Nurettin Topçu’yu Niçin Okuyoruz? | Lütfi Bergen | Düşünce

0
679

Lütfi Bergen

NURETTİN TOPÇU’YU NİÇİN OKUYORUZ?

Nurettin Topçu, Yarınki Türkiye’nin tasavvurunu vermektedir. Anadolu’da Müslüman adamın nizam tasavvurunu. Bugün “yarın” hakkında endişeliyiz. Müslüman olarak yarın hakkında kaygılıyız. Hırsızlığın çoğalmasından, evlerin dağılmasından, yoksulların ırgat edilmesinden, gök kubbeyi delecek yüksek konutlardan, parayı kapanın mahalleyi terketmesinden, tarlaların boşalmasından, kentlere yığılmış aç ve doyumsuz işsiz- aylak yığınlardan muzdaribiz. Anadolu’daki “millet” fikrinin etnik kimliklerle ayrışmasından mahzunuz. Türk Anadolu’dan öncesi olmayan bir kavimdir. Anadolu’ya mahsus bir kimliktir. Tarihten beri gelen bir Türk bulunmamaktadır. Çerkez, Arnavut, Kürt, Boşnak, Kırgız, Tatar, Türkmen adamların terkibidir. Türk, bu terkibin, Müslüman kimliğinde “millet” olmanın adıdır. Müslüman kavimlerin ahlâk ve iktisat nizâmı teşkil etmek için bir araya gelişleridir.

Anadolu’da Müslüman bir toplum olarak varoluşumuz, “millet” fikri etrafında hayatiyeti sürdürebilmemiz Batı yayılmacılığının önündeki en büyük engeldir. Bu bir ahlâk yürüyüşüdür. Direnişçi zühddür. Topçu “İsyan Ahlâkı” demiştir. Olabilir. Son tahlilde ferdiyeti şahsiyete çeviren mahviyetkâr, çilekeş, fütüvvet- fetâ ehli adamlıktır. Büyük ruhların hiçbiri dünyadaki saadetleri ile mutmain olmadılar. Topçu’nun “Beden zenginleştikçe ruh yoksullaşır”, demesi boşuna değil. Topçu’nun sözleri ve fikri Batı’ya meydan okumaktadır. Müslüman olup da pozitivizmin ilerlemeci- maddeci görüşlerine yenilmiş yöneticilere zihniyetlerinin çürüklüğünü göstermektedir. Tanzimat’tan beridir Batı’nın madde gücüne meftun Müslüman düşüncenin kulağına “Makine, ruhun feryadını tıkayarak boğmuş” sözünü fısıldayan, zihinleri çarpan, vicdanları sarsan odur. Son yirmi yıldır Müslüman adamın kapitalistleşmesinden, Protestan Müslümanlık’tan, Müslüman burjuvaziden bahsedenlere onun sözleri bir cevap olacaktır. Batı’dan gelen herşeyi aldık, caddeleri, köprüleri, aletleri, teknolojileri transfer ettik; mâkus talihi yenemedik. Kentlerden ve “muasır uygarlık” gailesini tahkim etmekten Müslüman adama bir fayda yoktur. Bu yol çıkmaz bir yoldur.

Topçu, “Kurtuluşun tek çaresini, yeniden tabiata dönüşte arayanlar yanılmıyorlar. Ancak bu dönüş, tabiatta Allah’a açılan kapıyı aramak için olmalıdır” demekte haklıdır. Batı’ya yönelik bir isyanımız var, kentleri büyüten ihtirasa isyanımız var. Kır boşaldıkça, kentin kenarlarında aç kurtlar gibi bekleyerek imara açılmış arsalarda konut inşa ederek servetlerini büyütenlere isyanımız var. Ancak kuru isyan ne işe yaramaktadır? Bir zihniyet değişimi kaçınılmazdır. Yeni bir muhalefet fikrinin çalışılması kaçınılmazdır. Batı, ne Haçlı seferleri düzenleyerek ve ne de emperyalist işgal orduları göndererek Doğu’yu sömürgeleştirmiyor. Tam tersine Doğu, Batı’nın kentlerini taklit ederek Garb’a boyun eğmektedir. Modern emperyalizm kentleşmedir. Topçu, Batı’nın tekniğini eleştiren lakin tekniğin insana tahakkümüne çözüm getirmeyen Heidegger’in söylemlerinden kurtuluşu mümkün kılmaktadır. Tekniğe direnişi, ilerlemeci tarih anlayışına sırt dönerek ve açık yüreklilikle “köy” diyerek ifade ederek çözüm üretmektedir. Topçu popülist değildir. Kitleleri peşinde sürükleyen fikirlere râm olmuş değildir. Topçu, Cemaatçi toplumdur. Cemaat denilen kollektif varlık da, aile, mahalle, esnaf birlikleri, köy toplulukları, tezekkür halkalarıdır. Yani üreterek, maişeti için didişerek: toprağı eşeleyerek, demiri bükerek, helali arayan, hududullahı teslim eden elleri nasırlı, alınları terli adamlardır. Topçu, “Müslüman zengin ve güçlü olmalı” diyen zevata “Hayır!” der, “İktisadî zorbalıklar, bugün servet ve sermayeyi her şekilde insanlığa meşru göstermek için cemiyeti teşkilatlandırmıştır.

Sermaye ve imtiyazlar halinde ele geçirilmiş mülkiyet, dünyamıza bugün bir işsiz- madun kitle doğurmuştur. Toplumun madunlara dönüşmesini engellemek cemaatçi toplumculuğun davasıdır. Topçu, devletin elinde ve emrinde bir din fikrine karşıdır. Onun hayalini kurduğu adam mistiktir ama miskin değildir. Nümayişsiz bir adamdır. Dâvâsı adam yetiştirmektir: “Yarınki Türkiye’nin kurucuları, yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli, lâkin gösterişsiz ve nümayişsiz çalışan, ruh cephesinin maden işçileri olacaklardır. Bu ruh amelesinin ilk ve esaslı işi, insan yetiştirmektir.” Şahsiyetini inşa etmiş insanların toplumu da inşa edeceğine inanarak cemaate yönelir. Topçu’nun cemaati, Batı Toplumunun bireyine karşı bir siperdir. Batı’lı moderniteyi hem kentleri Anadolu’dan çıkararak ve hem de Batı bireyine karşı cemaati modelleyerek reddeder. Köy, cemaatçi yaşamı sağlayan ve insanları “anamız tabiat” karşısında “kardeş” kılan rahme dönüşür. Cemaatçi sosyalizm Anadolu’nun ahlâk nizamıdır. Topçu’nun söyledikleri arasında bir de devlete yönelik vurgu vardır. Devlet dağıtıcı ve düzenleyici otoritedir. Devlet, yandaşlar, imtiyazlılar, mahallede burjuvalar, yüksek maaşlılar, menfaatler var edemez. Türkiye’de düşünenler Topçu’nun devlet fikrini ulus- devlet oluşumunu yeniden felsefileştirmekle eleştirdiler. Oysa Topçu, Anadolu’nun Doğu- Batı çatışma sahası üzerinde bulunduğunu bilmektedir. Anadolu’da bir devlet inşa etmeden bu derece parçalanmış etnik yapıya nizâm veremezsiniz. Topçu, “Memleket içinde fertlerin emniyet ve hürriyetlerinin bekçiliğini tam mânasıyla yapan devlet olmadıktan sonra, bir milletin memleket dışına karşı istiklâle sahip oluşunun kıymeti yoktur. O millet, dıştan esir olmasa bile, içten esir demektir. Devletin iktidarsızlığı da zorbalığı kadar tehlikelidir ve iktidarsızlığının artarak, bütün millet vücudunu sarmasından, sonunda zorbalık doğar. Çünkü devlet iktidarından sıyrılan kuvvetler, onu zayıf bulunca, himayesiz bir cemiyete çullanarak onu heveslerine esir etmekten çekinmezler” diyecektir.

Devlet manevî ve ahlâkî bir kuvvettir; dinin gayesinin elindedir. Tahakküm, ahlâkın ve hakikatin tahakkümü olmalıdır. Ancak böylece hakikat hâkim kılınabilir. Bütün bunları doğru bir şekilde yapabilecek olan da din hayatının ahlâk, sanat, ilim gibi manevi alanlarda müesseseleşmesidir. Topçu, istismarı kaldıran adalet, istismara izin vermeyen devlet fikrinden hareket etmektedir. Bunun için de “adalet, adalete en çok muhtaç ve en haklı olan sınıfı yetiştirmekle kabildir” der. Bu sınıf kanaatimizce küçük esnaf, çiftçi, zanaatkâr adamdır; ev hanımıdır, mahallesinde bakıma muhtaç yaşlılardır, eli ekmek tutsun için yetişecek yavrucaktır. Topçu, modern dünya karşısında bize ilhamlar veriyor. Elbette ki, söylediği şeyler kritik edilecek, içinden yeniden değerlendirilmesi gerekenler ayıklanabilecektir. Osmanlı yıkılmıştır, onun bıraktığı boşluk doldurulamamıştır. Batı (Avrupa- ABD) ile Doğu (Rusya- Çin) Orta Doğu üzerinde kavgadadır. Tarım yapmaya müsait geniş topraklar, enerji üretmeye elverişli araziler, işlenmemiş kıymetli madenler, çölleşen dünyanın göz diktiği su havzaları Anadolu’dadır. Ticaretin kavşak noktası da bu topraklardadır. Anadolu’da Batı ile Doğu arasında yürüyen kavgayı, dünya ticaretinin denetimini, modernitenin fikri saldırılarını durduracak ve yeni bir nizâm- barış düzeni kuracak potansiyeller hazırdır. Topçu’yu bunları anlamak için okuyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here