Okunması ve tartışılması gereken bir dergi! | Tarık Eşref | Dergilerde

0
373

Bir Okul Dergi: MÜHÜR

Tarık Eşref

“Kendine özgülüğü çok önemsiyorum. Evet, pek çok şair ve akımlardan besleniyoruz alt yapıyı oluştururken. Ama üzerine kurulacak inşada bizi biz yapan bir yapılanmanın gerçekleşmesi gerektiğine inanıyorum.” diyen Berna Olgaç’ın sahibi olduğu Mühür dergisi 41. sayısıyla sağlam bir gidişat tutturan dergilerden. Kendini oluşturan özü yani elindekini çok iyi kullanmayı biliyor Olgaç. Dergiyi yayına hazırlayan Mustafa Fırat. Bunda derginin Genel Yayın Yönetmeni olan Mustafa Fırat’ın büyük emeği olduğunu da söylemek gerekiyor sanırım. Takip edebildiğim kadarıyla birçok sayıda yazan istikrarlı isimlerin yanında genç ve üretken isimlere de Mühür’un kapısı açık. Farklı şiir görüşleri mozaik şeklinde dergi sayfalarında kendilerine yer bulabilmiş. Bu şahsen benim benimsediğim bir durum veya tutumdur diyemem fakat Mühür’un gerek içeriği ve gerekse isimleri ile oluşturduğu bir edebiyat ortamı var görünüyor. Böyle bir derginin düşünceden yana mesafe kat ettiğini düşündüm de gerçekten muazzam bir sonuç çıkabilir ortaya. Bunu yukarıda Berna Olgaç’tan alıntıladığım söze binaen söylüyorum.

Mühür’ü sadece şiir için, şairler adına, mısralar, imgeler üzerine çıkarılmış samimi bir dergi olarak görüyorum. Çoğu sayfasında şiirin sayfaları aşan yoğunluğuna şahit olabilirsiniz. Bu da bize birçok imkanı dahilinde getiriyor. Yeni isimler tanıma, unutulanları hatırlama, hatırlananları irdeleme gibi.

Dergi V.B.Bayrıl’ın şiiriyle açılıyor. Neden bu şiirin ilk sayfada olduğunu okuyunca anlıyorsunuz. Bayrıl, 80 Kuşağının önemli isimlerinden. Öğrendiğim kadarıyla Melek Geçti, Şer Cisimler, Arzuda Tenha adında üç şiir kitabı var.

Şimdi’nin hissiz güzelliği. Hatırası
Kalbe değmeyen jestler. Aciz güller
Acı güller. İnsan kısacık bir hayrettir
Macerası kokulara benzer.

Yukarıda alıntıladığım mısralar bahsini ettiğimiz şiirden. Dergi boyunca da bu şiirin yanına yaklaşabilecek bir şiir bulamama gibi bir sorun var. Herhalde okul dergilerin özelliği bu olmalı. Biri giderken birileri de ardından gidecektir, bu tarih boyunca böyledir. İşin eleştiri kısmına girmeden değinimize devam edelim. Mesela bahse değer bir Metin Fındıkçı şiiri var fakat yazılsa bu şiirin hikayesinin daha güzel duracağı hissini veriyor. Akıcı dil ilk göze çarpan özelliği.

14. sayfaya geldiğinizde Baki Ayhan T.’ nin kısa notlar şeklinde kaleme aldığı ve pek de yararını kestiremediğim bir metin var. Bunun bahsedilecek bir tarafı yok fakat numaralandırarak verdiği bu kısa notların “13. Kitaplığımda bahar temizliği” adlı başlığın altındaki sözlerin ve verilen isimlerin amacının ne olduğunu merak ettim. Bahar temizliğinden kasıt kitaplığından “bir daha asla” diyerek uzaklaştırdığı kitaplarmış meğer. Yazının uzunluğu yetmediği için mi yoksa bak işte bunlardı uzaklaştırdığım kitaplar demek için mi bilinmez birçok kitap ismi sıralanmış bu sözlerin ardından. Tüm bu temizliğin de başlangıç noktasının kendisine nasihat eden annesinin “Evladım hala mı kitap alıyorsun. Artık senin yazman ve başkalarının okuması zamanı gelmedi mi?” sözüymüş. Tüm bu içten sohbetin ardından kitaplığından uzaklaştırdığı pardon “bir daha asla” diyerek uzaklaştırdığı kitapların isimlerinin verilmesi benim hoşuma gitmeyen şeyler çağrıştırdı. Umarım başkaları böyle düşünmez. Anılan isimlerden bazıları şöyle: Metin Cengiz, Ahmet Ada, Sina Akyol, Yücel Kayıran, Mustafa Köz, Gülseli İnal, Adnan Azar vd. ben yazmaya üşendim fakat devamı da gelecek sayıda diye bir not var sayfanın altında. Bunu hüsnü zan ederek açıklayabilmek biraz zor geldi bana. Neyse o kadar da önemli değil zaten. Ben de bir daha asla deyip geçiyorum bu yararını görmediğim sayfayı.

Mehmet Sadık Kırımlı’nın “Tanzimattan Günümüze Türk Yazınında Şiir Kavramı Üzerine Düşünceler” başlığı altında verdiği yazısı Tanzimattan 1960’lara kadar şiirin görünen kısmını fotoğraflamaya çalışan iyi bir yazı olmuş. Katılmadığım birçok yön var elbet fakat dönemler ve adlandırmalar açısından farklı yaklaşımlarda bulunulmuş. Yirminci sayfada Sırrı Levent’ten alınan Memet Fuat’ın da görüşüyle desteklenen ve divan edebiyatına ağır yumruklar indirme amacı güden kısım gibi çokça tartışılacak bölüm var yazıda. Ama bunlar sadece yazarın ve örneklediği şairlerin görüşü olarak kalıyor neticede.

Hilmi Haşal’ın sanık şiirinden: “köşe, kenar, hanların onu, ve avm’lerin vitrinlerinde/plastik mankenler görürdü telaş denen kopukluğu”

Kazım Şahin’in Biz Yokken şiirinden: “anladım biz yokken gelecek güzel günler”

İlker İşgören’in Mırıltı şiirinden: “her şey çok güzel, içimizden geçen korkuları saymazsak”

Onur Sakarya’nın Acı Enternasyonal şiirinden: “ben iki kere hayır demem, hemen gelirim”

Mısraları sağlam bir şiirin kısmen de olsa bu derginin sayfalarında, damarlarında dolaştığını göstermek açısından önemli gördüğüm kısımlar. Özellikle Onur Sakarya’nın sağlam bir giriş olarak şiirin ilk mısrası olan: “ben iki kere hayır demem, hemen gelirim”in ardından gelen şiir beni hayal kırıklığına uğratıyor.

Zeki Karaaslan’ın yaptığı iş önemli. Teoriye girerek yapmayı denerse bu dergi için de büyük kazanç olacaktır. Son olarak Özkan Satılmış’ın “Şuara Suresi, Şair ve Şiir” başlığı altında verdiği yazıdan söz etmek istiyorum. Özkan Satılmış kimdir diye merak ettim önce, google sağolsun hemen cevapladı. Söylemek istediğim şu: Sureleri şiir gibi çevirmek, kolayca anlamlandırmak mümkün değildir Özkan Satılmış. Bu yazmak işi bu kadar kolay görünmemeli. Özellikle Allah’ın sözlerini önce bir ayeti yazıp sonra da “Burada Şamanlık koltuğuna oturan şairlerden bahsediliyor. Her biri peygamber gibi davranan bu şairlerin günümüzdeki şairlerle bir ilgisi yok” demek, diyebilmek kolay değil ama demişsin. Benden uyarması, bu büyük bir söz. Günümüzdeki şairlerin kaç tanesini tanıyorsun mesela. Ben sana bir örnek vereyim. Fazla uğraşmana da gerek yok. Arama motoruna Bedri Rahmi Eyüboğlu – İkinci Mektup yaz oku. Günümüz şairlerini iyi tanı.

Son söz niyetine diyelim ki Mühür okunması ve tartışılması gereken bir dergidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here