Nizam Bey | Kenan Subaşı | Hikaye Atlası

0
576

KENAN SUBAŞI / HİKAYE ATLASI

NİZAM BEY

Yaz, kendini iyice göstermişti. Nizam Bey, vergi dairesindeki memuriyetini bitirmiş, emekli olmuş, günlerini bazen evinde, bazen alışverişte, bazen eşi Nadide Hanım’ın mezarı başında, bazen de bir deniz kenarından uzaklara baka baka geçiriyordu.

İki çocuk büyütmüştü, onları okutup iş sahibi etmiş, evlendiklerine şahit olmuştu. Fakat bir başınaydı. Nizam Bey’in sağlığı, hâli, hatırı, uzun yıllardır sorulmuyordu. Ev telefonunun hattını çok önceleri kapattırmış, telefonu da çöpe atmıştı. Birkaç yıldır da cep telefonu kullanmıyordu… Artık kimselere misafir olmuyor, kimseler de onu aramıyordu… Son zamanlarda öyleydi, çevresiyle ilişkileri çok zayıflamış, çatık kaşlı, morali bozuk, çok nadir gülümseyen, geçimsiz biri olmuştu… Nizam Bey’i, oturduğu sokakta da pek tanımıyorlardı. Komşuları, onun yaşadığından bile habersizdi; nasıl biridir, neyle uğraşır, evden ne zaman çıkar, eve ne zaman döner, bilmiyordu…

Herhangi bir gündü.

Nizam Bey, bir elinde su dolu şişe, diğer elinde birkaç çiçek, bazen yaptığı gibi eşi Nadide Hanım’ın mezarına gitmişti. Ilık ılık esen bir rüzgâr, sallanıp hışırdayan servi ağaçları, sıra sıra dizilmiş mezarlar arasında, Nadide Hanım’ın mezarı başındaydı…

– Merhaba!

Dedi, biraz mahcup bir şekilde… Elindeki su dolu şişeyi, çiçekleri bir kenara koydu…

– Yine geldim, Nadide Hanım! Nereye gideyim ki?

Nizam Bey, bir taraftan, mezarın üzerindeki yabani otları yolmaya, bir taraftan da sessizce sureler, dualar okumaya başladı. Yolduğu otları, cebinden çıkarttığı bir poşete koydu, poşetin ağzını bağladı, poşeti usulca bir kenara bıraktı. Nizam Bey, okumaya devam ediyordu. Bir müddet sonra, Nadide Hanım’la karışmış toprağı, eliyle eşelemeye başladı. Eşeledi, eşeledi, Nadide Hanım’la karışmış toprakta, çiçekler için yaklaşık bir karış derinliğinde yer açtı… Sonra doğruldu, ellerine baktı, toz toprak kalmasın diye avuçlarını birbirine yavaşça çarptı…

Güneş, bütün sıcaklığıyla, Nizam Bey’in üstündeydi…

Nizam Bey, biraz terlemişti, sağ elinin üzeriyle alnındaki teri sildi… Aniden yüzünü diğer mezarlara çevirdi, mezar taşlarına bakmaya başladı… Mezar taşlarındaki isimlere, tarihlere ve diğer yazılanlara bakıyordu… Sonra başını yavaşça önüne düşürdü, düşüncelere daldı, dalgınlaştı, yüzünü yerden kaldırmıyor, yere uzun uzun bakıyordu…

Mezarlıkta, Nizam Bey’den başka kimse görünmüyordu…

Nizam Bey, çiçekleri koyduğu yere eğildi, çiçekleri eline alıp dallarına, yapraklarına göz gezdirdi. İçinden, ‘bir kırıklık var mı’, ‘bir incinmişlik var mı’ diye endişeler geçirdi, hafifçe tebessüm etti, çiçekleri toprağa teker teker dikmeye başladı. Nizam Bey, diktiği her çiçeğin etrafındaki toprağa elleriyle bastırıyor, toprağı düzeltmeye çalışıyordu…

– Fazla mı bastırıyorum acaba?

Diye sessizce mırıldandı.

– Kadıncağız rahatsız olacak!

Nizam Bey, çiçekleri, Nadide Hanım’la karışmış toprağa dikmiş, toprağın üzerini düzeltmişti… Su dolu şişeyi eline aldı! Suyu, mezarın baş kısmından, ayakların olduğu kısma kadar döktü. Son damlasına kadar dökülsün diye şişeyi birkaç defa salladı. Sonra şişeyi bir kenara bıraktı. Nizam Bey biraz kederli, biraz yorgun, mezarın baş kısmına yakın bir mermerin üzerine oturdu. Mezar taşına uzun uzun bakmaya başladı… Elini, mezar taşının üzerine koydu, sonra da ismin yazılı olduğu yere değdirdi! Dokundu, dokundu, sanki mezar taşını okşuyordu!

– Nadide Hanım!

Dedi, yavaşça ayağa kalkarak…

– Sizi ne de çok özledim, bir bilseniz! Günlerin nasıl geçtiğini hiç merak etmeyin! Aynı… Nasıl yaşadıysanız, aynı… Biraz, iklimler değişti, yazlar ve kışlar tuhaf geçiyor, biraz da bizimkilere üzülüyorum… Ufak oğlan, büyüğüne göre daha sıcaktı, bilirsiniz, cana daha yakındı. Eskiden arayıp sorardı, o da artık büyüğü gibi oldu… Gerçi ikisine de kızamıyorum, zaman değişti! Benim gibi birini, tıpkı bir antika gibi birini ne yapsınlar ki! Güldüğüme bakmayın, Nadide Hanım! Antika gibiyim işte, bir köşede bekletilen, tozlu bir eser gibi…

Nizam Bey, mezarı çevreleyen mermerlere baktı, sonra o mermerlerden birinin üzerine oturdu, mermerin uzunluğuna doğru ayaklarını uzattı, sonra da sırtını geriye yavaşça bıraktı…

Nizam Bey, mermerin üzerine uzanmış, gözlerini gökyüzünde gezdiriyordu…

– Sizinle yan yana olmak, acaba nasıl bir şey?

Dedi… Gökyüzüne bakmaya devam etti, baktığı yerde beyaz bir bulut ve çok uzaktan geçip arkasından izler bırakan bir uçak vardı… Nizam Bey, uçağı izlemeye başladı…

– Alışkanlıklarımı yine devam ettiriyorum, Nadide Hanım! Akvaryuma yem atmak, albümdeki fotoğraflarımıza bakmak, kütüphaneyi karıştırıp bir kitap bulmak gibi… Kitap dedim de aklıma geldi! Elime aldığım bir kitabı artık bitiremiyorum, Nadide Hanım! Bir sayfayı okurken, bana tuhaf tuhaf şeyler oluyor, bir anda dikkatim dağılıyor, başladığım yere dönmek istiyorum, olmuyor, bıraktığım yerden de başlayamıyorum, odaklanamıyorum bir daha, sonra da yoruluyor, kitabı kapatıp bir kenara koyuyorum! Nadide Hanım, bunlar bana niye oluyor, bilmiyorum… Gözlerimde henüz bir bozukluk yok, bir bozukluk yok ama aklıma gelen o olur olmaz düşünceler, o durup dururken içime çöken sıkıntılar, benim hep dikkatimi dağıtıyor… Ara sıra da yükselen şekerimden yakınıyorum… Öyle işte! Bu arada, mutfaktaki tavayla aram hiç iyi değil, geçen gün onu yine yaktım, zeytinyağını ocağın üzerinde fazla bekletmişim, yanmaz dedikleri tava nasıl da yandı, bir görseydiniz, parlayıp nasıl da alevlendi, sandım ki ocak yanacak, en çok da ona sinirlendim… Doğru ya! Tavayı yakmak da nereden çıktı, diyeceksiniz! Son günlerde bol bol balık yiyorum, Nadide Hanım… Omega üç dedikleri, beyine iyi geliyormuş. Balık yemek lazımmış, ben de iki üç gün arayla alıp kızartıyorum; yanında salata, şu, bu, zorla da olsa yemeye çalışıyorum… Laf aramızda, aslında, balıkları, ‘son günlerinde aklını kaçırdı’ demesinler diye yiyorum, Nadide Hanım, sırf etrafımdaki insanlar beni öyle görmesin, sırf o dedikoducular hakkımda öyle konuşmasın diye…

Kenan Subaşı

 

——–

Kenan Subaşı Kimdir?

1978, İstanbul doğumlu, Eskişehir AÖF Web Tasarımı ve Kodlama öğrencisi, evli ve bir kız babası. Kurumsal bir şirkette, CCTV Control Room Operator olarak çalışmakta… Şiirle iştigali lise yıllarında başladı…Dünyabizim’de haber metinleri yazdı. Türk ve batı şairlerinden birçoğunun şiirini okumuş, birçoğunun poetik yazılarına/söylemlerine vâkıf olmuş biri… Müzik (Arabesk, sanat müziği, türkü, ezgi, (yan flüt çalmak), bisiklet (kente uyumlu, katlanabilen özelliği olan bisiklet) kullanmak, gerçekleştirdiği/gerçekleştirmek istediği hobileri arasında yer alır… 

Şiirleri, hikayeleri ve oyun metinleri ilk defa www.elestirihaber.com da yayınlanıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here