Ömer Kaya’nın Mikro Öyküleri Üzerine Alternatif Yorumlar | Mustafa Nurullah Celep | Bir Hikayeden

0
316

Mustafa Nurullah CELEP

ÖMER KAYA’NIN ‘MİKRO ÖYKÜLERİ’ ÜZERİNE ALTERNATİF YORUMLAR

Ömer Kaya’nın 5 mikro öyküsü ucu açık anlam yoğunluğuyla dikkat çekiyor. Küçürek öykünün bir özelliği de 3-4 cümle, 1-2 paragrafta çok anlamlı bir yapı kurmasıdır, diyebiliriz. Hayatın, dünya hayatının fani hevesler üzerinde oyalanıp bizi eğlendirdiği mesajıyla yüklü olduğunu düşünüyorum bu kıpkısa öykülerin. Kaya, bu kısa öykü çalışmalarıyla bizi düşündürdüğü gibi mikro öykü türünün kendine mahsus yapısal bütünlüğünü de sergilemiş oluyor. Küçürek öyküyü, daracık yapılanmalarda (cümle kuruluşlarıdır kastettiğim) okuru vurucu birkaç fırça darbesiyle sarsalamak olarak algılıyorum. Sarsıyor bizi Kaya, sarsarken de türün estetik olanaklarını araştırmaktan, sunmaktan geri durmuyor. Bu 5 mikro öykü neler çağrıştırıyor okura peki? Kısaca değinelim ve yorumlayalım:

Nafile İmgelem, ilk cümlede geçen “fırtına”nın yani dünyanın sonunun ve ölüm gerçeğinin varlığından haberli insanoğlunun birbirine sığınak olmayışını dolaylamacı bir dille aktarıyor. İnsanın zihin yorgunluğu ve yoğunluğunun bir çıkış kapısı olarak, “gökyüzü” yani özgürlük işaret ediliyor. İnsan kibirli haliyle gökyüzüne bakarak kendi güçsüzlüğünün farkına varışıyla öykü sonlanıyor. Öykü sonlanıyor ama bitmiyor aslında, türlü hayat gailesi ve telaşesi içinde bunalmış bizlerin imgeleminde öykü bir uyarıcılığı ve ikazıyla devam ediyor. İnsan fazla artistlik yapmamalıdır diyor yani yazar, hayat fani ve ölüm var. İnsan hız çağında kendi acziyetinin farkına varmalıdır nitekim. Öykünün öz olarak kısa iletisini ben böyle okuyorum. Dileyen farklı okumalar yapabilir elbette. Bu da Kaya’nın bir öykü yazarı olarak kaleminin varsıl bir memba olduğunun işaretlerini veriyor…

Lalettayin, dünyadaki yaşayışına bir var oluş gerekçesi bulamamış ve yaratılış hikmetinin anlamına varamamış kişiler “lalettayin” yaşarlar bu hayatta. Lalettayin, Türkçe sözlükte “özensiz bir biçimde, gelişigüzel, herhangi, sıradan.” anlamlarına geliyor. Öyküde tipik bir ihtiyarın, bir piri faninin amaçsız yaşamı konu ediliyor. Bir piri fani ama Varlık’la, Tanrı’yla ontolojik bir bağı olmayan bir adamdır bu. Hayatta ciddiye alınır bir hedefi olmayan, gelişigüzel yaşamış bir adam. Bir önceki öyküde fırtınadan, ölüm gerçeğinden, dünyanın sonundan sezdiriliyordu, bu öyküde fırtınasız başıboş bir hayat algısı söz konusu. Dolayısıyla Kaya’nın bu kısa öykülerinde, gel-gitli ruh hallerinden, dünyanın ve insanın var oluş durumlarından bahis açılıyor, diyebiliriz. Ömer Kaya, kısa öykülerinde bir dünya gerçeğini, insanoğlunun asli yerini, hayatın varlık hallerini öykü konusu yapıyor, demek de mümkündür.

Ömer Kaya’nın Fizikötesi öyküsünü diğerlerinin yanında daha dikkate değer buldum. İnsan reel-ötesi kaygılarla hayattan kopmamalı, dünya gerçeğiyle bağını koparmamalı, fazla uçmamalı, diyor yani yazar. Doğunun zihni atalete sevk eden metafizik anlayışına bir eleştiri şeklinde okuyorum bu metni. Bu öyküyü “somut” olana işaret ediyor oluşuyla önemli buluyorum. Dolaylı yoldan yazar, “hayat mucibince, icap ettiği gibi dolu dolu yoğun yoğun yaşanmalı” mesajını veriyor okura. İnsan gerektiğinde apoletleri, titr’leri, diplomaları yırtıp atmalı ve hayat neyi gerektiriyorsa yalın bir biçimde yaşamaya devam etmeli.

Eleştiri Haber Öykü Yazarı Ömer Kaya

Kendi Düşenler öyküsünde öz olarak tümüyle bir insanın (Modern Batılı insanın) modernizm serüveni var. Bu kısacık öykü için bir uzun makale bile yazılabilir, diye düşünüyorum. Utanmayı unutmuş bir dünya! Utanmayı unutmuş bir insan! Modern Barbarlık dönemlerini yaşamadığımızı kim söyleyebilir? Ezcümle Modern teknolojik ilerlemeyle birlikte geliştiğini sanan modern insan, tabiata ve dünyanın doğal yapısına müdahale ederek ahlaki ve insani anlamda kendi düştüğü gibi akıbetinin sonuçlarını da kendi gördü, görüyor. Çoğul anlamlara kapı aralayan bir öykü Kendi Düşenler. Felsefi anlamı deşilirse Camus’nun Sisifos’u ve Heidegger’in Varlık ve Zaman’ı bağlamında da okunmaya müsait bir içerik derinliği taşıyor bünyesinde…

Kaya’nın Rücu öyküsünden her okur yaşadığı hayat muvacehesinde kendine göre bir anlam algılayabilir. Bünyamin Gürel dostum, sevmekten vaz geçmemek gerektiğini söylemişti bir konuşmamızda. Karşı cinse karşı karşılıksız ve samimi sevgimiz sonuçsuz kalsa da “sevdik gitti” demeli, sevmeye devam etmeliyiz. Ben de enteresan bir mütekabiliyetle “sevdik gitti” deyip hayretle ve kırgınlıkla hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam ediyorum bu günlerde. Kaya’nın Rücu öyküsü “yaralı” yüreğime bir ilaç, bir reçete gibi geldi, bile diyebilirim. Anlaşılan, “karşılıksız sevmelerin ustası” olacağız bu gidişle. Sevdik gitti, ne yapalım yani, hayat devam ediyor… Hata devam ediyor demeliydim…

{Eleştiri Haber, 5 Temmuz 2018, Perşembe, Yalı Mahallesi, Karasu, Sakarya}

[Söz ve yazı konusu küçürek öykülere bu linkten ulaşabilirsiniz:

http://elestirihaber.com/elestiri-haberin-oyku-damarina-yeni-bir-asi-omer-kaya-mikro-oykuler/ ]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here