Oktay Rifat’ın Dışarıda Kalan Şiirleri ve Şairin Vasiyeti | Ali Asker Barut

0
277

Ali Asker Barut

OKTAY RİFAT’IN DIŞARDA KALAN ŞİİRLERİ VE ŞAİRİN VASİYETİ

Oktay Rifat: “DERGİLERDE KALAN ŞİİRLERİM ARKAMDAN TOPLANMASIN”

Günü geldiğinde şairler ve yazarlar”Gitmek” üzere toplanırlar. Şiirlerini, oyunlarını, yazılarını ölümünden sonra kendileri ile ilgili arkalarında eksik bir şey kalmasın ister ve derli toplu, yanlışsız bir çalışma, bir kitap  için gerekli görürler bu toplanmayı.

Şair, arkasını toplamaya gelecek “o birilerine” güven duymadığı, ya da gereğince özen ve titizlik gösterilmeyeceği korkusu ile kendisi kolları sıvar ve ömrünün son zamanlarını “yapıtının eksiksiz, tam olması için” bu derlenip toparlanmaya ayırır.

Türk şiirinin varlığını büyük oranda borçlu olduğu eleştirmen Memet Fuat hastalığından ölümünün iki gün öncesine kadar düzenli olarak gün gün tuttuğu “Ölünceye Kadar” adlı günlüğünde daha hayatta olmasına ve yaptığı bütün ısrarlı düzeltiler ve uyarılarına rağmen kitaplarının hata ve yanlışlarla basıldığını söyler ve ölümünden sonra da kitapları yayımlanırsa kimbilir nasıl özensiz ve nasıl yanlışlarla basılacağı korkusunu üzüntüyle açıkça yazar.

Sait Faik’in öykülerinde gerekli gereksiz bir sürü konuşma çizgisi olduğunu kendisi ile paylaşan bir eleştirmenin ricası üzerine kitabı kendisindeki ilk baskılarla karşılaştıran Memet Fuat, ilk baskı kitaplarda çizgi filan görmeyince hayret ve öfke ile şu satırları yazar 6 Temmuz 2000 tarihli günlüğüne:

“Ne biçim iş, anlamıyorum. Bu memlekette yazarların ölmesine de izin yok. Öldün mü arkadan birileri gelip hemen yanlışlarını düzeltmeye başlıyorlar.” Dahası doğruları bozmaya geliyorlar demek daha doğru.

Adam Yayınları’nda Orhan Veli’nin Toplu Şiirleri’ni yayıma hazırladığı dönemde Memet Fuat, antoloji hazırlayıcıları ve toplu şiirlerini yayımlayan yayınevlerinin şiirin orjinaline sadık kalmadıklarını, şairin seçimine saygı göstermediklerini vurgulayıp Orhan Veli’de “iğri” yağan yağmurun “eğri”  diye ısrarla düzeltildiğini, bu itinasızlığa üzüldüğünü söylemesi bugün bile içimi acıtarak, hâlâ aklımda.

İnsanın içini çok derinden acıtan ve hüzün veren toparlanmaya Memet Fuat’ta şahit olmuştum, 1999 yılında Altunizade’de bahçe içindeki evine ziyaretine gittiğimde… Ortalıkta öbek öbek yığılmış, kimi kolilenmiş, kimi kolilenmek üzere hazır edilmiş kitaplardan, dosyalardan ve masa üzerinde dosyalanmayı bekleyen yazılardan anlamıştım Memet Abi’nin “sonrası sadece karanlık” dediği o ülkeye gitmek için hazırlandığını. Bu toparlanmada (yazıların konularına göre bir araya getirilmesi, bilgisayara geçirilmesi, bazılarının dosyalanması, kitaplaşacak yazıların konularına göre ayrılması, bazı eski kitapların kolilenmesi gibi) işlerinde yardımcı olsun diye yayınevinden gönderilen bir genç çocuk da kulağı Memet Fuat’ın uyarılarında, yardımcı oluyordu kendisine.

Üzerlerinde kitap ile ilgli notlar olan ve yayınevine gönderilmeyi bekleyen hazır dosyaya, sağa sola (Vakıflara, kütüphanelere) gönderilmek üzere kolilere özenle yerleştirilmekte olan eski ve imzalı kitaplara ve henüz dosyalanmamış bir sürü el yazısı ve dergilerden yapılmış yazılarının fotokopilerine hüzünle bakan bakışlarımı yakalayan Memet Abi, üzerimdeki bu hüzünlü havayı dağıtmak için olsa,  “sende yoktur” diyerek geçtiği karşı odadan  içini yazıp imzalayarak yeni baskısı yapılmış antolojisini uzattı bana, “Oğlum” dediği şairine.

Günü geldiğinde şairler, yazarlar anlar toplanma, toparlanma zamanı geldiğini. Ogün hergünkünden daha bir acele daha bir telaş ile bakar arkasına, bir şey unuttum mu, bir şey eksik bıraktım mı diye. Başlar (kitaplarını, varsa yazılarını) gözden geçirmeye, düzeltiler, değiştirmeler, eklemeler, çıkarmalar yapmaya. Tam, düzgün ve eksiksiz yapıtlarla anılma isteğidir bu. Bundan olacak içine sinmeyen ya da diğer yapıtlarına, ürünlerine göre daha zayıf bulduklarını eler, içi elvermese de. Zayıf bulduğu bir şiirse kitaptan çıkarır bir kitap ise tamamıyla reddeder.  Ölümünden sonra şair ya da yazar zayıf bulduğu bu yazılarla bu ürünlerle anılmak istemez.

Örnek ise Edip Cansever. Garip etkisi taşıdığına inandığı ilk kitabı İkindi Üstü’den başlatmaz şiir serüvenini, “yok” sayar o ilk kitabı. Ahmet Muhip Dranas ise şiir kitabının son baskısında şiirlerini eski kelimeleri atarak yeni kelimelerle yenileştirir.

Bu konuya gelmeme Eylül ayında Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan ve Oktay Rifat’ın dışarda bıraktığı şiirlerinin bir araya getirildiği Dünya Herkese Güzel kitabı sebep oldu.

Mehmet Can Doğan tarafından hazırlanan kitabın tanıtımında “Alt başlığı Dışarıda Kalan Şiirler olarak belirlenen kitapta 1932-1986 yılları arasında çeşitli dergilerde (Sesimiz, İnkılâp, Milli İnkılâp, Gündüz, Oluş, Varlık, Yücel, Aile, Yaprak, Yeditepe, Yeni Dergi, Toplum Düşün, Gösteri ve Adam Sanat’ta) yayımlanmış 75 şiir bulunuyor” deniliyor.
Kitaplarının ve romanlarının yayın haklarının Adam Yayınlarında olduğu yıllarda (1985’ten itibaren) Oktay Rifat ölümünden sonra başına geleceği bildiğinden ve tam da böyle bir kitaptan korktuğu için 18 Nisan 1988’de vefat etmeden yaklaşık bir yıl önce Memet Fuat ile bir telefon görüşmesi yapmış ve ölümünden sonra sağda solda dergi sayfalarında kalan şiirlerinin bir araya getirilmemesini istemiş, “Kitaplarıma aldığım şiirler dışında, dergilerde, orda burda kalanlar arkamdan toplanmasın” vasiyetinde bulunmuştu.

Bu telefonun, şiirleri Adam Sanat dergisinde kitapları da Adam Yayınları’nda yayımlanan bir şairde oluşan ölümü durumunda yayınevi olarak Adam’ın böyle bir işe girişeceği varsayımı nedeni ile yapılmış olmasını tahmin etmek çok zor olmasa gerek.

Memet Fuat, görüşmenin de etkisi altında biraz üzüntülü, odada bulunan Cevat Çapan’a şairin şiirleri için böyle bir karar alma hakkı bulunduğunu ve şairin bu isteğine saygı duyulması gerektiğini söylemişti.

Zaten sonraki yıllarda (Yayın hakları elinde olmasına rağmen) yayınevinin böyle bir işten uzak durması, arkasından şairin şiirlerinin toplanması çalışmasına kalkışmaması ancak bu “saygı” ile açıklanabilir.

Şairin ölümünden yıllar sonra bile olsa aile, kitaba talip olan yayınevi, ürünleri (şiirleri, yazıları) derleyici kişi, ortada böyle bir vasiyet varken (dururken) şairin bu isteğini görmezden duymazdan gelmesi (gelmeleri) ne kadar doğru?

Bir araya getirilmeli miydi bu şiirler? Şaire rağmen, derlemeci Mehmet Can Doğan’ın da fark ederek yazısında aktardığı gibi şairin kitaplarına dahil etmediği, dışarda bıraktığı şiirleri sırf dergilerde kalıp unutulmalarına kendi gönlü razı gelmediği için bir araya getirme hakkı veriyor mu kendisine?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here