Nur Sultan Turhan, “Allah Her Yüreğe Dokunur” adlı hikaye kitabı üzerine izlenimlerini yazdı…

0
129

ALLAH HER YÜREĞE DOKUNUR!

NUR SULTAN TURHAN

     Kendisinin yazılarını gazete, site ve çeşitli dergilerde sürekli gördüğüm, okuduğum ve takip ettiğim, örnek aldığım bir yazar, güzide bir hanımefendi olan, Değerli Yazar, çok sevdiğim Selvigül Kandoğmuş Şahin’in “Allah Her Yüreğe Dokunur” adlı öykü kitabını okudum. Entelektüel birikimi, donanımı ve üslubuyla güzel bir edebi eser ortaya çıkmış. Her bölümü sürükleyici ve gizem dolu bir öykü kitabı, okurken çok etkilendim.

    Kitap dört bölümden oluşuyor. Birinci bölümde acılar ve savaşları yaşamış Suriyeli göçmen Mus’ab var, çilekeş kadın olan Nihan’ın bitmeyen çilesi var, içinde yaşadığı acı dinmek bilmiyor, sevdası uğruna katlanıyor, herkesten laf işitiyor. Nihan onca yaşadığı sıkıntılara sabrediyor. İkinci Bölümde yılların yorgunluğunu omuzlarında yaşayan Nihan çocuk hasretiyle yanıp tutuşuyor, yıpranıyor. Sekiz yıl geçiyor, gencecik yirmi üç yaşında olan kadına kaç yıldır evlisin diye sorduklarında sekiz yıl oldu dediğinde, yüreği paramparça oluyor, gözlerinden sicim gibi yaşlar boşalıyor. Bir umutla, eşiyle düşüyorlar yollara…

   Üçüncü bölüm; hastane odasında ne çok baharları, kışları misafir ediyor. Baharda her yer yeşeriyor. Taze gelin olan Hazal kızın hastalığı sonucu vefatı etkiliyor, ölümünden sonra Mustafa’nın ve annesinin feryatları yürek dağlıyor, acısı unutulmuyor, Ayşen ve Nermin Teyze, cushing hastalığına yakalanan Nezaket Hanım, çaprazında Samsunlu Hediye Hanım, karşısında Hacer hanım var. Her birinin renkli bir dünyası, yaşanmış ayrı bir hikâyesi var. Allah her yüreğe dokunuyor, imtihan dünyasında herkes sınavını yaşıyor. Dördüncü bölümde Gülnihal’in kırık beyaz gelinliği var. Boncuk ve işlemeleriyle, kalın kemeriyle göz kamaştırıyor, özenli Gülnihal’in istediği gibi dikilmiş. Onca hatırayı içinde barındırıyor. Sade ve makyajsız haliyle herkesi şaşırtıyor. Gelinlik çok hikâyelere sahne olmuş, ne hüzünler, ne ayrılıklara şahitlik etmiş… Sudenaz, Necla ve Nurfidan adında üç tane kızı olmuş, Gülnihal’in iki kızı gelin olmuş. Kırık beyaz gelinliği düğününde giymek istemişti Nurfidan, annesi çok duygulanmış, kızını bağrına basmış ve gözlerinden yaşlar akmış…

     Sarı Yıldız Mavi Yıldız bölümü, uçup gitme yele karşı, ah niye doğdun sarı yıldız, mavi yıldız. Nilüfer’in gidişinde, sevdiği adamla evlenmek isteyen bir kız var, doktor olup en iyi üniversitelerde okuyan Nilüfer’in İlhan’la evliliğini, memur parçası diye hazmedemeyen, küçümseyen babası Ali Ömer var. Nilüfer başını önüne eğip, sessiz sedasız gözü yaşlı çekip gidiyor. Kanadı Kırık Bir Kuş Gibiyim bölümünde, Nilüfer sonbahar yağmurlarıyla gösterişli bir düğünle evleniyor. Çok talipleri çıkmış, Nilüfer İlhan’ı tercih etmiş, sevdasına sahip çıkıyor. Annesine baktığında yüzünde yaşadığı acının derin çizgileri var, depresyon haplarıyla ayakta duruyor, her şeyi unutuyor, ne acı bir durum… Mahzun bakışlardan etkileniyor Nilüfer, kor bir ateş annesine baktıkça içini yakıp kavuruyor. Ali Ömer’in keskin bakışlarına hapsoluyor, içine sızı yüklüyor, annesinin başını eğmesi, çaresizliği çağrıştırıyor sanki. Ali Ömer Bey, kuşun kanadını kırmış, yaralamış. Zavallı kuş uçsa uçamıyor, acısından kıvranıyor. Kuşun kanadını kırmış, hayallerini yıkmış, sevdasına prangalar vurmuş… Lili’ye olan aşkla yanıp tutuşurken Beyza’yla evliliği oluyor, Beyza’nın duvağı arasından baktığı, utangaç bakışları arasında kaybolup gidiyor… Atilla İlhan’dan şiirler dökülüyor, Lili aklına geliyor, kalbi hızla atıyor… Lili rüyasına her gece gelecek ve Atilla İlhan’dan şiirler okuyacak… Istırap çekiyor. Kalabalıklar içinde yalnız hissediyor kendini. Ölmeye Yatmak bölümünde yine acı doruk noktalara ulaşıyor. Okulunu birincilikle bitiren, mimarlık okuyan Elif var. Babası Ali Ömer’in isteğine boyun eğiyor, tükenmişlik sendromunu yaşıyor, mimarlık koridorunda bunalıyor, yarası kanıyor, acısıyla yüzleşiyor. Ölmeye yatıyor Elif, rengârenk ilaçlar içiyor, sonra bir sis bulutu gibi gözünün önüne perde iniyor, gözlerini açamıyor, annesinin sesi yankılanıyor, Elifiiim bırakmam seni diyor, yanında olduğunu söylüyor.

   Sarı Yıldız Mavi Yıldız bölümünde Ali Ömer’in hikâyesi saklı, yaşadığı derin acılar var… Ayazlı soğuk gecelerde ormana gidip kök söken Annesinin çektiği sıkıntılar, çocukluğunu yaşadığı, çok sevdiği kız kardeşi Elmas, dedesi var. Gurbeti yaşamış, onları bırakıp gitmiş, babası var. İlerde çocuklarım olsa onları hiç bırakmayacak… Kızgın, kırgın babasına, acaba babası kendini dağlara vurmuş, soğuk kış ayazında donup kalmış mıydı? Nadide’ye olan sevgisi var. Dedesi : “Oğul! Veren de Allah, alan da O, gamlanma” diyor, onun da yüreği yanıyor. Çocuklarına kol kanat gereceğim, onları sıkı sıkı tutup bırakmayacağım derken nefes aldırmayan Ali Ömer, çocukları elinden bir bir kayıp gidiyor. Anlayamıyor onları, hayatı zindan etmiş, yaşadıklarının acısını onlardan, eşinden çıkartıyor. Oysa böyle olsun istememişti. Çok çalışmıştı, yoksulluk çekmişti. Nilüfer gitmişti, Oğlunu istemediği biriyle evlendirmiş, Elif de kayıp gidiyor avucundan.

   Nefes Al Ölmeyeceksin, Otuz Yağlı Kurşun bölümünde, nefesim kesiliyor okurken, 15 Temmuz Gecesinde yaşananlar geliyor bir film şeridi gibi gözümün önüne, bu bölümü okurken gözlerim yaşarıyor, babasının düşünde Ömer’i görmesi, ben nöbete gidiyorum deyip gülümsemesi, çimen rengi gözlerinin cennet yeşiline dönüşmesi, o gece salaların yüreğini dağlaması beni etkilemişti. Rahmetli Şehidimiz Ömer Halis Demir’in anısına yazılmış hikâyeyi okurken tüylerim diken diken oluyor. 30 kurşun yemişti, şehit olmuştu, darbecilere direnmişti. Cunta karargâha girememişti. Seher vakti yağan yağmurun serinliği çorak toprakları yeşertmişti, dualar arşı alaya yükselmişti. Ömer Firdevs cennetine bir kuş misali uçup gitmişti çoktan. Buram buram gül kokuyordu her yer, analar ne yiğitler doğuruyor, tüm aziz şehitlerimizin ruhu şad olsun. Nefes al ölmeyeceksin bölümü dikkat çekiyor, Yeliz’in yaşadığı acı tablo. Babası Kamil Bey, annesi Aylin Hanım var. Yeliz acı içinde kıvranıyor.

   Her Adım Ölüm Olan, 28 Şubat, bize ve genel değerlendirmelere, meclis darbeleri araştırma komisyonunun raporuna göre 28 Şubat postmodern bir darbedir. Vesayetçi sistemin dindar halk, bürokrasi, öğrenci ve çalışan iş kadınları için zalim bir baskı rejimidir. Aile olarak bizler de yaşadık ve yaşananlara şahit olduk. Bütün darbeleri nefretle kınıyorum. Mardinli İbrahim Akar Hoca’nın kendisi de diğer mazlumlar gibi 28 Şubat zulmünü yaşamış, durumu içler acısı, kendisi bir cami imamı, elleri kelepçeli tutuklanıyor, 28 Şubat zulmünden dolayı yıllarca haksız yere hapis yatmış, işkencelere maruz kalmış. Eşini hapisteyken kaybediyor, yaşadığı acı, ıstırap daha da büyüyor. Günlerce çocuklarına hasret yaşıyor. Yarası derin, içi yanıyor. Ben suçlu değilim diyor, gözlerinden yaşlar boşalıyor. Tekrar hocalık yaptığı camide, Hz. İbrahim’i anlattığı gibi kuyuya düşüp, zindanlarda kalan Yusuf’u anlatması, anlatırken boğazında hıçkırıkların düğümlenmesi ve gözyaşları sel oluyor. Benim de gözlerim yaşarıyor, duygulanıyorum. Böyle güzel konuları işleyip, muhteşem öykü kitabının yazan, sevgili Selvigül Kandoğmuş Şahin’e şükranlarımı sunuyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.