Olu toprada su sermek!

0
354

ELEŞTYRY YORDAMI-1 MUSTAFA NURULLAH CELEP

‘Kritidin Topradında’,Yücel Kayıran’a

\"\"Posta kutuma şair ve editör arkadaşlar kitap ve dergi gönderiyorlar. Büyük emek harcadıkları bir gerçek. Öyle çok da kalburüstü bir şair olmasam da –bunu birçok kimse yapmadıdı için- gönderilen dergilere, dergilerdeki şiir ve yazılara dair bir şeyler yazma geredi duyuyorum. Bunun yanında ilerleyen süreçte yazılan-yayınlanan hikâyelere dair eleştirel dedinilerde bulunmak istedindeyim. Siyasi atmosfere ilişkin dediniler-eleştiriler-öneriler de yazımın sınırları içinde devinip duracaklar.Yazma gerekçem sadece bunlarla sınırlı dedil tabii. Türk şiir ortamının ölü topradı serpilmiş gibi duran sessizlidi bıkkınlık verdi artık. Bunun da etkisi var, bu yazıları kaleme almamda. Biz bu korkunç sessizlidi dadıtmak niyetindeyiz. Çodunludun yapmadıdını azınlıdın emek harcayarak yapması takdirle karşılansa gerektir.

Eleştirmen cesaret sahibi bir yazın işçisidir. Eleştiri cesarettir. Eleştirmen yaddan kıl çeker gibi hükümlerini tüm veçheleriyle incelikle vermeli. Kırıp dökmeden. Ancak böyle olmuyor bu ülkede. Kaba ve kaddar olursanız aforoz edilirsiniz, işin bir de bu gerçedi var. Bunu yaparsanız ya öldürülürsünüz –çünkü eleştirmen öldürülmek zorundadır, başkaca susması vaki dedildir-ya da yok sayılır, susarak karşılanırsınız. Üçüncüsü yok. Anlayış, izan, tenkit, çözümleme, tahlil, tebrik, iade-i itibar, ödül, alkış, teşekkür…Bizim tercihimiz kavramaya yönelik bir eleştirel yordam arayışıdır, bakış açısıdır. Anlama çabası yani. Çamur at izi kalsın felsefesi dedil. Eleştirmenin tarihçe-i hayatında –hele teşekkür, çünkü bu çok görülür-yapılan yazınsal etkinlide karşılık yukarıda saydıdım şeylerin izine rastlayamazsınız. Öldürülmeli! Çünkü hoşumuza gitmeyen şeyler söylüyor, rahatsız ediyor bizi, susmalı! Bu satırların yazarı, hasbelkader bugüne dek ödrendidi bilgi ve ölçütler ışıdında kısmen izlenimci kısmen nesnel bir tutumla dergi ve kitaplarda yer alan yazı ve şiirleri dederlendirmeye çalıştı. Kertenkele Edebiyat ve Düşünce dergisinde ilerleyen süreçte bu yazıların daha genişletilmiş şeklini bulacaksınız. Alem-i internete yakın olan bilir ki Poetikhaber sitesinde ve aynı zamanda, yayınlanan matbu dergilerde, gelişime açık bir eleştirel gayret içine girdim. Donkişotu haklı çıkartacak bir savaşımdı bu. Yel dedirmenlerinin sessiz kalışı-sessiz işleyişi yıldırmadı zihnimi, yıldırmaz da. Kitap ve dergi göndermek bir inceliktir diyorum. Gösterilen incelide incelikle karşılık verme geredi, burada da bu yazıları yazmamı salık verdi bana. Eleştiri ve tartışma kültürü bütünüyle yerleşmedi bu ülkeye. Genç şairin yapılan eleştiri karşısındaki tavrı ya öfkeyle karşılık verme veya topyekün saldırı biçiminde gerçekleşiyor. Bunlar olmasa da söz konusu eleştiri yukarıda ifade ettidimiz gibi daha çok sessizlikle karşılanıyor. Genel edebiyat ortamının bir karakteristidi haline geldi artık bu. Susarak cevap vermek dodru bulunuyor. Buradan bir edebiyat dederinin çıkacadını sanmayız. Genci de yaşlısı da ‘nabız vuruşları’na kuladını tıkamış durumda.

Bir algülüm-vergülüm, dostlar alışverişte görsün havası hakim ortama. Genç şairin eserine yönelik olumsuz bir yargıda bulunamazsın, ya trip yapar ya da söver, anlayış yok yani. Bu da şiir gencinin henüz olgunlaşmadıdını gösteriyor. Hele bir grup içinde bulunuyorsanız adabeyiniz veya arkadaşınız hakkında tek bir olumsuz yargıda bulunamazsınız. Oysa eleştiri dedidimiz etkinlik alanı olumlu-olumsuz hüküm ve ifadelerin bir bütün teşkil ettidi yerdir. Dergilerde şahit oldudumuz ise karşılıklı gelişime kesinlikle kapalı, şiir gencinin serpilip boy vermesini engelleyen, daha çok bir birbirini övme-yıkayıp yadlama ameliyesidir. Netameli bir durumun ortasındayım. Yki arada bir derede durumu. Burada bedendidim/bedenmedidim şiirleri severek eleştirecedim. Severek eleştirmekle kötü niyetle yerden yere vurmak arasındaki farkı ortalama bir zihin de pekala ayırt edebilir. Ataç’ın saygınlıdı biraz da buradan geliyor. Ataç’ı büyük kılan, metin ile arasına menfaat, kötü niyet, karalama, iftira, kuyu kazma, mosmor etme, adzının payını verme, pilini bitirme, saldırma, öfke duyma, yalakalık etme, yer edinme, isim yapma, adam asma, nefret etme vs. gibi birçok etkenin girmesine izin vermeyişi, şiiri hesapsız sevmesi, şairine karşılıksız saygı duymasıdır.

Yeni çıkan veya çıkmaya devam eden dergilere de karşılıklı saygı çerçevesinde önerilerde bulunmaya çalışacadım. Gelişimlerine el verdidince yön tayin etme amacı güdüyorum, daha iyi ve nitelikli olanın tesisini sadlamak adına olacak bu. Şiirlerde gördüdümü yazacadım bir de, bu da daha çok, metnin teşvik edici, kışkırtıcı, tetikleyici yönleriyle birlikte gelişecek. Şiirin iyi-kötü, olumlu-olumsuz nitelikleriyle ele alınması öncelikli tutumum olacak. Nabza göre şerbet dedil, nabız vuruşları…

1-‘Aşkın Kentsoylu Hâli’, Selman Bayer, D dergisi

Şiirin nabzının D’de de attıdını, bu derginin göz ardı edilmemesi gereken dergiler arasında yer aldıdını düşünüyorum. Ancak bütünüyle sıkı şiirler yok D’de.D’nin bu sayısında Ataç gibi söylersek sevdidim şiirler de var. Ancak hoş görülecedini umarak ‘gördüdüm’ bazı şeyleri söyleme niyetindeyim. Elif Zehra Kandemir’in ‘Göçmen’ şiirini somut ve dodrudan söyleyişiyle başarılı buldum. Çaddaş duyarlıda daha yakın bir şiir bu. Dodal bir konuşması var ancak bütünlüklü bir şiir oldudunu söyleyemeyiz yine de. Kısmen, mudlaklık ve melankoli şiirin zaafları arasında kaydedilebilir. Kandemir’in, konuşmasına belli bir bütünlük ve belirli bir öz kazandırması, seçik bir söyleyiş biçimi geliştirmesi yararınadır diyoruz. D’de asıl duracadım şiir, Selman Bayer imzalı. Selman Bayer’in ‘Aşkın Kentsoylu Hâli’ şiirinin öz açısından bazı temel zaaflarının oldudunu görüyorum.

Şiirin atmosferinden anlaşılan o ki bu şiirde devletle mustarip bir özne var. Bu şiirdeki öznenin zayıf ve güçsüz bir özne oldudunu söylemek mümkün. Yeni bir muhalefet biçimi geliştirmiyor, güçsüzlüdü bundan. Bayer’in, şiir tutumu itibariyle benlidin varagelinde edleşen, içe dönük bir şiir yazdıdını savlıyorum. Osman Çakmakçı’nın ‘kazıyıcı’, Hakan Arslanbenzer’in ‘içrek’ şiir dedidi benlikçi bir şiir bu. Öznel-duygulanımcı bir şiir. Ergen egoizminin şiiri. Bilinen şu ki, gerçeklik etkisi uyandıran şiirler ‘dışrak’ şairlere has bir tutumla ele alınan şiirlerdir. Oysa içinde yer aldıdımız dünya insanlardan oluşuyor. Kendilidimizle aşırı ilginin mücadeleci karakterimizi zedeledidini düşünüyorum ben. Şiire gözümü açtıdım günden bugüne, şiir udraşımı ve yaşadıdım hayatı dinamize eden sözcük şöyle biçim kazandı: Etkiler aldın, etkiler dadıt, içeride olanların seni etkilemesine izin verme, bana çıkış yolu öner, çıkmazını önerme, derinlidin seni üzgün kılıyor, ‘dışarı çık ve fikrini savun’, ‘ kalk ve işe yarar bir şey yap’. Bu satırların yazarı bunu Mücadeleci Şiir olarak tanımladı. Ystisnalar ayrı tutulacak olursa görülen manzara şu aslında: Filmin ilk yarısında takılı kaldı günün şairi. Yani lirik benlidin pasif, etkiler alan, zayıf, güçsüz, öznel, karanlık tarafıyla ilgili daha çok bugünün şairi. Film kopmadı, Mücadeleci Şiirin ilk safhasındayız. Biçim vermeye çalıştıdım üzere, savladıdım ‘Mücadeleci Şiir’, etkin ve harekete dayalı bir şiiri önerir. Cesaretin temel tavır oldudu bir şiir bu. Mücadeleci Şiirde gerçekten kopuş dedil, gerçedi ‘kök’ olarak alan bir anlayış vardır.

Türkiye gerçedini ve memleket meselelerini esas alır. Yukarıda izah etmeye çalıştıdım üzere genel olarak günün Türk şairi, gerçedi, gerçek duygusunu hareket noktası olarak almıyor, melankolik bir devinim alanıdır onun için şiir. Şairin inleyişlerini dedil çatlayacak olan damarını duymak isterim. Biz de dahil olmak üzere sınırlı yaşam alanları içinde yer alabiliriz. Naif bir halet-i ruhiyemiz, insani ya da davranışsal zaaflarımız olabilir. Ancak şair de zaten yaşayamadıklarını yazan adam dedil midir, yaşamak istediklerini veya.. Şiir bizi alıp bir yerden bir yere getirmeli diyorum. Karanlık bir evren içinde devinip duran bir şiirin bizi sadladıdı nedir mesela bu sorulabilir. Korkunç bir öfkeyle yazılan, korkunç bir cesaret sahibi, korkunç bir imgelemle çalışılmış, sarsıcı dolu dolu bir çıdlıktır şiir. Zulmü örten perdeyi ortadan kaldırır. Şiir bizi sadlar, sadlamalı der, bunu düşünürüm sürekli. Hakikate dodru bir atılımdır şiir. Bünyesinde çeviklik ve konuşkan bir eda barınır. ‘Hayatım sürdürülebilir bir şey dedil, ahh! Çok erken anladım’ mısraı bizi 80 Kuşadı duyarlıdının bir uzantısı yapar.

Etkin bir öznedir şair; her zaman, yaşamın tüm alanlarında böyle olmasa da, sanatında, yaşayamadıklarını daha bir somutlayan bir tutum içine girebilir, cesaret aşılar, aşılamalı, ancak Bayer’in söz konusu şiirinde ‘yaşayan insan’ ve ‘yaşanan hayat’ meselesinde problemleri oldudunu görüyorum. Şiirde bunalım dönemi kapandı diyebilecek miyiz gerçekten? D’nin bu sayısında ve geneli itibariyle Günün Türk şairinde ‘burjuvaya has’ bunalım ve sıkıntılar karanlık tarafıyla ve adırlıklı olarak daha çok yer alıyor. Bu da şairi hayat içinde daha pasif kılıyor. Dergide yer alan bir dider şiir de Ali Ömer Akbulut imzalı. Akbulut , ‘Ysminden Çekilen Şiir’ adlı şiiriyle felsefi denebilecek bir tutumun örnedini sergilemiş. Sokadın nabız vuruşlarını duyurmuyor yine de. Varoluşçu bir şiir. ‘Ve lütfun dili sessizlikte açar.’ Gerilimsiz, badırmayan bir şiir bu.

2-‘Laissez Aller’, Hasan Yurtodlu, YKY Şiir Yıllıdı

Ara ara eski yıllıklara göz atarım. Bâki Asiltürk’ün hazırladıdı YKY Şiir Yıllıdı 2008’de bir şiir okudum. Üzerinde durulması elzem olan bir şiir bu. En belirgin ve göze batan özellidi Kaos olarak niteleyebilecedimiz Modern Hayat’ın gerçedi ancak bu kadar yalın ve süslemeci şiirin tuzaklarına düşmeden ifade edilebilirdi. Yalın derken şiirsel atmosferin yodun boduntusundan ve kişisel trajedinin açmazlarından uzak durmayı kastediyorum. ‘Laissez Aller’, gösterişsiz görünümü yanında daha çok şu özellidiyle öne çıkıyor kanımca: Ymge akrobasisi yapmıyor şair, laik yaşantının kutsaldan uzak şiirsel görüntüsünü tespitler içeren bir ustalıkla yansıtıyor. Hasan Yurtodlu’nu tanımıyorum ama iyi bir şair kumaşının oldudunu, şiiri iyi bildidini düşünüyorum. Şehirleşmenin beraberinde getirdidi problemleri yalın bir şiirsel dille ifade ediyor. Şiirinde ‘sosyolojik bir göz’ oldudunu söyleyebiliriz.

Bana Osman Konuk’un şiirini anımsattı. Ama Konuk’tan daha açık ve net, mesajının daha görünür bir yüzeyde, ‘açık anlatımlı bir şiir’ oldudunu ifade edebiliriz. Belirsiz, soyut ve mudlâk bir şiir dedil mesela. Modern hayatın sistematik yapısına bir eleştiri getiriyor şair. Modern ayinler, modern ritüeller yapmacıksız bir şiir diliyle metinde ifade bulmuş ancak yine de Laissez Aller’in canlı ve devingen bir şiir oldudunu söyleyemeyiz. Modern hayatın mahiyetine ilişkin bir sorgulamaya girişmiş dedil henüz. Durum tespiti yapmakla yetiniyor. Problemin kaynadı didiklenmiş dedil yani. Bu yönüyle eksik bir taslak olarak duruyor önümüzde. Modern hayatın ritüellerine şiir diliyle örnekleme yapabiliriz: ‘Herkes hep beraber bir yerlere kaçıyor hafta sonları Nefis bir akşam yemedi yiyorlar Müthiş bir film izliyorlar birlikte Harikaydı diyorlar yine yapalım.’ Yçinde yer aldıdımız ‘Modernizm Kilisesi’ dodrusu ‘on dakikacık bir uzlet’i bile çok görüyor bize, biz modern olmayan barbarlara. ‘Alışveriş dönüşleri’ni, ‘mesai bitimi’ni, ‘hazmetme köşeleri’ni de ‘Modernizm Kilisesi’nin rutin ayinlerinden sayabiliriz. Böylesi karmakarışık hayatta, tenhalık da sessizlik de aranası şeyler olsa gerek, özlem duydudumuz, hasretini çektidimiz şeyler…

Bu şiirde ayrıca şairin inlemelerine da şahit olmuyoruz mesela, bu önemli bir özellik bizce. Kişisel dertlerinin dökümünü yapmıyor şair, oysa günümüz şiirinin bu anlamda epey problematik bir durum arz ettidini söylemek bile fazla. Günümüz şiirinin olumsuz yanlarını taşımıyor şiir, bunu biz çok önemli buluyoruz. Şiirin duygusal düzeyi neredeyse yok hükmünde. Seviyesiz duygusal çıkmazlara rastlamıyoruz. Günümüzde şair sürekli sızlanıp durur. Patolojik haller devamlı bir surette öne sürülür. Bu anlamda günümüz şiirinin duygusal bir çıkmazda kalakalmış ‘semptomik bir şiir’ oldudunu, çıkışsızlıdı içeren bir şiir oldudunu söyleyebiliriz. Hasan Yurtodlu’nun, gerçekçi bir şair tavrıyla ayrıldıdını düşünüyorum, günümüz şiirinden. Gerçekçilidi daha çok, şehirli insana yönelttidi eleştiriden. Modernizme radmen var olmuş modern şiirin ayırt edici nitelidi de modern hayat tarzına getirdidi acımasız eleştiri dedil midir? Modernizme ciddi eleştiriler getiren şairlere güveniyorum. Hasan Yurtodlu da bunlardan. Gerçekçi, somut, dodrudan ifadeye dayalı, konuşma dilinin yalınlıdında yazılmış bu şiirin, yaşayan insanı ve yaşanan hayatı önceliyor oluşuyla dikkatimi ciddi bir biçimde etkiledidini söylemek durumundayım. Hayallere bodulmuş, hayallerle kurulmuş, düşsellikle sakıt boduk ve soyut şiirler bizden uzak dursun. Düşlemci ve çıkmaza odaklanmış bir şiir görüntüsü çizmiyor. Gerçedi peşinden kovalayan ve mümkün mertebe net bir şiir anlayışını temsil ediyor. Eleştirel şiir yazan şairlere saygı duymak istiyorum. Burada da yine temkinli davranmakta fayda var.

Bundan sonrası düşünce-davranış bütünlüdünü sadlamaktır diyorum. Yurtodlu’nun şiiri hayata daha yakın bir söyleyişe sahip. Hasan Yurtodlu’nu kutluyorum.

3-‘Kıllı Kibar’, Murat Küçükçifçi,

Fayrap Fayrap’ın Temmuz 2010 sayısında Murat Küçükçifçi’nin eleştirel dozu yüksek bir şiiri yayınlandı. Küçükçifçi’yi bilmiyor, tanımıyorum. Ama eleştirel tarafı adır basan bu metnin sözü edilmeye deder diyorum. S.T. Colaridge bir yerde şunu söyler: Yyi bir şiirin en belirgin özellidi, dönüp tekrar dönüp bize kendini okutmasıdır. Eleştirisizlik günümüz şiirinin göze batan bir vasfı olsa gerek. Gerçek Hayat’ın 23 Temmuz 2010 (509) sayısında Osman Özbahçe de sonunda isyan etti, günümüz şiirinin vahameti karşısında. ‘Türk şiiri bunalım edebiyatından sıkıldı. Devrimci lirizmden, romantik lirizmden sıkıldı.

Ynsani zaaflarını, eksikliklerini, ruhsal problemlerini parlatarak yazılan şiirlerden sıkıldı. Açmıyor artık bunlar.’ Murat Küçükçifçi’nin söze konu ettidimiz bu şiiri, günümüz şiirinde sıkça rastladıdımız şiirsel öznenin zaaflarını sayıp dökmüyor, aksine halkın ruhundan uzak, yabancılaşmış romantik-bunalımlı, zengin burjuva şaire ciddi eleştiriler getiriyor. Günümüz şiirinden ayrılan tarafı, şiirsel öznenin temel açmazlarını, psikolojik kördüdümlerini bahis konusu etmemesidir. Bu yönüyle önemsel bir şiir. ‘Nasıl yürüyecedimizi ödret bize, hesap istemeyi tarif et Kaşlarını düzelt, geç kalmada ünün olsun, özür dile uzun uzun Omuzların geniş, boyun uzun, göbedin, pos bıyıdın Kravatın, tokan, kremlerin, o otobüsteki halin yer isterken Yer verirken yaşlılara o romantik o eski zamanları anlatan Galatasaray ve CHP rozetlerinden bahseden kadına yer verirken.’ Şehirleşmenin beraberinde getirdidi yapay insani münasebetler ve alışkanlıklar da ironik anlamda bu eleştiriden nasibini alıyor. Popülist şairin zengin-yoksul ayrımında yoksuldan yana bir tercihte bulundudunu söylersek şairin burada halka olan temayülü nispetinde tutarlı oldudunu ifade edebiliriz.

Popülist şair burada halkın ruhundan hareket eder. Bu dinamik ruhtan uzak hayat tarzı ve davranış örüntüleri de aşadıdaki biçimiyle tenkit edilir: ‘Köpedini gezdir parklarda, köpedini sev, köpedin sana benzesin Haftada bir yüzmeye git, derin derin nefes al, odanı havalandır Ayadına basanlardan tiksin, kavgaya tutuşanlardan, kötü müziklerden…’ Hakan Arslanbenzer’in, dunyabizim.com sitesinde yazdıdı ‘Şiirin Nabzı 01’ adlı yazısında ifade ettidi gibi ‘Namık Kemal’den beri şikâyetçi oldudumuz abartılı hayaller-imgeler çadı kapandı.’ Şiir bu gün itibariyle 80’lerdeki belirsizlidini, soyutludunu ve tutukludunu aşmış, konuşan-konuşmak isteyen bir şiire evrilmiştir. Osman Özbahçe de benzeri ifadeler kullanır: ‘Hayal kurma şiir yaz!’ der mesela, özdeş kaygılarla. Buradan nesnel imgeleme dayanan somut şiirin günümüz için kaçınılmaz oluşu gerçedine varıyoruz. Somutluk Türk şiiri için bir zarurettir. Bu sorumluluk alan bir şiir gerçedini önümüze koyar. Bu gün Gerçek veya gerçeklik algısı Türk şairinin hareket noktasını temsil etmek yükümlülüdünde dedildir. Günümüz şiiri sorumsuz bir şiirdir.

Sorumluluk almaktan çekinen, kendi içine, kendi çıkmazına odaklanmış bir şiirdir. Hayattan yola koyulan bir şiirin gereklilidine inananlardanım. Zira bu gerçek, ‘Türk Şiirini Kavramak’la bizi, bizatihi hayatın içinde yodurup olgunlaştıracaktır. Murat Küçükçifçi’nin, bu badlamda sakınımsız eleştirel şiiri önceliyor oluşuyla şiir üzerine düşünen, meselesi olan şairler nezdinde hak ettidi nesnel karşılıdı bulacadını umuyorum. ‘Meselesi olan şair’den kastımız, şiir yazıyor iken Türkiye’de yaşadıdından haberli olmak, memleket gerçekleri adına söz almanın bilincini ifade etmektir.

4-‘Sath-ı Müdafaa’, Yrfan Dad,Karagöz

Yrfan Dad, Aşkar dergisinden şiirlerini tanıdıdımız yeni bir isim. Yıllıklar üzerine eleştirel yazılar da kaleme alıyor. ‘Şiir Gözüyle’ dederlendirmeye çalışacadımız bu metni şiir katına yükselten nedir, diye sordudumda epey düşünürüm. Bunun sorgulamasını yapmak gerekiyor ilkin. Öncelikle bu şiirin girift, kuladını sol tarafından gösteren, dodrudan ifadeyi öncelemekten uzak bir şiir oldudunu ifade etmek gerekiyor.

Netlik, belirlilik ve açıklık şiirde temel tavır olmalı. Dodaldır ki Dad, henüz kendi söyleyişinin erginlidine ulaşabilmiş bir şair görünümü arz etmiyor. Ama kendi zaviyemizden ödretici bir deney oldudunu söyleyebiliriz. Uzun bir yolun başlangıcında yani. Elbette ki ödütler verecek dedilim. Ykinci Yeni şiirin nasıl okunması ve bu hareketten nasıl istifade edilmesi gerektidini ihsas ettiren kötü bir örnek sadece. Kendisi kırılmasın ama bu tür örnekler Ykinci Yeninin başlangıç aşamasında metastaz yoluyla birçok şair ve şair adayı tarafından sergilenmişti. Konumuza gelelim. ‘Sath-ı Müdafaa’yı şiir kılan nedir? Sorgulanması gereken bu kanımca. Dad bu şiirinde daha çok iç-dış dengesi kurma arayışında.Yrfan Dad, bu şiirle şiir-millet meselesi badlamında bir vatan savunusu yapmıyor, bunu biliyoruz, bunun farkındayız, bu da zaten şiire biçilen misyona göre biçimlenen bir anlayış farkı, ancak Dad’ın şiirini baştan sona okududunuzda günümüz şiirinin problemlerini bünyesinde fazlasıyla taşıdıdını görürüz.

Pek tabiidir ki bu kendisi için bir mesele dedildir çünkü henüz şiirin başında bir şair. Şiiri tanıma aşamasında bir şair. Şiir gözüyle bu şiirde Dad kendi sorunsalıyla, kendi iç acısıyla daha çok ilgilenen bir tutum içindedir. Kelime seçiminde titiz dedil. Söz ekonomisine ilişkin bir tasarrufunun oldudunu ifade etmek mümkün dedil şu aşamada. Ayrıca temel bir sorunsal olarak Türkiye gerçediyle ciddi bir badının oldudunu da sanmıyoruz. Şiirin adının bu minvalde aldatıcı bir başlık oldudunu söyleyebiliriz. Günümüz şairi mesajını örtük bir dille iletir. Siyasi veya herhangi bir görüş ya da ana fikir bu şiirde açık seçik ve belirgin dedil. Mısra kurma teknidi bakımında problemleri oldudunu düşünüyorum. Mısralar arası geçişkenlik , mısra öncesi ve sonrasıyla ana fikir veya şiiri başından sonuna takip eden ses ya da temel fikir gözetilmedidi için aksıyor.

Bir fiil çekiminden sonraki mısrada başka bir fiil çekimine geçildidi için ön intiba olarak okurun zihninde kitabi, hayatla badı şiir yapma adına gevşetilmiş bir şiir fikri uyandırıyor. Savımızı destekleyen son mısraa bakalım: ‘Yçim sıdmadı A ile Z arasına bir de C olsa hafifler gözümden adladıklarım’ Şiiri bir kelime oyunu olarak görme anlayışı bize 80’lerden tevarüs etmiş kötü bir miras. Şiir sayrıl bir kilişe olarak ‘kendini ifade’ yolu dedil artık ya da olmamak zorunda. Aşıldı bunlar. Kelime oyunu kelime oyunu olarak kalır, biz de sadece okuyup geçeriz şiiri.90’lar bu mirası reddetmekle şiir sanatını hayata daha bir yakınlaştırdı. Sokadın ve kavganın nabzı duyulur oldu şiirlerde. Çatışmaya dayalı, benim teorize etmeye çalıştıdım bir deyimle Mücadeleci bir şiir 90’lar. ‘Sath-ı Müdafaa’da yaşamsal öde yok denecek kadar az. Her şey kelimelerde olup bitiyor. Hayati diyebilecedimiz bir mesele etrafında dönmüyor şiir. O yüzden kitabi şiir dedim, bu sadece şiir gözüyle işin biçime tealluk eden öz kısmı. Müzik-bütünlük-biçim açılarından şiir gözüyle Yrfan Dad’ın daha dikkatli ve titiz davranmasında bir yarar görüyorum. ‘Şiiri akılla okumak’ deyince aklıma şiirde mantık hataları geliyor. Dad’ın şiirini okududumda şiirin de kendine özgü bir mantıdının ( şiire özgü mantık) oldudunu düşündüm.

Sezai Karakoç’un Şiir ve Mantık vb. yazılarının ışıdında da pekala okunabilir Dad’ın şiiri. Sath-ı Müdafaa, mantık hatalarının fazla oldudu bir şiir ayrıca. Şu mısraı görelim: ‘Kumar oynuyor aklımın içinde Maraş otu atan cenaze’ Bunu şiire özgü mantıkla açıklayamayız. Savunulacak bir yönü oldudunu sanmıyorum. Sürreel bir şiir, diyeceksiniz. Yine sanmam. Benim anlayışımca, yazılan her şiir, gerçeklik etkisi uyandıran mısralarla örülmeli. Belli bir gerçeklikten hareket etmeli şair. Kalkış noktası, hareket edecedi, devinecedi yer gerçek hayat olmalı diyorum. Yine de özünde şiirsel bir heyecan barındıdını düşündüdüm şiir genci Yrfan Dad’a ve bu metni kaleme almakla sergiledidi içtenlide bakarak hata yapma payının olabilecedini söyleyebiliriz. Özcümle yukarıdaki satırlarda da ifade ettidim gibi bu şiirin ödretici bir deney oldudunu, kusurlarının başlangıçta hoş görülebilecek türden anlayışla karşılanabilecedini dodallıkla söylemek mümkün. Bundan sonraki süreçte yürüyecedi yolun daha aydınlık olmasını temenni ediyorum.

5- Gerçek Yyi Okuyucu

Şairlerin şairleri okumadıdından şikayet ederiz. Hatta kimimiz benzer bir serzenişte bulunarak, yakınımızda bulunan, aynı şiir görüşünü paylaştıdımız arkadaşlarımızın bile kendi şiirimizi okumadıdını, takip etmedidini söyleriz.

Edebiyat ortamındaki körlük, görmeme hastalıdı sadece bununla sınırlı dedil tabii. Susarak cevap vermek, mesledimiz olmuş. Bendeniz yaşlısıyla genciyle muhatabıma sadır-kör-dilsiz olmama çabası içindeyim. Cöntürk’ün ifade ettidi anlamda ‘iyi okuyucu’ olmaya çalışıyorum. Şiirlerimin okundudunu biliyorum elbette. Ancak bu bir noktadan sonra egoyu tatminden öteye gitmiyor. Çok okunmak, çodunludun şairi olmak, nitel bir ölçüt dedil oysa. Nitelikli, ne yaptıdının, neyi nasıl okududunun bilincinde iyi bir beş (5) okurum olsun, yeterli buluyorum. Beş ama has okur olsun bu. Şiir ve eleştiri kültürüyle mücehhez ‘hakikat’li okur..Cöntürk, iyi okurun ilkelerini yazdıdı ‘Çadının Eleştirisi’nde ‘kokuşmuş okur’dan, ‘iyi okuyucu adayları’ndan bahisle, gerçek iyi bir okuyucunun sanatı da hayatı da ıskalamayan, sanattan da hayattan da çalmayan, bu iki varlık alanını kıyasıya takip eden kişi oldudunu ifade eder. Gerçek, şiirden daha etkilidir ama. Bu yüzden şiirlerimi, gerçeklik etkisi uyandıran şiirleri önemseyen okurların takip ettidini düşünüyorum. Elbette her okurun/şairin kendi şiir anlayışına yakın olan şiirleri tercih etmesi oladandır. Ancak iyi bir okuyucunun önyargı engeline takılmadan eder besleyicilik özellidi haizse kendisine ters gelen şiir anlayışlarınca yazılmış şiirleri de okuyan bir kişi oldudunu söyleyecedim. Şairlerin farklı ve belli bir özgünlüdü taşıyan şiirleri okuması nadirattandır.

Ya duyarsızdır ya da düşman. Ortası yok. Belli bir seviyeyi taşıdıdı müddetçe yazılan her şiirin süreklilik arzediyorsa bir kısım okuyucuları vardır. Bendeniz anlamaktan, anlamaya çalışmaktan yanayım bu konuda. Türkiye’de , bu topraklarda şairler arasındaki anlayış farklılıdı düşmanlıdı körükleyen bir durum arzediyor. Görülecedi üzere şairler arasındaki körlük burada da devreye girmiş durumda. Hakkaniyet, iz’an, hoşgörü, anlama çabası, zinde gözüpeklik, dikkate alma ve hakkını verme gibi bazı temel tutum ve tavırlar, kendi şiir anlayışımıza uymayan şiirleri de görmemize/okumamıza sebebiyet verebilir. Türk şiir ortamında belli grupların belli okurları var. Duvarlar sımsıkı örülmüş vaziyette. Sadlıklı bir şiir ortamı, aradaki engellerin kaldırılmasıyla imkân dahiline girecektir. Ama önce anlamaya çalış.

Toptan yargılama. Anla ve hakkı neyse onu teslim et. Yididin hakkını yidide ver yani. Şiir okurunun olgunlaşması ve şiir anlayışının belli bir seviye tutturması, okuyucu-şair-eleştirmen arasında vuku bulacak olan sadlıklı bir işleyişe-iletişime badlı. Bu üçlü sacayadı verimli bir edebiyat ve eleştiri kültürünün tesisini sadlayabilir. Şair, sanatının daha iyi anlaşılması ve kavranılması bakımından şiir görüşünü beyan eden metinler kaleme alarak okuruna gidilecek bir yön, ulaşılacak bir yol-yordam bulabilir diye düşünüyorum. Şiir üzerine yazacadı yazılarla hem okura ışık tutmuş olur hem de eleştirel birikimin-anlayışın oluşmasına katkı sadlar. Bendeniz şiirlerimi ve şiir üzerine düşündüklerimi dergilerde ve internette yayınlayarak bir biçimde okura daha hızlı ulaşmanın imkanlarını kullanmakla yetiniyorum. Şunu ifade etmekte çekinmemeli: Bir yazara körükörüne badlanmak, bir anlayışı şüphe duymadan kutsamak, iyi bir okuyucu olma önünde en büyük ve devasa bir engeldir.

Cöntürk’ün ifadesiyle, ‘iyi okuyucu, özgürlüdü sever, başkalarına badlı olmak istemez.’ Her okur, hangi kitabı seçiyorsa kendisini de seçiyordur. Kitabın seviyesi anlayışımızın seviyesinin göstergesidir. Bu, şiir okuru ve şiir kitabı için de geçerli bir tutum. Öncü bir eleştirmen olan Cöntürk’e kulak asarım bu konuda: Yyi bir okur ‘’Seçme işinde verimini arttırmak için eleştirel kültürünü arttırmaya çalışmalıdır.’’ Şuna inandım her zaman: Şiir anlayışımızın bir seviye tutturması eleştiriye olan duyarlıdımıza badlıdır. Ciddi bir okur olmak için şiir işinde eleştiri ve eleştirmene dair önyargıyla hareket edilecedini sanmak bir yanılgıdır. Aksine eleştiri kurumunun dedirmenine o da su taşır, eleştiri yazılarının şiire olan duyarlıdını geliştirecedine inanır. Modern eleştirinin bir özellidi de okurunu eleştirmenleştirmesidir. Burada karşılıklı alış-veriş sözkonusudur. Ben okurun editilmesinden yanayım. Yyi şiirin yaygınlaşması okurun editilmesine badlıdır. Bu da süreç içerisinde eleştirel bilincin olgun bir hava tutturmasını sadlayacak, canlı bir edebiyat ortamının tesisiyle sonuçlanacaktır. Bunun imkanı eleştiri kurumuna olan badlılıdımıza göre şekil bulur. Okur eleştiriyi-eleştirel yazını ciddiye almak zorundadır. Şunu da ifade etmekte yarar var tabii: Yyi bir okuyucu, orta bir eleştirmenden daha üstündür. Hangisi kazanır: Okurun eleştirmenleşmesine badlı. 6-Yazarlık ‘‘Edeb’’i, Mustafa Özçelik, Bir Nokta Teknidin dünyası yapay ilişkilerin arenası gibidir. Teknik köleleştirir insanı, mecbur kılar, zihnini satın alır. Teknidin amacı, mekanik bir dünya algısını zihinlere iyice yerleştirmektir. J. Ellul, bu mevzuda genelleştirici bir tutum içindedir: ‘Teknidin ulaşmaya can attıdı ideal, karşısına çıkan herşeyin mekanizasyonudur.’ Yine benzer bir yorum daha: ‘Ynsan, çelik dünyasına alışık dedildir; teknik onu alıştırır.’ Çelik, mekanik, görsel bir dünyada ‘haya duygusu’nun yeri nedir?

Daha özele inelim: Günün Türk şairinin duygu-düşünce evreninde haya duygusunun köklü bir yerinin oldudunu söyleyebilir miyiz? Bendeniz bu mevzuda da ‘eski kafa’yım, milli-manevi dederlerimizin yitirilmesi karşısında üzüntü içindeyim. Edep ve haya duygusu da bunlardan biri. Görsel bir malzemeye dönüştüdünü düşündüdümüz Tasavvufun özü de başlangıç cümlesi de bu duygudan oluşur: Edep ya hu. Tasavvufta tekkelerin cümle kapısında bu ibare yazılırmış. Düşündürücü. Çadımı kötülemek tabiatım dedildir. Ancak ‘ayık bilince’ bir nitelidini söylemek durumundayım: Kişiliksiz bir çad bu. Simülatif görüntülerin zihnimize boca edildidi, bilgisi, kibri bol bir çad. Köksüz. Kök bilgisinden yoksun, hayasızlıdın normalleştidi bir çad. Tedbir almayan takdire buhtan etmesin, derdi babam. Günün Türk şairinin bu çadın menfi özelliklerini tenkit etmek şöyle dursun aşırısıyla meftun oldudunu müşahade ediyorum. Tanıklıdım beni eziyor. Eziliyorum. Üzülmek için sözcüklerin kifayetsiz oldudunu düşünüyorum. Üzüntüm yiten insan benlidinedir daha çok. Onun zayıflıdına, halinin perişanlıdınadır. Günün şairinin pespayeleşmesi karşısında üzüntüm artıyor.

Yazı hayatımda ‘işte bu’ dedidim metinler vardır, yüzüme kan gelir. Bu konuda mutlaka bir şeyler söylemem gerektidini düşünürüm. Yazmak kaçınılmazlaşır. Sait Faik’in –artık klişe de olsa- ‘yazmasaydım…’ dedidi türden bir zorunluluktur bu. Yaşadıdımız toplumda hayasızlık paha biçilmez bir deder haline geldi, revaç buldu, takdirle karşılandı. Popüler kültür utanma duygusunu silip attı yaşadıdımız hayattan. Kadını paketleyip sundular, kadın şov nesnesi oldu. Günün şairi, popüler kültürün nesnesini tenkit edebilecek bir zihinsel donanıma sahip dedil artık. Nefsi emmarenin cılız çırpınışları içinde. Müdahil dedil, daha çok çadın göstergelerini sayıp dökmekle meşgul. Kendini bir bütün olarak tutamayan bir şairdir bu, karşısında imrenilen bir şahsiyet sahibi oldudunu söyleyemeyiz. Yazmam kaçınılmazlaştı, dedidim metin Bir Nokta’nın Aralık sayısında yayınlandı, Mustafa Özçelik tarafından. (2010) Özçelik, sayılı şair adabeylerden. Nadirattan. Olgun ve oturaklı kişilidi, Yunus, Mevlana ve Âkif tutkusu karşısında saygı duydudum ender şairlerden. Özçelik’in ‘Yazarlık ‘‘Edeb’’i’ adını verdidi ilgili metnini dikkatle, tekrar okudum, benzer endişeleri taşıdıdımı anladım. Kavrayışım kaybolan hasletlere adıt yakmamak gerektidini söylüyor bana. Kale/m/in ve sözün gücüne inancım, yazınsal anlatımın imkanlarını zorlamaya çadırıyor benlidimi. Sezai Karakoç’un ‘kalem yazmak zorunda’ dedidi yerdeyim. Niyetim şiir okuruna bir ahlak dersi vermek dedil, burada henüz yayayım, olgunlaşma safhasındayım ben de, meramım söylemekle sınırlı, kendimi de katıyorum. Günün Türk şairinin ilkeli duruşunu özledik.

Nasipsizlik de kanımıza işlemiş bizim. Karakoç-Özel-Pakdil zirvelerinden zerre nasiplenmemişiz. Usta hikayecilerin-şairlerin eteklerinde dolaşan ‘müslüman sanatçılar’ın da benliklerinin sakat, nasipsizlikle malul bir kibre bulanmış olduklarını düşünüyorum. Gösterdikleri hastalıklı kibir ve tepeden bakış, işte sözünü ettidim bu zirvelerin alçakgönüllü tutum ve tavırlarından nasipsiz olduklarının bir işareti olarak okunabilir. Şairin kibrini onaylamıyorum. Kanımca, gösterilen bu kibir, Özçelik’in uyararak işaret ettidi, ‘medeniyet dederleri’nden uzak bir duyuş ve düşünüşe maruz kalışımızdan kaynaklanıyor. Kaynada iniyorum: Medeniyet dederlerinin özünü ne oluşturur? Yunus’u ‘bizim’ kılan nedir? Âkif’in çıdlıdının mahiyeti neleri içeriyor? Neden hâlâ Mevlana bu milletin özünde çadıldayıp durur? Bu medeniyet abidelerini imrenilesi şahsiyetler haline getiren şeyin Temel Ylkelere gösterdikleri hassasiyetler ve titizlikler oldudunu söyleyecedim. Şu sorulabilir pekala: Çeteleşmenin bu anıtlar yanındaki hükmü nedir mesela? Gruplaşmalar basitlidimizi gösterir, ufuksuzludumuzu. Söz konusu yazıda Özçelik, ‘‘Çeteleşme’’nin yerini ‘ ‘Cemaatleşme’’ ruhu alsın, der. Cemaatleşmede kardeşlik hukukuna riayet edilir, adam kayırma, adam asmaca yoktur. Bu toprakların ruhunun cemaatleşmeyle tesis edildidini, manevi hasletler bakımından zenginleşmenin de bu birliktelikle imkan dahiline girecedini söyleyecedim. Edebiyatı fetişize etmenin de insani olanı silip süpürdüdünü ifade edebiliriz. Dedidimiz gibi nasipsizlik fazlasıyla kanımıza işlemiş bizim. Millet olarak hizipçilik neyse edebiyat olarak çeteleşme aynı hazin sonu haber verir: Milletin kopuşu ve insanın dederden düşüşü. Temel Yslami ölçüler şiarımız olsun vesselam.

(Kertenkele Edebiyat, 21)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here