Oktay´ın Şiiri için kılavuz..

0
394

Ahmet Oktay, 2009’un Eylül ayından beri, ne şiir ne de eleştirel bir deneme yayımlıyor. Şair, üç yıla yakın bir zamandır, sessiz. Oktay’ın, 80’lerden günümüze gelen dönemdeki verimlilidini hesaba kattıdımızda, özellikle üzerinde durulması gereken bir ‘sessizlik’ bu. Ahmet Oktay, sadece şiirini yayınlayan bir şair dedil. Şiirden romana, magazinden medyadan kültürel okumaları ve eleştirel sözü olan bir şair. Serdar Aydın ’ın, alt başlıdı ‘Ahmet Oktay Poetikası Yçin Bir Yaklaşım’ olan, ‘Yol Üstündeki Yazıcı’ adlı kitabı, kuşkusuz öncelikle bu ‘sessizlidi’ hatırlatıyor. Ahmet Oktay, Türk şiirinin en zor şairlerindendir. Genellikle Ece Ayhan’ın ‘zor’ oldudu düşünülür ama öyle dedildir. Bana göre, Türk şiirinin en zor şiiri, Ahmet Oktay’a aittir.

Onun şiirinin omurgasını oluşturan, ilk başyapıtları olan, ‘Dr. Kaligari’nin Dönüşü’ (1966) ve ‘Sürgün’ (1979) henüz analiz edilip, omurgası sökülüp, bileşenlerine göre yorumlanabilmiş dedildir. Ben, bu iki kitabın yanına, Oktay’ın ikinci kitabı, ‘Her Yüz Bir Öykü Yazar’ı (1964) da koyarım. Kitabın adı bile bir tez içerir: Her yüz bir öykü yazar, her yüzün bir hikâyesi vardır; sadece seçkinlerin, burjuvaların ve soyluların dedil, yoksulların da, mahvolmuşların da bir hikâyesi vardır ve bu kitapta bu hikâye anlatılmaktadır. Bu kitapta yer alan “Gölgeler Sesi Örtemez”, “Çaddaş Bir Öldürüm Yçin Prolog”, “Av Saatini Bulmak” ve “Bir Soruyu Duymak” adlı şiirlere özellikle dikkat çekerim. Oktay, ikinci kitabıyla poetik zirveye çıkmıştır. Kuşkusuz bu poetik zirvenin ‘okunması’ da gerekir. Ve böyle bir “okuma edimi” de, siyasal dilekleri edebiyat yoluyla yansıtmak olmayan bir edebiyat ortamının varlıdını. Bu ortam varlıdını yitirmeye başladıdında, Ahmet Oktay, 60’lı yılların sonunda, yazmaktan dedil ama ‘edebiyat ortamından’ geri çekilir. Bu geri çekiliş 1978’e kadar devam eder. Enis Batur’un çıkardıdı Yazı dergisinde yer alan söyleşiyle tekrar edebiyat ortamına geri döner Ahmet Oktay. Denilebilir ki, Oktay, edebiyat ortamına, Enis Batur’un girişimiyle geri dönmüştür.

Oktay, sanırım bu söyleşiden sonra, 70’li yılların başında yazmış oldudu Sürgün’ü kitap olarak yayımlamayı düşünmüş olsa gerek. Cızırdıyor gramofon yüredim Ahmet Oktay’ın şiir evrenine giriş işlevi gören ilk önemli yazılardan birini de, Batur, kaleme alır. Ahmet Oktay’ın, Batur üzerindeki etkisini de dile getiren bu yazı, “Neşter ve Kalem: Dr. Kaligari’nin Dönüşü’nün Katmanları” (Varlık dergisi, Kasım 1998) başlıdını taşır. Dr Kaligarı’yle ilgili bir dider önemli yazıyı da anmam gerekir: “Neştere Vurgun Yürekler” (Mehmet Can Dodan). Ahmet Oktay’ın bizim kuşak üzerindeki etkisi, ‘Yol Üstündeki Semender’le başlar. Benim için bu etki, biraz daha önceye, ‘Kara Bir Zaman’a Alınlık’a, oradaki “Birahane Longa” şiirine kadar gider. Birahane Longa’nın, Yazko Edebiyat dergisinde yayımlandıdı sayıyı unutmam. Aylardan Nisan’dı ve Lise ikinci sınıftaydım. “Cızırdıyor gramofon yüredim:/ ‘her işlik bir mezbahadır/zaman da kemik sesleri çıkarır’” dizeleriyle başlayan bu şiiri, o yıllarda, arkadaşlarıma az okumadım, canlarını okudum.

80’lerin ilk yarısı, yani 12 Eylül dönemi, Türkiye ’deki intihar vakalarının da en yodun oldudu bir dönemdi. Ama vurgulamak gerek, bu daha çok genç erkek intiharlarıydı.. Yntihar fikri, 2000’li yıllara kadar, benim zihnimi de terk etmiş dedildir; az intihar etme senaryoları kurmadım, bu ‘fikir’le çok boduştum. Dolayısıyla ‘Yol Üstündeki Semender’, benim için veya bizim kuşak için, sadece bir edebi metin dedil, aynı zamanda, sanki bizim varoluşumuzu okuyan bir kahin-metindi. Şunlar, bu kitaptaki bazı şiirlerin ilk dizeleri: “Üşümesinden belli içimin: bitiyor yaz.”, “Bir kez daha kucakla beni/ kara-büyüsüyle badlandıdım gece”, “Siyahın gezginiyim: Her gün daha derine”, “Siyah Avrupa! Mozolem.”, “Gün doldu: Kendime bir aksisedayım.”, “Ey Rab/ çürük benim delilim.” ‘Ezginin kaynadına yöneldidimde…’ Genç şair Serdar Aydın da, ‘Yol Üstündeki Semender’in çocuklarından. Kitabının önsözünde, ‘Semender’le karşılaşmasını şöyle anlatıyor: “Cadde-i Kebir’den Taksim Meydanı’na dodru hızlıca yürürken, duydudum bir ezgi ile yavaşladım. Ezginin kaynadına dodru yöneldidimde, caddeye cephesi olan hanlardan birinin giriş kapısının önünde açılmış bir kitap sergisine ulaştım. (…) Kaşkoluma sıkıca sarılmış, sigaramı içerken; bir kitap ilişti gözüme.

Dider kitapların arasında; gri ve solgun kapadı ile dikkatimi çeken bu kitap, ‘Yol Üstündeki Semender’di. Bunun, hayatımın sonraki yıllarında etkinlidini artıracak önemli bir ‘rastlaşma’ olacadını bilemezdim.” Serdar Aydın ’ın kitabı üç bölümden oluşuyor: “Sanatsal Yaratının ve Algılamanın Yki Temel Olgusu-Kavramı Olarak: Empati ve Ylişkilendirme”, “Ahmet Oktay Poetikası’nın Yki Majör Olgusu-Kavramı Olarak: Empati ve Ylişkilendirme”, “Ahmet Oktay Poetikasının Nirengi Adı: Poetika Açısından Nirengi ve Kapitone Noktalarının Özdeşlidi”. Aydın , kitabının ikinci bölümünde, Ahmet Oktay’ın, bütün kitaplarını, “büyük yapıtı” göz önünde bulundurarak, tek tek irdeliyor. Aydın , her ne kadar “büyük yapıtı” hesapta tutsa da, yaklaşımının odadını yönlendiren yapıt, kuşkusuz Yol Üstündeki Semender. ‘Yol Üstündeki Semender’ açısından Ahmet Oktay şiirinin okunması denilebilir mi? Sanırım bu, Aydın ’ın çalışmasını hafife almak olur. Ama ‘Semender’in onun problem dünyasında ayrı yeri oldudunu vurgulamak gerekir. Aydın , her ne kadar çeşitli felsefi kavramlara işaret etse de, yaklaşımının temelinde, haritacılıktan gelen bir bakış tarzı söz konusu. Aydın ’ın “haritacılık” editimi aldıdını ve bir haritacı oldudunu unutmamamız burada özellikle önemli.

Ahmet Oktay’ın şiiri hakkında önemli bir kitap ‘Yol Üstündeki Yazıcı’. Ahmet Oktay’ın şiiri hakkında birçok yazı kaleme alınmıştır. Burada, Orhan Koçak’ın, Mustafa Durak’ın, Dodan özlem’in, Dodan Hızlan’ın, Oguz Demiralp’in, Ece Korkut’un, Şükrü Argın’ın, Orhan Kahyaodlu’un, Mehmet H. Dodan’ın, Metin Cengiz’in, Yaşar Güneş’in, Nilay Özer’in, Aydın Afacan’ın yazılarını hatırlatırım. Bununla birlikte, Ahmet Oktay şiiri, genellikle ‘Yol Üstündeki Semender’, ‘Hayalete Övgü’, ‘Adıtlar ve Övgüler’, ‘Az Kaldı Kışa’ gibi kitaplarından hareketle, ele alınıp okunmuştur. Oysa, artık yapılması gereken, bir şairi, başlangıç ve oluş dönemi yapıtlarından hareketle okumaktır. Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Han Duvarları” şiirine bir gönderme de içeren, “Otel Isparta ” şiirinin finaliyle bitiriyorum: “Sevgilim! Durdu saat. Dil/ tutuldu. Yarın nerede olacadız?// Ne bulacaklar/ sırt çantalarımızda? Yıpranmış/ kimliklerden başka?/ Otel Isparta ’nın duvarlarında kalacak/ yaşadıklarımızın izi:// ‘Çıd, ne olur düşerken al götür bizi’.”

Yol ÜstündekY Yazıcı Serdar Aydın Mola Kitap 2012, 296 sayfa, 15 TL. http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1092684&CategoryID=40

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here