönderilen kutlu elçilerin uyarı-ikaz ve muştularının anlamına vakıf olmak, fizik ve metafizik gönencin, mutluluğun nişanesi olmak demektir.

Kur’an’ın ‘beyan’ vasfı gereğince kişioğluna düşen en mühim sorumluluk, açıklanan ilke ve yükümlülükler toplamını kendi hayat alanına taşımak ve deneyimlemektir. Yana yakıla ilerleyen ve biçimlenen bir hayatın topraklarında Kutlu Eser’in, tesir eden müessiriyetine muamele ve mukabele sürecinde, ‘açık-sarih bir biçimde’ kavranamaması diye bir sorun olmasa gerektir. Türkçede İlahi Mesajı kendi anlam ve zihin evrenimize daha bir yakınlaştırmak demek olan bu çalışmadan sonra, muamele ve murakabe sürecinden mukabele etmeye niyetlenen insan için, hafızasının tunç kapılarından önüne çıkan her gerekçe ve mazeret sözleri artık geçerliliğini yitirmiştir. Artık ‘Kur’an’ı anlayamıyorum’ şeklinde bir kalıbın içine saklanmak, yok hükmündedir.

İlim-irfan yönünde bir Kur’an hâdimi olan Osman Nur’un bu emek mahsulü Türkçe Açıklaması, tüm mazeret sözlerini geçersiz kılıyor desek yeridir. Çünkü Osman Nur’un bu Kur’an Açıklamasının en belirgin niteliği, ‘mananın aslına sadık’ kalınarak Kur’an’ın ruhunu, açıklayıcı bir çeviri-tercüme etkinliğiyle zihnimizin, anlama yeteneğimizin açık ve berrak zeminine taşımayla farklılaşıyor. Osman Nur, harfi harfine/lafzi çevirinin yanında anlamı anlamına/tefsiri tercümenin imkânlarını da kullanarak İlahi Mesajı insan zihninin en alt derecelerinden kavrayış derinliğinin en üst mertebelerine kadar Türkçede her kesimin, her Müslüman evladın, yediden yetmişe her sınıf ve zümreden kişioğlunu muhatap kılarak özümseyip hayat sahamıza taşıyabileceğimiz istifade etmeye her daim müsait bir çalışma ortaya koyuyor.

‘‘Kur’an’ın başka bir dile tercüme edilmesinin gerekliliği, O’nu anlamanın dinde gerekliliğiyle eş değerde kabul edildiğinden’’dir ki Osman Nur, sorumluluk sahibi bir Kur’an hâdimi olarak bu sade bir dil ve mümkün olduğunca akıcı bir üslupla çevirisini yaptığı çalışmada, daha çok ‘tefsiri tercüme’ diyebileceğimiz bir metot uygular.

‘‘Kimi mütercimler tercümeyi bir dilsel aktarım olarak görmüş, anlamayı okura bırakmış, okura açıklama yapma ve asıl metni anlamsal bir analize tabi tutma gibi bir amaç gütmemiştir. Bu prensibin uygulanması sonucunda kelimesi kelimesine bir tercüme anlayışı doğmuştur. Kimi mütercimler de tercümeyi anlamsal aktarım olarak görmüş ve asılda kapalı gözüken noktaları açıklama yoluna gitmişlerdir. Bu durumda da ortaya anlamı anlamına bir tercüme çeşidi çıkmıştır.’’ (Süleyman Koçak, C.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, 12/1-2008, 299-323.)

Osman Nur, ‘Kur’an ve Kolay Anlaşılması İçin Türkçe Açıklaması’ adlı işbu çalışmasında çoğun Arapça ve Farsçada karşılığının kolay anlaşılmadığı bazı kelime, ifade, ibare ve cümlelere Türkçede ek-benzer anlamlarını vererek bir bakıma Tefsiri Tercüme diyebileceğimiz bir çeviri yöntemi izlemiştir. İzlenen bu yöntemde en dikkate değer olan tutum şudur ki Osman Nur hedef kitlesini belirleyerek işe başlamıştır.

‘‘Tercüme, anladığını anlaşılır bir dilde anlatabilmek demektir. Dolayısıyla akıcı ve anlaşılır bir dilde olmalıdır. Bunun için de muhatapların (entelektüel, halk, gençler vd.) dilsel, kültürel seviyeleri ve bu alandaki beklentileri dikkate alınarak yapılmaya çalışılmalıdır.’’ (Süleyman Koçak, a.g.y.)

Osman Nur’un, işbu çeviri çalışmasına ‘Kur’an ve Kolay Anlaşılması İçin Türkçe Açıklaması’ ibaresini düşmesinin çeşitli nedenleri vardır:

-Cumhuriyet’ten günümüze meal çalışmalarının kahir ekseriyeti, çeviri sürecinde, kaynak dilden hedef dile aktarma aşamasında, geniş halk kesimlerinin kavrayış seviyesini ve hazırbulunuşluk düzeyini dil ve üslup bakımından nazarı itibara almamıştır.

-Bu meal-tefsir çalışmalarında Kur’an’a yönelme noktasında ilgi duyan, merak eden, teveccüh gösteren kişilerin ilim-kültür seviyeleri, örneğin orta derecede Arapça bilmeleri esas alınmıştır. Böyle olunca da Kur’an’ın anlaşılıp deneyimlenmesi sürecinde mesafe sorunu ortaya çıkmıştır.

-Bir kısım mealler harfi tercümeye riayet gösterirken bazısı da ‘şiir biçiminde’ bir meal tercümesi hazırlamayı tercih etmiştir. Harfi tercüme sonuncunda da birçok cümle ve anlatım bozukluklarıyla karşılaşılmıştır.

-Türkiye’de bazı lafzi çeviri çalışmaları harfi harfine/kelimesi kelimesine çeviri olduğu için Türkçede dil yanlışlıkları ve anlatım bozukluklarıyla maluldür. Kur’an’ın Arapça aslından bugünün Türkçesine aktarılan anlamın harfi harfine bir çeviri süreci takip edildiği için uyumsuzluklar ve cümle düşüklükleriyle karşılaşmamak mümkün değildir. Osman Nur, bugünün Yaşayan Türkçesini esas alarak lafzi tercümedeki belirsizlikleri, açıklama ve belirginleştirme diyebileceğimiz bir mütercim tutumuyla ortadan kaldırarak Kur’an metninin kelime, sözdizimi ve biçimsel düzeyde anlamına vakıf olmada da ciddi, önemsenen, takdire şayan bir çalışma ortaya koyuyor.

Bu sarih-açıklama çalışmasıyla insanın hem bu dünyada hem de ahiret hayatında huzur ve rahata kavuşması, mutluluğa erişmesi için reçeteler sunan İlahi Mesajı, artık Arapça ve Farsça ifade ve ibarelerle yoğunlaştırılmış kelime birimlerine sahip olan diğer meal çalışmaları yanında ve ötesinde ‘kolaylıkla kavramak’ mümkün hale gelecektir.

   Bugünün Türkçesiyle, ‘açık ve anlaşılır’ bir dil ve anlatımla bir Kur’an tercümesi yapmak Osman Nur Hocaya nasip olmuştur.

Osman Nur’un Kur’an Açıklamasının en belirgin bir diğer özelliği de ‘Ehl-i Sünnet’ çizgisini bir çeviri-aktarım ruhuyla birlikte takip etmesidir. Kur’an ayetlerini Türkçeye aktarırken esas aldığı ruh, kıssaların, emir ve nehiylerin kavranıp anlaşılması noktasında Ehl-i Sünnet ruhudur. Osman Nur bu minvalde, her kesimin kavramakta bir ön hazırlık sürecini gerektiren Kur’an’daki bazı ifade, ibare, kavram ve terimlere Ehl-i Sünnet anlayışı gereğince sarihlik katar. Bu sarahat sürecinde Kur’an’ın asli anlamına ve ruhuna sadakat, belirleyici önemdedir. Elbette bu, Kur’an’ın Mübin (açıklayıcı ve anlaşılır) bir mesaj olma gerçeğine halel getirmez. Bu anlamda Osman Nur, Allah kelamının daha geniş kesimlere ulaştırılması noktasında bir millet ve ümmet bilinciyle hareket eder. Bir nevi, ‘‘Kur’an’ı anlamakta zorlanıyorum’’ şeklindeki mazeret sözlerinin geçer akçesi kalmamıştır, demek ister. Bu hususta sadece entelektüel yönleri güçlü okur-yazar kesimlere değil, doğrudan Kur’an’ı Kerim’le organik bir bağ kurma niyeti ve düşüncesi taşıyan gencinden yaşlısına her insanoğlunu muhatap kılar.

Osman Nur’un bu çalışmasına ‘meal’ veya ‘tercüme’ demeyişinin nedeni, Kur’an’ın ‘‘anlama/fehm’’ düzeyine millet ve ümmet eksenli düşünerek katkı sunmak istemesidir. Böylece artık başvuru kaynağımız, rehber ve kılavuz kitabımız Yüce Kur’an’ı yalnızca ihtisas sahipleri değil; açık, anlaşılır ve dil ve üslup bakımından her insanın anlayış düzeyini esas alan bu çalışmayla, Türkiye’nin her yerinden, her sınıf ve toplum tabakasından kişiler Kur’an’la tanışma imkanına kavuşacaktır.

Bu Kur’an Açıklamasında dikkat çeken bir diğer özellik de kader-kaza konularında bazı çizgi dışı meal çalışmalarına ve yorumlarına karşı Hanefi çizgiyi, Ehl-i Sünnet akaidini temel almasıdır.

Bu minvalde hem Kur’an çevirilerinin varoluş gerekçesini kavramak, hem de açıklama ve çeviri edimimin anlamına vakıf olmak için şu uzun alıntıyı yapmak, zihnimizi bu hususlarda sağlam bir zemine kavuşturacaktır:

‘‘Kur’an’dan bir şey değil çok şey anlaşılır. Birbiriyle çelişmeyen, uyum halinde olan çok şey… Ağaç, yıldız, su ve çiçekler nasıl yalnızca göründüklerinden ibaret değilseler ve onların gafil ve sıradan bir kimseye verdikleri mesaj ile tefekkür ve his erbabına, bir şaire verdikleri mana ve mesajlar farklı ve çok yönlü ise Kur’an ayetleri ve kelimeleri de öyledir ve çok anlamlar içerir. Yani Kur’an’ın Arapça olması onun Arapça bilmeyenlerce anlaşılmasının önünde bir engel değil ve belki Arapçanın ilahi mesajı kaldırabilecek özellikleri sebebiyle onun gereği gibi anlaşılmasına bir katkıdır.’’ (Süleyman Koçak, a.g.y.)

Kur’an-ı Azim üzerine yapılan her çalışma kutsal ve ilgiye değerdir. Bizler Ademoğulları olarak Kur’an okuyarak, ayetlerle, hadislerle haşri neşr olarak, yoğrularak, hemhal olarak millet olma vasıflarımıza bir mana ve çerçeve kazandırdık. Osman Nur’un bu değerli çalışmasının da Şanı Yüce Allah kelamının daha geniş kitlelere ulaştırılması ve yaşanması noktasında da önemli bir katkısı olduğuna inanıyor, gözden kaçırılmaması gereken ciddi bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorum.

Kur’an okuyup O’nu varoluş zeminine taşımak, Varlık’la bağ kurmaktır.

Kur’an’ı kavrayıp incelikle özümseyen, gerekleriyle-icap ettikleriyle amel eden, eyleme geçen kullardan olmamız temennisiyle…

(*) Edebiyatçı-Yazar

http://www.matkitap.com/KitapDetay.aspx?KitapId=6189

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here