Nevzat Akyar’ın “Kuşların Götürdüğü” Adlı Hikaye Kitabı Üzerine Yazdık…| Mustafa Nurullah Celep | Bir Hikayeden

0
719

Mustafa Nurullah Celep

NEVZAT AKYAR’IN ‘KUŞLARIN GÖTÜRDÜĞÜ’ ADLI HİKÂYE KİTABINA BİR BAKIŞ (*)

Zamanın katılığını gidermek için yazıyor Nevzat Akyar. Hikâyelerinin yazılış gerekçesi, zaman geçip de süreyle eskimeyen değerler üzerinde yoğunlaşıyor. Akyar için hikâye anlatmak, zamanın hükmünün geçerli olmadığı durum/ân ve haller üzerinde, hâlâ daha günümüzde zamansal hükmünü devam ettiren insanî/irfanî gerçekleri dile aktarmak ve ifadeye kavuşturmak; kapital olanın, maddesel medeniyetin insanî/uhrevî olanı yıprattığı ve elimine ettiği bir zaman diliminde ölmeyecek olana/değerlerimize/değişmeyene muttali olmaktır. Örneğin “Köstekli Saat” hikâyesi nesilden nesle aktarılan nesnesel bir değeri ölmezleştiren, nesnenin şahsileştirildiği ve bir değer ve önem kazandığı güzel-estetik bir hikâyedir.

“Bir de kösteklisi olmasa, neredeyse Âdem Peygamber’den beter olacaktı. Çünkü o hiç olmazsa Havva’sının olduğunu biliyor ve onu arıyordu. Kendi Havva’sı içeride yatakta yatıyor, kendisini tanımıyordu bile. Kendisi ise sadece her zaman bir yürek gibi cebini zorlayan, bazen çıkmak istercesine hızlı hızlı attığını hissettiği köstekliyle yaşıyordu.” (s.38)

Hakeza kitabın ilk hikâyesi olan “Hızır” ve sonrasında gelen ve kitaba adını veren “Kuşların Götürdüğü” hikâyeleri içeriğinde modern hayat eleştirisinin ögelerini taşıması bakımından da dikkate değerdir. Bu iki hikâye, ölmeyecek olan değerlere atıfla göndermeleri bakımından da özel ve güzel metinleridir. Öyle değil mi ama? Birçoğumuz hayatın, o karmakarışık hayatın hızlı koşuşturmacası içinde Hızır’ın ve Huzur’un nerelerde mündemiç olduğunu unutmadık mı? Mesela ekonomik kaygularla daha çok para kazanma hırsı ve tamahı içinde bocalayan bir adamın hayatında, kuşların tuttuğu yer ne kertedir? İşte bu iki hikâye, dünya yüzeyinde, bu ruyizeminde yitirdiğimiz bu yer’i anımsatır okuyucuya. Okuyucu da zaten, zatıyla okumasını, sezmesini, alımlamasını biliyorsa bu yer’i sezer, görür ve kavrar. Akyar’ın bu öyküsel sezdirme etkinliğinde yaşamsal ve sanatsal gerçekliği apaçık bağırmadığına tanıklık ederiz. Bize göre Akyar’ın hikâyeciliğine kalıcılık niteliği kazandıracak olan hikâyeler de bu metinlerdir. Aynı şekilde Akyar, bu hikâyeler üzerinden, bu hikâyelerin açtığı kanaldan giderek içinde yer aldığımız, kökleri yapay ve kaypak bu modern ve dünyevi hayata köklü eleştiriler geliştirebilirse nevişahsına münhasır bir “hikâye dünyası”nı da kurabilecektir.

Şair-Hikayeci Nevzat Akyar

“Bir Tutam Tozdum Ateş Üstünde”, “Lila”, “Hasret Sarkacı”, “Kızıl” vb. aşk izleğinin belirleyici olduğu hikâyelerin yapısal karakterinde estetik duyguların ve lirik bir duyarlığın etkili olduğunu söyleyebiliriz. Akyar’ın söze ve yazıya konu/k ettiğimiz kitabına eleştirel bir katkı babında ifade edecek olursak, biz bu tarz lirik ve şiirsel metinlere hemen her hikâye dergisinde, hemen birçok hikâye kitabında sıklıkla tanıklık ediyoruz. Akyar’ın hikâyeci kimliğine bu tip metinlerin ciddi bir katkısının olmadığını düşünüyorum. Yıllar geçse de eskimeyecek değerlere odaklanmalı bir hikâyeci! Geçmiş güzellemesi ve nostaljik olana aşırı eğilim duymadan da pekala bugünün dünyasına geçmişin, geleneksel olanın değerli nesneleri, ölmez kişileri taşınabilir diyorum.

“Bayramlaşma” ve “Mutluluk Düğmesi” hikâyeleri de insan hayatında bir zaman belirleyici olmuş (aşk ve müzik) değerlerin yitirilişine dair bir ağıt biçiminde okunabilir.

“Uçurumun Kenarında” hikâyesi ise ‘tek vuruşluk” kısa öykü türüne güzel ve etkili bir örneklik sunar. “Uçurumun Kenarında”, baki kalınacağı yanılsamasını yaşadığımız bir hayatın ‘fani’ oluşunu hikemi boyutuyla gözler önüne sermesi bakımından da okunası bir metindir. Nevzat Akyar, bu metinler üzerinde hikâye kumaşını örmenin derdine düşmeli bizce. Metne değer katan, değerler/imiz üzerindeki odaklanma ve yoğunlaşmadır…

“Mavi”, öykü ile deneme arası bir türün toprağından sesleniyor okuyucuya. Öyküden çok denemeye yakın bir metin… Kitap bütünlüğü içinde en zayıf halkayı oluşturan bir metin aynı zamanda. Kitabın değerler evrenine bir katkısının olduğunu söyleyemeyiz.

Birinci bölümün son hikâyesi olan “Hiç”, “Uçurumun Kenarında” ile akraba bir metin. Sonsuza dek yaşayacakmış hissi içinde yoğrulduğumuz hayatımızın hiç de bir garantisinin olmadığını anımsatıyor okuyucuya. Üzerinde ne denli durulsa yeridir.

Nevzat Akyar’ın hikâyelerine genel olarak doğru yerden yanaştığıma inanıyorum. Akyar, yiten/kaybolan değerlerin hatırlatıcısı bir anlatıcı, bir hikâye yazarı.

Aynı cihette Akyar’ın da hikâye sanatına sağlam bir yerden yaklaştığını düşünüyorum.

Kitabın ikinci bölümü olan ve yılın aylarına tahsis edilerek yazılmış “Ay Mektupları” adlı deneme ağırlıklı metinlerin buluş olarak güzel ancak yazarın hikâyeci kimliğiyle tümüyle uyuşmadığını tek celsede söyleyebilirim.

Biz de yazımızın ilk paragrafında ifade ettiğimiz önerileri Akyar’a tekrar hatırlatalım: Sayın Nevzat Akyar, zihnimizde hikâye anlatıcılığı boyutuyla bir inkılap yaratmak, etki etmek istiyorsa “Müslüman bir ülkede sokakta donmuş halde bulunan çocukların”, Pazar yerinde dilenen ve hayatın sillesini yemiş yaşlı ve fakir kadınların, köstekli saatine tutkuyla bağlı zaman kaçkını güzel yürekli adamların hikâyesini anlatmaya devam etmeli diyorum.

Şimdi artık postmodern zamanlarda yaşıyoruz.

Kalıcı değerlere işaret eden bu tip hikâyelerin hikemi evrenini ne denli betimlesek yeterli olmayacaktır. Zira çünkü Akyar’a bir yazar olarak aslî değerini veren/verecek olan da budur.

Selam ederim…

 

(*) Nevzat Akyar, Kuşların Götürdüğü, Artos Kitap, Eylül 2017, Bursa.

[Eleştiri Haber, 19.05.2018]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here